Mevsimlerin suçu yok

Türkiye’de hayat şartları çok da yavaş olmayan bir şekilde çetinleşiyor. Büyük şehirlerde birden fazla terör örgütü ve toplumsal olayların gerilimi, yaşamı zor hale getirdi. Özellikle de çocuklar için. Ekonomik sorunlar da çığ gibi büyüyor. Bu koşullarda geleceğe olumlu bakmak zor. 12 Eylül darbesinden kısa bir süre önce doğmuşum. Eminim o darbe ben doğmadan kısa bir süre önce olsa, ailem çocuk yapmayı ertelerdi, zaten kardeşimin olmamasında bunun etkisi vardır. Ben de çok olaylı bir dönemden hemen önce çocuk sahibi oldum. İkinci çocuğu düşünmek bu şartlarda daha da zor. Çocukla ilgili deneyimlerimi anlatmaya sayfalar yetmez, o yüzden çok yazmıyorum. Ekonomik konularda şu an için benim adıma ciddi bir sorun yok, elbette olumsuz ama idare edilemez değil. Ama çok ciddi sorunları olan insanları görmek bile insanı üzüyor. Artık insanlar 3 kuruşun kavgasını veriyorlar. Buna mecbur bırakıldılar. İntihar eden babanın durumunu az veya çok yaşayan bir çok insan var artık. Böyle bir dönemde de toplumsal yardımlaşmanın hiç olmaması, adam öldükten sonra ise bir çok insanın yardıma koşması artık beni şaşırtmayan şeyler, düzelecek şeyler de değil. Türkiye’yi önemli sayıda insan terkediyor. Terkedenler genelde maddi imkanları ve eğitimi iyi olanlar. Bu da mevcut kuraklığın daha da artacağını gösteriyor. 19 yaşımda yurt dışına gidip bir yıl kaldıktan sonra dönmüştüm, çok meraklı değilim artık yurt dışında yaşamaya, dışarıdan göründüğü kadar cazip bir şey değil, hatta ciddi olumsuzlukları var, bu da uzun bir konu. Ama Türkiye’de kalmak da gerçekten sabır istiyor şu dönemde, imkanı olup da gitmeyen çok az. İstanbul’u tam olarak terk edemesem de eskisinden daha az vakit geçiriyorum orda. Kısmetse işim olmadıkça gitmeyeceğim. Ama ona var daha 1-2 sene. Hava yazdan kalma, geçen sene bu zamanlar çok daha serindi. Sonbaharı öğrencilik bittiğinden beri sevmeye başladım, her zaman söylerim. Aslında mevsimlerin hepsi güzel, her şehir de her mevsim gibi güzel olurdu, ama mevsimleri de şehirleri de insanlar mahvediyor. Şu sonbahar havasında yapılır en güzel tatil aslında, biraz güneş var, biraz bulut… Sinan (25 Eylül 2018)

Asfalyaz

Karadeniz’den başlayayım, beklediğimden de güzeldi, anlatmaya gerek yok, zaten herkes de gelmiş bu sene. Çok kalabalıktı, yollar daracık, kalabalığı kaldırmıyor, çok zorlanmıştır her gelen. Bayramın sonunda gittik, sonunu bile görmesem iyiydi, bayramı orda geçirenlerin vay haline. Ama güzeldi. Birol Topaloğlu gibi çok sevdiğim bir müzisyenle uzun süre sohbet etme, hatta birlikte çalıp söyleme fırsatım oldu. Sadece bu bile yeterdi. Hopa’daki konserimiz süperdi diyemem. Ama bizden sonra Niyazi Koyuncu’nun ilk Hopa konseri vardı ki biz üçüncü konserimizi vermiştik Hopa’da. Niyazi’ye özellikle Kazım Koyuncu’nun yorumladığı şarkılarda öyle bir eşlik etti ki insanlar, bu ana şahit olmak için bile geldiğime değdi. Adeta Niyazi ve dinleyiciler Kazım Koyuncu’yu geri almak için seslendiler, ama tabii ki olmadı. Eğer bunun mümkünü olsaydı zaten o akşam olurdu.

Yaylalarda çok temiz bir çok insanla tanıştım, defalarca çaldık bir şeyler, genelde kaydettik, ama en güzel geceyi tabii ki kaydetmedik, o gece bize özeldi, eminim oradaki her bir insan için çok hoş bir geceydi, uzun bir masanın etrafında müziği çok seven, az veya çok müzisyen olan 10-15 kişi toplanıp hep beraber şarkılar söyledik. Bazılarının canı sıkkındı, onlar kendine geldi. Biz de aradığımız nefesi almış olduk. Ertesi sabah Erdem, Onurcan ve Serhan Abi ile de ölümsüz bir kayıt yaptık, ama o geceki ortamın yerini tutmaz elbette. Karadeniz insanının bazısı fıkralara konu olacak kadar komik, bazıları da o fıkraları daha da komik hale getirecek kadar parlak zekalı. Yani güzel bir Karadeniz fıkrasında bir oyuncu ve bir de yazar var, ikisi de oralı, biz sadece birbirimize anlatıyoruz. Ben de yepyeni fıkraların figüranı oldum, onu da sonra anlatırım…

Geçtiğimiz hafta sonu konser yapmayacaktık, sonra Bursa Nilüfer Belediyesi için aradılar, hayır demek istemedik. Sonra da bir gün öncesini Kocaeli Hayal Kahvesi istedi, ha bir ha iki deyip kabul ettik. Nilüfer Belediyesi gündüz diye gecesini de KadıköySahne’ye verdik. Fakat sonra Bursa’daki festivalle ilgili bir sorun oldu ve Kocaeli ile Kadıköy konserleri kaldı elde. Aslında 7-8 eylülde o konserleri yapmak çok doğru değil, daha millet yeni döndü tatilden, ya da dönmedi. Ama Kocaeli’deki en kalabalık konserimiz oldu, KadıköySahne’de de başka konserler kötü geçmesine rağmen bizde salon doldu. Çok ciddi moral oldu. Demek ki bu yıl güzel geçecek.

Özellikle Milyon Yapım’ın festivallerinde çok yer aldık bir süredir, bir çok konuda iki taraf da birbirinden memnun. Ama bu festivallerde belli ki müzisyenler ve menajerleri sıralama konusunda ciddi bir baskı yapıyor, bu yüzden bizim gibi çok ses çıkarmayan ekipler her geçen gün erken saatlere yani güneşin altına doğru itiliyor. Biz de yaklaşık bir senedir güneşe doğru olan yolculuğumuzu durdurmaya çalışıyoruz, bu uğurda bu sene Zeytinli, NilüferFest, Van gibi , geçen yıl Mersin gibi bir çok değerli festivalin kadrosuna girmedik. Bunu sadece kendimiz için değil, hakkını arayamayan tüm müzisyenler için yapıyoruz. Kilyos’ta bizden sonra çıkan MFÖ’nün menajeri bize öyle lüzumsuz bir şey yaptı ki, baktım üzerinde MFÖ yazan bir kartla biri sahnenin hemen altından bana baka baka bizi dinliyor. Dedim herhalde MFÖ ekibinden bizi takip edenler var, her zamanki gibi fazla iyi niyet bendeki, adamın bizi dinlediği falan yok, bana gözlerini kısarak güya kibarca bitirin işareti yapıyor, ben o gün o konser için bir günlük yoldan gelmişim, zaten hiç uzatacak durumda değilim, festivale mahcup olmamak adına son gücümle anırıyorum, süremizin dolmasını sağlamaya çalışıyorum, zaten beş dakika süremiz kalmış, yani bir şarkı. Onu da adamı görünce yarım bıraktık. Bundan MFÖ üyelerinin haberi olmamıştır belki, ama olsa da farketmezdi zaten. Bizim ekipten biri bizden önceki ekibe bizim haberimiz olmadan böyle bir şey yapabilir miydi? Müzik yapanlar da dinleyenler de hiç cazip değil esasında, ama bizim dinleyicimiz gözüme hiç öyle gözükmüyor, sanki onlar bizim gibi, böyle bir şeyi asla yapmazmış gibi. Elbette aralarında kötü insanlar vardır. Bizim de kötü yanlarımız var… Geçen sefer Nilüferfest’te farklı bir hava vardı, sanki o zaman daha samimiydi festivalin kurgusu. Bu sene de öyle olacak diye kabul ettik, ama sonra festivalin bu zorba müzik sektörüne teslim olduğunu hissettik ve son anda çıktık, belki de yanılmışızdır. En çok da bizim Bursa’ya gelmemizi bekleyen insanlar için üzüldüm.

Kilyos’ta olandan daha kötüsü de bu yıl Kahramanmaraş Hayal Kahvesi’nde yaşandı. Esasında MFÖ’nün menajerinin ve Kahramanmaraş Hayal Kahvesi’nin işletmecisinin bize yaptıklarından dolayı hayatlarında en ufak bir değişiklik olmaması vicdanımı çok yaralıyor, ancak benim kişisel boykotum sadece bize zarar vermekle kalır. Bu sektördeki hiç kimsenin bana destek olacağını düşünmüyorum. Bunu, her iki olayın olduğu gün, ziyadesiyle anladım. Güçlü olduğun sürece her türlü ayıbın örtülüyor. Bizim sektörde de böyle. Zaten bir yerde bir sektör varsa, ordan sektörüp gitmek lazım…

Geçen hafta Erkan Oğur’un Bodrum’daki müzik derslerine az da olsa katılabildim. Yine çok eğiticiydi. Ünlü bir gitarist de yoldan geçerken derse uğradı. Erkan Abi onun her türlü saygısızlığını hoş gördü, ama cahilliğini affetmedi, verdi ayarı. Adam makamları bize sevdirmeye ve öğretmeye çalışıyor, bu çocuk da ‘7 değil 12 nota vardır, hepsini kullanıyorum’ dedi. Erkan Abi’ye de onaylatmak isteyince Erkan Abi de ‘Ne kadar az’ dedi. Büyüksün Erkan Abi! Yine ondan çok şey öğrenerek döndüm.

Hafta sonu tekrar Kilyos’ta çalacağız. Bu sefer konseri kaydetmeyi düşünüyoruz, hoşumuza giderse yayımlayacağız, ama yeterince prova yapamadık maalesef, sadece yıllardır birlikte çalıyor olmamıza güveniyoruz. O gün inşallah yağmur yağmaz, müzik sektörünün herhangi bir üyesi de canımızı sıkmaz. Asfalyalarıma çok güvenmiyorum, hadi hayırlısı… Sinan

 

 

Soğuk sıcak

Mersin’e gitmem baya uzun sürdü, hatta bu süre nedeniyle bir gün önce yola çıktım ve konserden önceki geceyi Mersin’de geçirdim. Tabi böyle olunca da konsere daha yüksek bir enerjiyle çıktım. Hoşuma gitti, ama bunu her zaman yapmak mümkün değil tabii ki. Konserden önce Deniz Tekin’le konser için prova yaptık, iki festivaldir konuğumuz oluyor. Bu sefer provalı söyledik. Ayrıca bu sefer ben de onun bir şarkısına eşlik ettim. Yaşı çok küçük, çok yetenekli, ama belli ki zorlanıyor bazı konularda, e ben de zorlanıyorum. Ama onun yerinde olmak istemezdim. Biraz yaş almış olmak bu kadar baskı olan bir iş için iyi bir durum. Gerçi herkes yaşı çok büyük olan müzisyenlerin çok zor olduğunu söylüyor, muhtemelen ben de zor bir insan olacağım biraz daha yaşlanınca. Şimdiden biraz zorlaştım. Sanırım ilk yıllarda insan başkalarından çekiyor, sonra da başkalarına çektiriyor. Ben elimden geldiğince başkalarına çektirmemeye çalışacağım ama maddenin tabiatı gereği yine de çektiririm bir miktar.

Festivalleri düzenleyen Umut Kuzey’i yaklaşık 13 yıldır tanıyorum, çok benzer tarafımız yok. Ama ilginç bir özelliği var Umut’un bana benzeyen. Festivallerde kapıda durup çalışıyor. Ben de olsam öyle yapardım. Bazen biz de dinleyicileri karşılıyoruz kapıda. Bu sene de bunun değişik versiyonlarını yapmayı düşünüyorum. Böyle bir şeyi zaten bizden başka kimse yapmaz, işte bi tek Umut Kuzey, o da bu konularda bizi aşmış durumda.

Yeni albüm kaydını nerede ve nasıl gerçekleştireceğimizi düşünüyorum bir süredir. Bir yandan da konserler çoğalıyor. Bakalım nasıl yapacağız? Aile hayatı yaşamak benim yaptığım hesapları oldukça karıştırıyor.

Bu ara sıcaktan çok fazla soğuk şey içtim, dondurma da bolca yedim. Konserlerde sesim pek iyi çıkmıyor, ama idare ediyorum. Soğuk sudan vaz geçerim ama dondurma yiyeyim bari:)

Otellere giriyorum, yatağın üstünde pike olacağına yorgan var. Klima da açık oluyor, buz gibi. Heralde herkes yorganla yatmayı özlüyor bu sıcaklarda. Biz de otelde öyle yatıyoruz ama evde klimam yok, pervane tercih ediyorum. Ay sonunda da yaylalara çıkacağız, orası zaten kendinden klimalı. 3 gün de olsa soğukta uyuyacağız…

Sinan

Ağustoz

Yaz sıcağının son 20 günündeyiz, keşke bu havaları biriktirip istediğimiz gibi kullanabilsek, kışın bir hafta denize girsek vs… Böyle arka arkaya gelince tadı kaçıyor. Bir sonraki albüm çalışmaları kısmen devam ediyor. Konser için yaptığım uzun yolculuklarda iki şarkının daha sözlerini yazdım. Bu ara çok beste yaptım ama çoğunun sözü yoktu, yavaş yavaş tamamlıyorum hepsini fırsat buldukça. Gerçi albümün şarkıları az çok belli. Ama yine de yeni bir şeyler yazdıkça giren çıkan olacaktır. Bugün bir kaydımızı ilk defa dinledim, daha önce kaydettiğimiz bir şarkının demosu. Selim toparlayıp bana yolladı şarkının demosunu. Biraz hızlı çalmışız, onun dışında gayet güzel olmuş, evde dinleyenler de beğendi. Tanju Okan şarkılarına benzeyen bir şarkı.

Dolar hızla artıyor. Bunun sonuçları da olacak elbette. Herkesi çok etkileyen bir şey ve dolayısıyla bizi de etkileyecek. Bana bir felaket olacak gibi geliyor ama bir şekilde idare ediyoruz. İlginç bir ülke burası. Hepimizde bir rahatlık var. Umarım büyük bir felaket olmaz, az hasarla atlatırız bu durumu. Ama oldukça korkutuyor mevcut durum beni.

Sinan

yeni beste

Sözlerini yazmak için fırsat kolladığım bir bestenin tüm sözlerini bugün yazdım. Belki benim yazdığım en güzel şarkı değildir ama benim için en özel şarkı oldu. Sabahtan beri de hiç aklımdan çıkmıyor. Albümü bir an önce kaydetmek için ciddi bir motivasyon olacak benim için. Sözlerini yazmadığım ya da tamamlamadığım 3 şarkı daha var yeni albüm için. Ama bu kıştan önce uygun bir zaman olmayacak zaten kayıt için. Rahat rahat bitiririm onları da. Yarın İstanbul’un Karadeniz sahilinde bir konserimiz var. Yarın yolum epey uzun, İstanbul dışından 8 saatlik bir yolla, kara, deniz ve havadan olmak üzere 5 vasıtayla konsere yetişeceğim. İnşallah yolculuk da, konser de iyi geçer… Sinan

eski – yeni

Kadıköy’de oturduğumuz evin önünde değnekçilik yapan adam sık sık benden bir paket Maltepe talep ediyor, arabam yokken bu kadar haraca bağladı… Maltepe 9 TL olmuş. Haftada birkaç kere istiyor. Aklıma öğrencilik yıllarım geldi. Tam 20 yıl evvel Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin harika bahçesinde bisiklete binerdik. Elbette hastalarla bazı temaslarımız olurdu. Sürekli ‘Maç kaç kaç?’ diyen bir adam, hastanenin büfesinde satılan dandik paket turşuyu almamız için yanıp tutuşan başka bir adam, bunun gibi çeşitli ‘kendine zararlı’ adamlar. Zaten sadece kendine zararı olmayanlar başka bölümlerde tutuluyor. Neyse, her gittiğimizde yoğun talep üzerine bir karton (yani on paket) Maltepe, bir karton da Samsun alıp isteyenlere dağıtıyorduk, bugünkü şartlarla 180 TL yapıyor, o zamanlar benim cebimde çok para olmazdı, ama iki karton sigarayı rahatlıkla alabiliyordum. İçkideki durum da benzerdi. Çok içmediğim için net bir kıyaslama yapamayacağım ama Tekel’in içkileri çok komik paralaraydı aynı sigaralar gibi. Her şeyin fiyatı artıyor, insanlar çok tepki göstermiyorlar, ilk defa içkiyle ilgili bir şeyler duydum tepkiyle ilgili. Ama tabii ki tepki koyan yok. Esasında 1 ay dirensek tüketim toplumu olmamak için, belki biraz daha fazla, öyle çok şey değişecek ki. Ama hepimiz bir parçasıyız o tüketim zincirinin ve bağımlısıyız da.

Şu anda küçük bir yerdeyim, insanlar her gün aynı plajdan denize giriyor. Sonra o denizde gördüğün insanları çarşıda farklı dükkanların başında görüyorsun. Şirinler çizgi filmi gibi. Bakkal şirin, manav şirin, şirin butik, kırtasiyeci şirin, dondurmacı şirin… Küçük yerde yaşamak İstanbul’dan gerçekten çok farklı. Benim gibi ne yaptığına sürekli dikkat eden, ettiğini sanan biri için bile daha fazla dikkat gerektiren bir hayat. Tut ki karnım acıktı, bakkala küstüm, tüm şehir bana küskün…

sinan

demo memo

Bugün ve dün ikişer şarkının demosunu yaptık. Dün yaptıklarımızdan biri başka bir müzisyene gidecek olan bir şarkı içindi. Diğerleri ise bizim yedinci albüm için. Her geçen gün albümlerle ilgili fikirlerim değişiyor. Eskiden de albümdeki tüm şarkıların güçlü olması gerektiğini düşünüyordum. Ama farklı şarkılar da kaydetmek gerekiyor, bazen kendin için, bazen insanlar farklı bir şey dinlesin diye. Yeni şarkılar içinde de oldukça farklı şarkılar var. Ama eskisi kadar çok vaktim ve enerjim de yok, dolayısıyla çok güçlü olmayan şarkıları kaydetmek eskisi kadar motive edici değil benim için. Yine de bugün kaydettiğimiz şarkılardan biri özellikle, farklı olan ve pek ticari olmayan sınıfa giriyor. Kediköy’de ‘Oyalan’ gibi birkaç alternatif şarkı vardı. Bunda da olacak muhtemelen. Dün kaydettiğimiz şarkı da yaza çok uygun, her dinleyen ‘hemen yayımlayın’ diyor. Ancak bitirmek için zaman yetmeyecek. Yarın ya da öbür gün tatil için yola çıkacağız. Sonra da yaz konserleri başlayacak. ‘Kendinden Usandırma’nın kemençe versiyonunu yayımladık. Bu şarkıya kemençeyi çok yakıştırıyorum ama şarkının bu hali tam bir Karadenizli turnusolü oldu. Karadenizli olanlar şarkının bu halinin daha güzel olduğunu söylüyor, olmayanlar ise bu halini beğense de beğenmese de piyanolu halinin daha güzel olduğunu düşünüyor. Zaten böyle olacağını da tahmin ediyorduk. İnsanların ne düşüneceğini az çok biliyor olmak, özgün bir iş çıkarmak için kötü bir durum. Benim yerimde birçok kişi kemençeli bir versiyon yapmazdı bu şarkıya, belki ticari olarak biz de yapmamalıydık. Kemençe şarkıya çok yakıştı bana göre, böyle işlerde de duygularla hareket etmek gerekiyor. Zaten duygularla yapılmaması gereken birçok iş var, onlardan birini yapardım yapım müsait olsaydı. Uluslararası bir müzik yapmak için bu dönemde olabildiğince yerel olmak gerekiyor gibi geliyor bana. Son dönemde yazdığım neredeyse tüm şarkılarda yerel unsurlar var, bu beni çok mutlu ediyor. Bu şarkı da ritmiyle kemençeyi çağırıyordu. Yedinci albümün muhtemelen en sevilecek şarkısının henüz demosunu yapmadık, ama bu şarkıda bağlama ve bendir ön planda olacak gibi. Bendir kullanmasak da bendir gibi bir davul çalımına ihtiyaç var. Geçen albümde de en çok sevilen şarkıda sadece bir gitar ve bir bağlama var. Bazen düzenleme yaparken bildiğimiz tüm numaraları bir şarkıya uyguluyoruz ama iyi bir şarkının sadece iyi bir icraya ihtiyacı var. Çok kötü düzenlenmediği sürece güzel bir şarkı güme gitmez. Bugün kaydettiğimiz bir şarkının da perdesiz elektrik gitar ve kaba zurnaya ihtiyacı var gibi geliyor. Bugün onları çalmaya vakit yetmedi, ilk fırsatta denemek lazım.

Farklı besteler demişken, çok fazla farklı beste yapıyorum ve bunların hepsini Pinhani albümlerinde değerlendirmek imkansız. Kediköy için kaydettiğimiz ama sonradan albümden çıkardığımız Kara Kedi, Erdem Akın’ın albümünde dünya yüzü gördü. Hem Erdem sevindi, hem de ben. Kaydı bitmiş bir şarkıydı zaten. Üzülüyordum ne olacak diye. Çıktı işte. Bu işin öyle bir tarafı var, yazınca kaydedeyim, dinleyeyim istiyorsun, sonra da başkaları da dinlesin istiyorsun. yüzyıllar önce bestecilerin eserlerini dinlemek için her defasında bir orkestraya ihtiyacı vardı, Mozart bile kendi eserlerinin bazılarını dinlememiş olabilir, en çok dinlediğini de yüz kez büyük bir orkestradan dinlememiştir. Bunun keyfini çıkarmak lazım. Kaydet kaydet dinle 🙂 Yeni dönemde daha çok kayıt yapabilmek dileğiyle…

sinan (7 temmuz 2018)

Yatmadan birkaç satır

Bugün bir kez daha bir Karadeniz etkinliğine katıldım, her defasında daha çok şey öğreniyorum Karadeniz müziği ile ilgili, iyice içime dolduruyorum. Ancak bu müzik bir tarafıyla da çok yozlaşmış bir müzik. Yani bence özü çok özel, mevcut durumu ise pek iyi durumda olmayan bir müzik. Elbette hala güzel örnekleri var.

Bugün ben de epeyce kemençeyle uğraştım. Geçen gün Onur Şentürk buraya geldi, normalde Yunanistan’da yaşıyor. Onur benim yakından tanıdığım en özel kemençeci. Onunla ‘Kendinden Usandırma’ için kemençe kaydı yaptık. Şarkının yeni halini Karadenizli olmayanlar çok beğenmedi, yani şimdilik ‘bu ne yea’ da demediler ama pek iltifat da etmediler. Karadenizli iki yakınımıza dinlettim, tabii ki onlar yeni halini daha çok sevdi. Muhtemelen dinleyen insanlarda da böyle bir ayrım olacak. Öte yandan ben kemençeli halini gerçekten çok sevdim, hatta son 3 konserde kemençeyle çaldım, piyanoyu da şimdilik pek çalamadığıma göre bu şarkıyı kemençeyle çalmak iyi bir fikir olabilir.

Bugün bana kemençe dersi veren Ceyhun Demir’in eşiyle karşılaştım, kendisi kemençenin sesine hiç dayanamıyormuş. Ceyhun için üzülüyorum, benim çevremde de pek seveni yok kemençenin. Ama özellikle Onur’un çalışı çok hoş, ben de tarz olarak onu örnek alıyorum.

Hayatımda ilk defa araba alacağım. Birkaç aday arasından birini seçeceğim. Çok heyecanlı olduğumu söyleyemem, neticede bundan 20 yıl evvel yaşanması gereken duygular bunlar. Şu anda sadece kim uğraşacak muayenesiyle bilmem nesiyle diye düşünüyorum. Kolay da değil uygun bir şey bulmak. Sağlam olsun, fazla arıza çıkarmasın, ama çok havalı da olmasın deyince zaten fazla aday kalmıyor. Her zaman İstanbul’da olmayacağım için servisi yaygın olmayan arabalardan da uzak duruyorum. İkinci el alacağım. Gitarlarım da hep ikinci el oldu. Gitar piyasasına kısmen hakimim ama bu araba dünyası apayrı bir dünya. Kendi lisanı olan bir şey, en sevdiğim de tabii ki ‘Alana şimdiden hayırlı olsun’. Aynı lafı gitar satıcıları da kullanıyor, muhtemelen araba lisanından geldi bizim tarafa. Bu hafta o iş de bitmiş olacak muhtemelen, hayırlısı…

Sinan (1 temmuz 2018)

2018’in ilk bölümü

Bugün şöyle bir düşündüm de, baya verimli bir 5 ayı geride bıraktık. Aylardır süren türkü albümünü tamamlayıp yayımladık. Yeni iki şarkının birini tamamen, birini de büyük ölçüde tamamladık, yarın ikincinin (şarkının ismi ‘peki madem’) klibi çekilecek. Şarkıyı Melis’le(Danişmend) birlikte söyledik. Yine daha önce hiç çalamadığımız ya da yıllardır çalamadığımız şehirlerde konserler verdik, hepsi olmasa da çoğu güzel ve cesaret verici geçti. Yıllardır öğrenemediğim bağlamayı Erkan Oğur’un amatör/yarı profesyonel katılımcılar için düzenlediği öğretilerde sonunda öğrendim, kendisine olan borcum daha da yükseldi. Bir sürü de yeni şarkı yazdım, o açıdan da verimli bir dönem oldu. Ama bütün bunlara karşılık aşırı yıprandığımı hissediyorum. 1 Temmuz’dan sonra konserlere verilecek olan arada bu konuyu doğru değerlendirmem lazım. Özellikle konser seçimlerinde yaptığımız hatalar, konser organizasyonuyla ilgili eksiklikler(maalesef işler büyüdükçe eksiklikler de değişiyor ve büyüyor) işi çok zor hale getirdi. Aşırı çalışırken ailemi ihmal etmem de bazı durumlarda beni çok zorladı. Bundan sonra daha az ve daha verimli çalışmam gerekiyor. Lise sondayken çok planlı yaşıyordum, sanırım yine öyle bir planlamaya ihtiyacım var. Ama bu sefer temel amacım yaptığım işi ağız tadıyla yapmak olacak. Aksi takdirde işin tadı kaçacak gibi görünüyor. Ama zaten problemleri tesbit etmek işin en önemli kısmı. Öte yandan şarkıları birer birer yayımlamak benim nazarımda işi çok kolaylaştırıyor ve keyfini artırıyor. En önemlisi sanki kaliteyi de artırıyor. Albüm kaydetmek bir süre sonra eziyet gibi. Ama tek şarkı kaydederken tüm detayları rahatlıkla göğüslüyor insan. Eldeki şarkılardan özellikle 2-3 tanesini yayımlamak için de sabırsızlanıyorum. Belki sonbaharda da onları kaydederiz. Sinan (6 haziran 2018)

Yeni siteye ilk günlük yazısını yazarken en eski günlükleri buldum tesadüfen

Bugün Cumhuriyet Gazetesi ve Yekta Kopan’ın Motto Müzik’teki programı Noktalı Virgül’le sohbetimiz vardı. Her ikisi de gayet güzel geçti. Son zamanlarda basından tanımadığımız insanlar röportajlara daha hazır geliyorlar, eskiden çok hazırlıksız oluyorlardı. Gazeteciliğin Türkiye’de ilerlemiş olduğunu umuyorum ama bundan ziyade bize verdikleri değerde bir artış olmuş olmalı. Bugünkü röportajda da bu günlüğün konusu geçti ve öğrendim ki yeni sitede günlüğün sadece son iki yazısı var ve bu yüzden çok azını okuyabilmişler. Neyse az önce düzelttim kendimce. Aslında günlüklerin eski yıllardaki bölümü maalesef kayboldu. Belki en kıymetli kısmı, ama yapacak bir şey yok.

Bahar nedeniyle yoğun bir konser dönemine girdik ve artık son düzlükteyiz. Normalde Haziran başı oldukça yoğun geçer ama Ramazan konser yoğunluğunu düşürdü. Sağlığımız için iyi oldu. Bu yıl yine yüzden fazla konser verdik ve ekipçe aşırı yorulduk. Herkesin Pinhani dışında başka yorgunlukları da var.

Bu arada bu günlük yazısını yazarken ilginç bir şey oldu. Pek kullanmadığım ama kıymetli şeyleri yedeklemek için kullandığım mail adresini açtım ve yıllardır kayıp olan en eski günlük yazılarını buldum, şu anda aşırı bir sevinç içerisindeyim. İlk fırsatta okuyacağım. Esas mail adresim daha önce hacklendiği için onları kaybettiğimi sanıyordum ama tedbirli insanım vesselam. Birden aklıma geldi orda olabileceği, ve buldum. Oley oley oley. Onları da ekleyeceğim siteye.

Şu sıralar en önemli konulardan biri de yeni kaydettiğimiz şarkı ‘Peki Madem’ . Melis Danişmend ile uzun zamandır birlikte kaydımız olsun istiyorduk. Elimizdeki şarkılardan bana en uygun ‘Peki Madem’ gibi gelmişti. O da öyle düşündü. Benim ikinci olarak uygun gördüğüm şarkıyı da sevdi gerçi. Birkaç gündür şarkının düzenlemesiyle ilgili Selim’in evinde deneyler yapıyoruz. Bugün öğlen Melis geldi Selim’lere ve düzenlemeyi epey beğendi, bir iki şüpheli olduğu konu var tabi. Ona da yarın öbür gün bakarız. Ramazan sağolsun vakit çok. Bugün şarkıyı Yekta Kopan ve basın danışmanımız Nurbanu Anter de dinledi. Benim beklediğimden daha fazla beğendiler. Biz dinleye dinleye doyduk galiba şarkıya. Bir de demo olduğu için mevcut eksiklikler canımızı sıkıyor, mesela davul canlı değil vs… Tabi başkaları bizim kadar o konuya takılmıyor. Bu hafta şarkının kaydı ve klibi ile ilgili karara varacağız. Ona göre takvim ilerler. Ama şarkı belli ki sevilecek. Buna sevindim. Özellikle Jehan’la yaptığımız düetten sonra doğru şarkı seçildiğinde düetin şarkıları ne kadar yukarı taşıdığını görmüş oldum. Benim sesim de özellikle tiz karekterli kadın seslerine yakışıyor gibi geliyor, benimki nisbeten kalın olduğu için. Teker teker kaydetmek kavgada teker teker dövüşmeye benziyor. Hiç kavga etmedim gerçi ama aynı anda on kişiyle kavga edince dayak kaçınılmaz oluyor. Kayıt işi de öyle. Tek şarkı kaydetmek maddi manevi çok daha konforlu.

Günlüğü takip eden insanlar için buraya daha çok şey yazmak istiyorum aslında. Aklıma da geliyor. Ama genelde vakit bulamıyorum. Turnelerde zaten bilgisayar olmuyor. Belki turnelerde kısa günlükler tutulabilir bir emanet telefonla…

sinan (30 mayıs 2018)

 

dinle

Peki Madem'i Spotify'da dinleyin! Kendinden Usandırma'yı Spotify'da dinleyin! On Türkü'yü Spotify'da dinleyin! Kediköy'ü Spotify'da dinleyin! Canlı Yayın'ı Spotify'da dinleyin! Başka Şeyler'i Spotify'da dinleyin! Zaman Beklemez'i Spotify'da dinleyin! İnandığın Masallar'ı Spotify'da dinleyin!