Kaç bahar geçti…

Buraya çok uzun zamandır yazmadım, çok uzun zamandır yapmadığım çok şeyden biri. Bugünlerde herkesin çok derdi var. Benimkiler bunların yanında çok ufak kalıyor. O yüzden dertleri yazmaya gerek yok. İyi giden şeyleri günlüğümüze not edelim. Bu aralar haftada 2 gün salonda basketbol oynuyoruz arkadaşlarla. Küçükken basketbolcu olmak istiyordum, şu an tek yaptığım iş bu olduğuna göre oldum sayılır:) Henüz sakatlanmadım. Ama tabii riskli bir etkinlik. Yine de şu günlerde iple çektiğim tek şey. Çocuğumla vakit geçirmek için önemli bir fırsat oldu bu dönem. Belki ileride ‘iyi ki öyle olmuş’ derim, o kadar önemli aslında. Yemek yapmak konusunda ilerledim herkes gibi. Müzik konusunda ise düşündüğüm kadar ilerlemedim. Hatta bazı gerilemeler de var. Sanırım en önemli şey motivasyon. Vaktin çok olması çok önemli değil. Kısa bir zaman önce elimdeki şarkıları ve söz yazılmamış besteleri gözden geçirmeyi ve geçen yılki teklilerle birleştirip bir album haline getirmeyi düşündüm. Kısa zaman içinde bir sürü şarkı yazdım, halbuki aylardır çok az şey yazmıştım. Sonra onlardan 6 tane seçtik ve kaydetmeye karar verdik. Bu sefer de İstanbul’da hastalık çok yayıldı. Biz de Eray’la İstanbul’a gitmeden albümün bu 6 şarkısını küçük bir odada İstanbul’dan Selim ve Akın Abi’nin destekleriyle kaydettik. Tabii albüme daha pek çok müzisyen evlerinden dahil oldu. Zaten geçen seneki kayıtlarda da benzer yöntemler uygulamıştık. Bu sene kayıt için zor bir sene gerçekten. Albümün ismi ‘Küçük bir evde’ oldu. Yakında tüm işlemleri biter, yayımlanır.

Biraz da bundan sonrası için tahminlerimi buraya not edeyim, bakalım tutturacak mıyım?

Bu yaz her yerin açılmasını bekliyorum, geçen sen olduğu gibi. Kışın ise her şey serbest olsa da , olmasa da insanların bazılarının kendilerini sosyal ortamlardan uzak tutacağını düşünüyorum. Kolay değil böyle bir psikolojiden çıkmak. Bu yüzden bizim konserlerimizin normal seyrine girmesi çok kolay görünmüyor. Süreç uzadıkça tahribat da artıyor, geri dönmek de zorlaşıyor. Çaldığımız mekanların bazıları kapandı, bazıları da daha sonra kapanacak. Müzisyenler ve teknik ekiplerdeki insanlar artık başka işler yapmaya başladı. Ben bile düşündüysem insanlar neden düşünmesin…

Dolayısıyla konserlerle ilgili tabloyu çok parlak görmüyorum. Ama geçtiğimiz yıl defalarca gördük ki, bizim işimiz yeni şarkılar yazıp kaydetmek, konser olsa da olmasa da… Ha bir de basketbol 🙂

Sinan (Nisan 2021)

Corona günleri

Son günlerde epey çalıştık, ama bu haftayı daha rahat geçirdim. Geçtiğimiz perşembe Hasan Gözetlik’le bir kayıt yaptık. İstanbul’da epey kaldım bu kış, ama Hasan hep doluydu. Şimdi virüsten dolayı boş, ama ben İstanbul’da değilim ve çözüm olarak görüntülü konuşma kullanarak, Selim’in de katılımıyla kaydı gerçekleştirdik. Tabii ki ben orda olsaydım daha çok içime sinerdi ama yine de iyi sonuç aldık (galiba) . Şarkı bana ait, roman havası ve arabesk içeren bir şarkı. Hasan çoğu albümümüzde trompet-trombon çalıyordu. Ama ilk defa şarkı söyledi. Her roman güzel şarkı söylüyor, tarz olarak birbirlerine benziyorlar. Hasan’ın çok harika bir sesi yok ama piyasadaki çoğu şarkıcıdan yine daha güzel söylüyor. Ama kendini sadece müzisyen olarak düşünüyor. Romanların genelde çok kariyer hırsı olmuyor. Onlar için kariyer, kariyerli bir solistin arkasında çalmak.  Bir çoğu bu yüzden şarkı söylemeye, albüm yapmaya, dolayısıyla ünlü olmaya çalışmıyor. Sadece müzik piyasası içinde biliniyorlar, tromboncu Hasan, klarnetçi Hüseyin… Genelde hepsinin aile hayatı var, çocukları var. Erkenden evleniyorlar. Ben Hasan’ı 2007’de tanıdığımda 17 yaşındaydı, birkaç yıl sonra evlendi. Şimdi 30 yaşında ve 3 çocuğu var. Her gün ya konserde çalıyor, ya kayıtta, ya da her ikisinde. Yaptığımız kayıt Hasan’ın hayatını çok değiştirmez diye tahmin ediyorum. Ama belli olmaz da tabii. Değişirse belki de üzülmeliyim, bilmiyorum.

Yapmak istediğim çok sayıda şey var müzikle ilgili, birbirinden farklı kayıtlar. Bunlar aklıma gelip gidiyorlar. Listeleyeyim dedim, baya bir çıktı. Yazdım yazdım, en son bir tanesi aklıma geldi. Aslında ilk aklıma gelmesi gereken, ilk yapmam gereken kayıt, ama en son aklıma geldi. Bende olduğunu sandığım vizyon aslında pek de yok demek ki. En iyi müzisyenlerin büyük bir çoğunluğunun ciddi vizyon problemi var. Neredeyse hepsinin. Oysa bir çok değersiz ama vizyonlu müzisyen çok daha iyi yerlere geliyor. Benim derinlerde kalmış bir vizyonum varmış gibi geliyor, ama bazen mevcut durumlara çok kaptırıp esas yapmam gerekenleri yapmıyorum. Yeni bir şarkı yazmış oluyorum, canım onu kaydetmek istiyor, veya konserler provalar derken zaman gidiyor. Sonra bir bakıyorum, yapabileceğim en güzel şeyleri yapmamışım, onun yerine oyalanmışım. Umarım bunun önüne geçebilirim bundan sonraki zamanda.

Corona’dan bahsetmedim, buraya not düşeyim. Bu hastalıkla ilgili atıp tutmak beni aşar. Ama bana habercilerin, basının bir abartması gibi geliyor. Zaten bir tek onların işine yaradı…

Eğer öyleyse yakında her şey normale döner. Umarım öyle olur…

Sinan(17 Mayıs 2020)

Ben de delirdim

Arka arkaya şarkılar kaydettik. Eksikleri, hataları çok kayıtların. Aynı şehirde bile değiliz arkadaşlarımla. Dolayısıyla birlikte yaptığımız kayıtların ne keyfi var, ne de kalitesi. Ama aslında şarkılar ilk çalındığında %70’i ortaya çıkıyor, belki daha fazlası. Sonradan yapılan prodüksyon bazen şarkıdan götürüyor bile. Bazı şarkılar zaten çok basit kayıtlar istiyor. Ben de onlardan seçmeye çalıştım. Bu evdeki enstrümanlarım biraz daha iyi olsaydı, mikrofonumu başkasına emanet verdiğim için şimdi kendim emanet mikrofonla çalışıyor olmasaydım, 2-3 ay içinde kendi çalışma yerime geçmiş olsaydım herşey daha güzel mi olurdu? Ne kadarı kayda yansırdı? Bunların cevabını bilemeyeceğiz. Ama bir kere daha anladım, en büyük güç motivasyon. İnsanların evde bu şarkıları bekliyor olması her şeyi mümkün hale getirdi. Bizim için de çok iyi oldu. Bu kadar uzun süre çalışmamak çok tuhaf olurdu. Hepimiz bir şeyler yaptık, pasımızı attık bu kayıtlarla. Hayatımda ilk defa böyle bir dönemle karşılaşıyorum. Bilseydim böyle bir şey olacağını, önceden bir sürü kayıt yapardım. Neyse ki bolca yayımlanmamış şarkım var. Galiba karantinanın da sonuna yaklaştık, inşallah… Çok özlediğim şeyleri yazmıyorum, zaten özlemediğim pek bir şey yok. 27 Nisan 2020

Radyo Eksen ve Çağlan Tekil

2001 yılında hayatımda büyük bir olay olmuştu. Bizim dükkanın müşterisi olan sevgili abim Kenan Onuk’a Radyo Eksen’i çok sevdiğimi ve gönüllü çalışmak istediğimi söylemiştim. Kenan Onuk NTV bünyesinde çok önemli biriydi ve herkesi tanıyordu. Radyo Eksen de NTV bünyesinde bir radyoydu. Radyonun müdürü Barbaros Devecioğlu’na beni öyle bir anlattı ki Kenan Abi, beni hemen aldılar radyoya. Esas amaç bizim dükkandaki CD’lerin radyonun bilgisayarına kaydedilmesiydi. Türkiye’nin en iyi arşivlerinden biri bizim dükkandaydı. Başlarda CD getirip götürmek ve almanca müzik sitelerinden tercüme dışında bir şey yapmadım. Sonra beni stüdyoya götürüp bana anons denemesi yaptırdılar. Beğenince de 1 hafta çalışmam için bana küçük bir yer verdiler. Sonra da akşam 19:00’dan itibaren haftaiçi 2 saat yayına girmeye başladım. İlk başlarda bu kadar önemli bir saati bana neden verdiklerini anlamadım ama sonra NTV’deki servislerin 18:30’da kalkması nedeniyle olduğunu anladım:) Olsun, benim için büyük bir fırsattı. Daha önce dinlemediğim kadar şarkı dinledim ve mikrofona konuşmak konusunda da ciddi bir deneyim oldu. İlk anonsumu hiç unutmuyorum, kağıda yazdım ve kağıttan okudum 2 cümleyi. Ne kadar zor olmuştu, halbuki ne kadar kolay bir iş. Ama heyecan insanı çok zorluyor. Böyle ortamlarda acemiler pek sevilmez. Bir sürü ‘deneyimli’ vardı bizim radyoda ve aynı ofisteki diğer radyolarda. Ben onların yanında çok ciddiyetsiz duruyordum heralde. Baya köpek muamelesi görüyordum bazı insanlardan. Ama bazı insanlar zarafetlerini asla bozmadılar bana karşı. Bunlardan biri de her pazartesi benden sonra yayına giren Çağlan Tekil’di. Evet, o da beni meraklı gözlerle süzüyordu. Böyle bir aceminin bu kadar önemli bir saatte ne işi var diyordu. Ama asla ters bir hareketini görmedim. Ne mühim insanların o NTV koridorlarında 5 kuruş etmediklerini gördü bu gözler, daha 21 yaşındayken. Keşke o ölmeseydi de o kibirli insanlardan biri ölseydi. Dünyanın adaleti yok gerçekten…

Yatmadan önce yazılması gerekenler

Günlük yazmayı hiç bırakmadım, sadece deftere yazmaya başladım, daha özgür hissettim kendimi deftere yazarken. Daha gerçekçi oldu el yazısıyla, ve tabii kimse görmeden. Gerçi genelde yollarda yazıyorum ve zaten kötü olan yazım daha da yamuluyor, olsun. Epey yazdım ama bunları paylaşır mıyım, ne zaman paylaşırım, bunu zaman gösterecek.

Yarın İstanbul’a gidiyorum, uzun bir süreliğine konser için son kez. Tuhaf bir his benim için. Ancak öyle çok planım var ki gelecek haftalar için. Hiç üzgün değilim. Pinhâni’de çok iyi gitmeyen şeyler var adını koyamadığım. Herkeste bir motivasyon düşüklüğü, ben de dahil olmak üzere. Bunun birçok sebebi olabilir. Çok gezdik, çok yoruldu herkes, bıktık desek kimse nedenini sormaz. Ama bu öyle bir şey değil. Bazı olumsuz şeylere çözüm üretemedik bir türlü. Mesela bir çok şeyi standart haline getiremedik. Çok fazla sallanıyoruz o yüzden, herkes bundan yoruldu gibi geliyor. Sürekli deneyler yaptık ve bu deneyler hala devam ediyor. Deney yapmak heyecan verici ama bence sahne üstü ve sahne dışındaki herkes bu deneylerden yoruldu, artık tepki vermeye başladılar. Bu konuda kimin haklı, kimin haksız olduğunu konuşmaya bile vaktimiz olmuyor bu kadar konser yaparken. Dolayısıyla konserlere ara vermeli, deneyler ve sorunlar hakkında düşünmeliyiz. Ortada zaten ciddi bir sorun yok, tek sorun zamansızlık, onu da çözmüş olduk.

Müzik çok uçsuz bir alan, belki bu günlüğü okuyanların gözünde biz oldukça büyük bir ekibiz ama aslında müzik evreninde küçücük bir noktayız. Elbette kapladığımız alanı büyütmemiz mümkün. Bu arada bunun üzerine çokça düşünmek istiyorum. Aslında yapmak istediğim ve yapabileceğim çok şey var. Yeni yazdığım şarkıların kaydı, konser kaydının ikinci bölümünün yayını, enstrüman çalışmak (bol bol), aile ile zaman geçirmek, konser olmadan gezmek, daha çok spor yapmak… Sanırım son üçünü daha fazla ertelememeliyim ama müzik üzerine düşünmek ve daha büyük hedefler koymak, yeni kayıtlar yapmaktan çok daha değerli. Umarım bunu yapabilirim, çünkü her yeni şarkı beni stüdyoya doğru mıknatıs gibi çekiyor, kaydedip bütününü dinlemek istiyorum.

Arka arkaya 6 günde 6 tane konser yapacağız, İstanbul, Tokat, Sivas, Tunceli, Erzincan ve tekrar İstanbul. Hayatımın geri kalanında bir daha bu kadar yorucu bir konser programına girmek istemiyorum. En önemlisi bu kadar çok konseri yüksek bir performansla yapmak imkansız. Bu yüzden artık böyle bir şeye girmek istemiyorum. Ancak konserler azalınca da küçük şehirlere gitmemiz daha da zorlaşacak. Sanırım artık sıramızı yavaş yavaş savıyoruz. En azından ‘bir zamanlar bu ülkenin her köşesinde çalan bir ekip’ olarak anılacağız. Bugüne kadar kimseyi ihmal etmedik, artık edebiliriz. Sıra bizden sonrakilerde. Bu turnede yine küçük bir ekip olarak küçük bir arabayla yolculuk yapacağız. Arabayı genelde ben kullanacağım, son kez. Akın Abi ben kullanınca daha rahat ediyor şoförsüz turnelerde, ben de öyle. Belki yurt dışında bir daha bu sistemi uygularız ama onun bile olacağını sanmıyorum. Yine de bu tarz son turnemizin Türkiye’nin doğusunda olması bize çok uygun oldu. Umarım kazasız belasız biter. Bu kadar yolculuğa çok şükür çok az kazaya karıştık, bizi taşıyan şoförler ve pilotlara canımızı borçluyuz.

Pinhâni için güzel şeylerin yaşanacağı günler geliyordur umarım. Deney yapmayı seviyorum ama büyük deneyler yapmaktan hep korktum. Ancak artık yapmanın zamanı geldi de geçiyor. Bundan sonra kendime en çok hatırlatacağım söz Nasreddin Hoca’nın bir fıkrasından alıntı: ‘Ya tutarsa?’…

Sinan (7 Ekim 2019’u 8 Ekim 2019’a bağlayan gece)

miks müks

Son birkaç aydır günlüğü deftere tutmaya başladım, her konseri ve bazı müzikli günleri (kayıt, prova vs) oraya yazıyorum, ama bugün de buraya bir şeyler yazayım. Şu anda albümden dört şarkının mikslenmiş hallerini dinliyorum, görevim kulağıma takılan olumsuzlukları söylemek, gerçi önce dinledim ve olumsuzlukları yazdım, şimdi tekrar dinlerken günlük yazıyorum. Yeni kaydettiğimiz 9 şarkı var ve tüm kayıtlar bitti, birkaç güne miksleri de bitecek, sonra masteringe girecek, sonra da dijital platformlara yüklenip iki hafta kadar bekleyecek. Yeni albüm kaydetmek çok zevkli ve zahmetli bir iş, ama hayalindeki şarkıya yaklaşmak harika bir duygu. Kendi konserlerimizi çok dinlemek isterdim dışardan. Kendi kayıtlarımızı dinlemenin böyle bir keyfi var, kendine ancak kayıtlar üzerinden konser verebiliyorsun. Kendi yazdığın şarkıyı ancak kaydederek dinleyebiliyorsun. Kayıt dönemine denk gelmiş olmak bu açıdan çok güzel. 100 yıl önce doğmuş olsaydım böyle bir imkanım olmayacaktı. Albümdeki bazı şarkıları şimdiden konserlerde çalmaya başladık. Ama 6 aydan önce albümün dinleyici tarafından hazmedilmesini beklememek lazım. Kediköy’de de albümün etkisini 6 ayda gördük. Çok albüm çıkıyor, doğal olarak albümlerin dinleyiciye ulaşması zaman alıyor, veya hiç ulaşmıyor. Geçen gün bir konuşma yapmam için beni çağırmışlar. Zaten şarkı yazarken düşüncelerimi belirtiyorum. Fazlası nasıl bir etki yapar ki… Ben bu kadarım işte, şarkılarda ne anlatılıyorsa o kadar. Yeni bir şey öğrenirsem de onu şarkılarla yine anlatacağım zaten . Aklıma eski güzellik yarışmaları geldi, tek kanal döneminde maruz kaldığımız bir başka garabet. Yarışmacılar genellikle aynı şeyleri söylerdi, ‘Savaşlar olmasın, kutuplar erimesin, penguenler ölmesin’ , bence de… 21.01.19. sinan

Ata Barı

Yarın zorlu bir konser maratonuna başlıyoruz. Yorulmuyor değilim, en çok da sesim yoruluyor. Ama çaldığımız yerlerde sinir bozucu şeyler olmadıkça herşey akıp gidiyor. Bu sene İstanbul’da çok kalmadım, daha önce iki sene daha İstanbul dışında kalmıştım, biri öğrenciyken, biri de askerde. İşimiz gereği İstanbul’dan sık sık ayrılıyoruz, ama en güzeli İstanbul’u hiç çekmemek. Ocak ve şubatta İstanbul’da albüm nedeniyle biraz kalmam gerekecek. Umarım kötü geçmez. Bunca yıl yaşadığım yerde yapacak güzel şeyler bulurum elbet.

Ülkede konser verilen çeşitli yerler var, bunlardan sektör bakımından en önemlisi barlar. Barların iki gelir kalemi var, biri bilet ücretleri, diğeri içki satışları. Bizim dinleyicimiz şişe açtırıp para saçan bir dinleyici değil, neyse ki, ancak bazı şehirlerde nisbeten alternatifsiz olan mekanlar konserleri müzikal olarak değil, bar cirosu ve bilet satışıyla kıyaslıyor. Bu durumda bizim için ne kadar dinleyici gelirse gelsin, para saçan görgüsüzler ve onların sevdiği müzisyenler barları çok önceden parselliyor. Bazen çalacak kimseyi bulamadıklarında da bizim gibi makul seyircisi olan ekiplere sığınıyorlar. Büyük şehirlerde her insan tipinin mekanı ayrı ama Anadolu’da hepimiz bir gemideyiz, böyle giderse de gemiden atlamak zorunda kalacağız. Neyse ki her şehirde bizim çalabileceğimiz bir salon mevcut,  barlara muhtaç olmadığımıza göre dert edecek bir şey de yok.

Sinan (5.12.2018)

iki filim birden

Bugün Müslüm filmine gittim. Sıradan bir sinema izleyicisi kadar bile anlamam sinemadan, ama o adamın hayatının bir filme sığmayacağını zaten tahmin ederdim, film de bunun ispatı gibiydi. Güzel olan şeylerin çoğunlukta olduğu filmde bir Unkapanı çocuğu olarak tatmin olmadım, belki de onun müzik yaşantısından daha çok bahsedilmesini beklediğim için. Elbette Türk izleyicisine uygun çekilmeliydi bu film, öyle de yapmışlar, dram, kan, ölüm, yokluk, aşk, biraz da komedi, ve bol müzik, en güzeli oydu zaten. Film boyunca bacak salladım ben de. Neyse, ben bu konudan iki film çıkarılmasından yanayım, ama çekilmiş artık.

İstanbul’a her gittiğimde kısıtlı zamanda çok kayıt yapmaya çalışıyoruz. Bu yüzden özellikle Selim’e çok yükleniyorum, benim zamanımın azlığının bedelinin bir kısmını Selim ödüyor, benim yetişemediğim işleri yaparak. Tek tesellim bu albümün ve tüm bu yapılan işlerin ona da faydalı olması. Sağolsun, evimiz yakın diye bazen ben İstanbul’a gelmeden bizim kombiyi açıyor, bu hafta sonu idare ederim diye bunu ondan istemedim ama ciddi anlamda üşüdüm. Sanırım önümüzdeki hafta sonu için rica edeceğim yine kombiyi açmasını. İyi oluyor nisbeten ısınmış eve girmek, gece gece.

Albüm için kaydetmeye başladığımız 10 şarkıdan dokuzunu kesin olarak albüme koyuyoruz, koymadığımız şarkının dışında bir şarkı daha vardı albüme girsin istediğim. Ama 2020 sonbaharında bir albüm daha yapalım istiyorum. Bu durumda albüme girmeyen şarkıların yeri zaten hazır, çünkü böyle giderse albüm yetişmeyecek. Davul kayıtları bir şarkı hariç bitti, vokal kayıtlarının da çoğu bitti, içime sinmeyenler olursa tekrar söylerim belki. Akustik gitar kayıtları da biraz yapıldı. Akın Abi bu hafta gelip bazı şarkılara çalacak. Deniz Türkan bu hafta bir şarkıya bağlama çaldı, bas gitar kayıtlarına pek girmedik. Ama en zoru davul, gerisi gelir.

Bugün uzun bir zaman sonra basketbol oynadım, çok da zevk aldım. Keşke daha sık oynayabilsem. Keşke daha çok ve keşke daha az olsun dediklerimi bu günlüğe listeleyeyim, tabii kendi hayatımda…

Keşke daha çok

spor yapabilsem, uyuyabilsem, sevdiğim insanları görsem, enstrüman etüdü yapabilsem (mesela davul)

keşke daha az

şarkı söylesem, yolculuk yapsam, yemek yesem, insanlarla uğraşsam…

Sinan , 4 Aralık 2018

Dağlar dağlar

Her günlük yazısı eklediğimde farkediyorum ki daha o gün epey okuyan olmuş, mesajlar geliyor yazıyla ilgili. Bu demek oluyor ki günlük yazılarını sıkı takip eden bir kitle var. Aslında düzenli yazsam, yani yazının çıkacağı gün belli olsa insanlar her gün kontrol etmekten kurtulurlar. Ama o zaman da işin doğallığı kaybolur. Burası benim için bir çeşit içimi dökme yeri, her zaman yazasım gelmiyor, her zaman vaktim de olmuyor. Dolayısıyla düzenli yazmak için bir müdehale gerekiyor. Örneğin yazıları yazıp kenara koyup belli zamanlarda yayımlayabilirim. Bunu bir düşüneyim. Şu anda dağlık bir yerde bir radyo programı dinliyorum, yine çok önemli sorunlar konuşuluyor. Ancak dağların ardında ben de, diğer insanlar da ülkede olup bitenden habersiziz, bilsek de hissetmiyoruz. Zaten son yıllarda ülkeden kopuk yerlere gidiş çok arttı, adalar, yaylalar, uzak kasabalar yavaş yavaş şehirlerden, daha doğrusu ülke gündeminden ve şartlarından kaçan insanlarla doluyor, daha da dolacak. Kimileri yurt dışını tercih ediyor kaçmak için, çoğu da gidemediğinden ülkenin son huzurlu yerlerine saklanıyor. Bu ülkede onurlu olmak çok pahalı, kaçmak çok daha kolay… Sinan (19 kasım 2018)

Bir zamanlar Anadolu’da

Bu haftasonu hem bol bol kayıt yaptık, hem de bir konser. Sayıca epey bir şarkının demosunu yapıp aralarında seçim yapmak /yaptırmak istiyordum, ama albümde yayımlayacağımızdan sadece biraz daha fazla şarkıya demo yapıldı. Onlardan bir iki tane elemek ya da hepsini kaydetmek gibi iki seçenek var şimdi. Bir yandan da yeni şarkılar yazıyorum. Kısmen bitmemiş olan bir şarkı var, çok da güzelmiş gibi geliyor bana, onu da bitirmeyi istiyorum. Emin olduğumuz şarkıların kaydına başladık. Kayıtları dinleyen insanların tepkileri ise genelde pek benzemiyor. En sevilen şarkı genelde farklı, yine de bir iki tanesi daha öne çıkıyor. Ancak her şarkıyı özellikle sevenler oldu. Ben de zaten hepsini ayrı seviyorum:)

Konser de gayet güzeldi. KadıköySahne’ye çok alışıktık ve Dorock’la ilgili tereddütlerimiz vardı, çoğunun boşuna olduğunu söyleyebilirim. Güvenlik çok sıkı mekanda, bunun doğru olup olmadığını değerlendirmek benim için zor, ama tahmin ettiğimiz gibi şikayet geldi güvenlikten. Tek erkek gelenleri almamışlar, genel şikayet buydu. Bizi almamalarından da korkuyorduk, sıkı güvenlik olan yerlerde bazen kendi ismimizi de davetli listesine yazıyoruz, ama konuşunca aldılar hemen:) Gerçi yanımda hep birileri vardı, ben birebir konuşmadım. Anadolu’da ekipçe içki içilen bir mekana gidemiyoruz bu yüzden, hepimiz erkek olduğumuz için. Mekanlardaki güvenlikler çok problemli, bütün mekancılar da güvenliklerin orantısız davranışlarından bıkmış durumda. O yüzden bu konuda mekanları eleştirmek de çok kolay değil. Sürekli yaramazlık yapan bir çocuk sahibi olmak gibi bir şey, hayat boyu bir mahcubiyet hali. KadıköySahne’nin kısmen iyi olduğu bir konu mesela güvenlikler, ama Dorock’a göre çok küçük ve kontrolü kolay bir mekan. Ayrıca daha önce orda çalışan menajerimiz Aysun’un ifadesine göre de onu en çok üzen çalışanlar güvenlikler olmuş, hep onlarla uğraşmış, çok da komik hatıraları var:)

Yine konserden bahsedecek olursam, çok kötü bir havada içerisi dopdoluydu. Mekanın işlek olmasının elbette etkisi var, günlerden cuma. Yine de bizi cesaretlendiren bir gece oldu o gece. Fena da çalmadık, bu ara daha az konser olduğu için biraz prova ihtiyacı olmaya başladı uzun süredir ilk defa.

Aralıkta iki Almanya konseri, ocakta da ilk defa Azerbaycan konseri var, Türkiye’de de daha önce çalmadığımız bazı şehirlere gitme durumumuz var önümüzdeki günlerde. Akın Abi ile olan akustik proje de gayet iyi gidiyor. Afyon’daki dördüncü konserimiz ilk defa şehir merkezinde oldu bu sefer. Afyonlular da ilk defa geldi zaten:) Bundan önce sadece öğrenciler geliyordu. Aydın ve Konya da beklediğimden çok daha kalabalık ve güzel geçti. Afyon ve Aydın’daki mekanların işletmecileri bizi gerçekten çok iyi ağırladılar. Konya’daki mekan konusunda çok olumsuz şeyler duymuştum, biz müzisyen olarak güzel vakit geçirdik ama konser organizatörümüz sanırım baya hırpalandı, dedem gelebildi konsere, geçen sefer hastaydı, gelememişti. O yüzden çok üstünde durmadım aksaklıkların. Ama Anadolu genelinde bu işi yapmak gerçekten zor mekancıların tavırlarından dolayı. İş kötü geçerse zaten müzisyene ve yapılan müziğe hiç kıymet verilmiyor, iş iyiyse de bu sefer başka sorunlar çıkıyor, özellikle ekonomik. Günün birinde Türkler’in çok ahlaklı insanlar olmadığıyla ilgili bir araştırma yapılırsa bende epey hikaye var maalesef… Sinan (18 Kasım 2018)

 

dinle

Küçük Bir Evde'yi Spotify'da dinleyin! Yalnızlık Zor'u Spotify'da dinleyin! Evde Kayıt'ı Spotify'da dinleyin! Konserdeyim 2'yi Spotify'da dinleyin! Çekirdekten'i Spotify'da dinleyin! Konserdeyim'i Spotify'da dinleyin! Yollar Bizi Bekler'i Spotify'da dinleyin! On Türkü'yü Spotify'da dinleyin! Kediköy'ü Spotify'da dinleyin! Canlı Yayın'ı Spotify'da dinleyin! Başka Şeyler'i Spotify'da dinleyin! Zaman Beklemez'i Spotify'da dinleyin! İnandığın Masallar'ı Spotify'da dinleyin!