“Şarkı vakti” ~ 24.4.2018

Yeni yayımlanacak olan şarkıya en az bir kıta daha söz yazmak istiyordum, bugün bu saatte oldu. Bunu da buraya not edeyim. Saat 02:30. Çok da geç değilmiş. Daha geç saatlerde yazdığım şarkılar oldu. Mesela Yitirmeden, Bir Damla Gözlerimde, Nehirler Durmaz … Dün de güzel bir şarkı yazdım. Yeni albüm geciktikçe yeni şarkı yazıyorum ve albüm için seçilebilecek şarkılar giderek çoğalıyor. Eskiden demo yapmak için çok vaktim olurdu, 30- 40 tane demo yapardım. Şimdi maalesef o kadar bol zaman yok. Şarkıları demo yapmadan elemek gerekebilir bu yüzden, kısmet. Sinan

“Yaz deftere” ~ 23.4.2018

Kadıköy Gazetesi’nin müdiresine yazıyı ve cevabını günlüğüme yapıştıracağımı yazdım ama cevap vermediler. Muhtemelen bana kızmıştır ve medeni bir tepki olarak cevap vermemeyi tercih etmiştir. Esasında bana en azından bir yazımı gazetede yayımlayıp tepkilere göre karar verileceğini söylemişti. Ya yazıyı beğenmedi, ya verdiği sözü unuttu, ya da birileri engel oldu. Ben de bazen söylemem gereken şeyi çeşitli sebeplerle söyleyemiyorum ve bu çok ağır bir durum. İş hayatında maalesef bu var. İşlerin kötüye gitmemesi için yalan söylemesen bile eksik söylediğin çok oluyor. İnsanlar doğrularla yüzleşemeyecek kadar vahşi. Belki ben de öyleyimdir, inşallah değilimdir de. Yüzüne olumsuz ama doğru bir şey söylediğinizde size alttan alta zarar vermeye başlıyorlar kibirden. Bu yüzden birçok insana söylemek istediğinizi söyleyemiyorsunuz. Ben esasında çoğu zaman söyledim, çok da zarar gördüm. O yüzden son zamanlarda bunu azalttım. Örneğin ünlü bir müzisyen arkadaşımın konserine mi gittim, orada gördüğüm olumsuzlukları ya çok yumuşak söylüyorum, ya da hiç söylemiyorum. Bir keresinde az biraz tanıdığım bir grubun solistine bazı tavsiyelerim olmuştu, gruptaki diğer sesi güzel olan üyelerin kırk yılın başı değil de her konserde söylemesi gerektiğini söylemiştim. Bir daha kendisiyle sadece selamlaşabildim, hiç sohbet edemedim. Esasında gerçek düşüncem ekipteki diğer üyelerin sesinin daha özgün olduğuydu, bunu söylemedim bile. Ama belli ki o da öyle düşünüyordu, o yüzden önce bana tavır aldı, bir süre sonra da sırayla hepsini gruptan ayırdı. Böyle çok adam olduğu için bu yazıdan kim olduğunu bulmak zor tabi. Keşke bizim ekipte herkesin sesi güzel olsa. En güzel yine Hami söylüyor. Zaten davulcuların sesi her zaman güzeldir. Eski grubumda da davulcumuz Olkan’ın sesi baya iyiydi. Bir de Mehmet vardı bizimle davul çalan, o pek konuşmazdı, şarkı söylediğini zaten hiç duymadım. Ama başka davulcular da var sesi çok güzel olan.

Bu konuya girmişken 2000 yılından bir hatıramı da buraya yazayım. O zamanlar internet ilanıyla bulduğum bir grupta davul çalıyordum. Grubun benden önceki davulcusu Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi olduğu için(sadece o) oradaki Taşoda isimli stüdyoda bedava çalışıyorlar. O ayrılıp ben girince hiç sesimizi çıkarmadan 4 Boğaziçili olmayan öğrenci aylarca o stüdyoda prova yaptık. Bu bahaneyle haftada bir gün çok beğendiğim Boğaziçi’ni ve oradaki arkadaşlarımı görüyordum. Hem biraz imreniyordum, hem de en imrendiğim konulardan biri olan stüdyo imkanını zaten oralı gibi kullanıyordum. Neyse, zaman içinde bizimkiler bir barda iş ayarladı, iki gitar, bir bas gitar ve ben de davulcu olmak üzere dört kişiyiz. Beyoğlu’nda Roma diye oldukça düşük ayar bir barda ön grubuz. 45 dakika süremiz var. Benim zilim yok, mekanın yarık zilleriyle idare ediyorum. Gitarcımız Efe’nin de gitarı yok, neyse ki bende gitar var, ona verdim. Amfiydi pedaldı zaten yok. Başladık, iki gitarcı sırayla şarkı söylüyorlar ama herkes benim gibi sabırlı değil, mekancı bizimkilerin sesine dayanamadı ve ‘hadi çocuklar son şarkı’ dedi. Bir provada ben bir iki şarkı söylemiştim. Efe mikrofondan ‘Şimdi de davulcumuz bir şarkı söyleyecek’ dediğinde baya gülen oldu tabi mekanda. Sonra ben bir RHCP şarkısı söyledim, mekancı koşup bu şekilde devam etmemizi istedi, tabi bu şekilde pek prova yapmadığımız için bir şarkı daha çalabildik. Mekancı tekrar yanımıza geldi ve ‘Çocuklar, haftaya yine gelin ama bütün şarkıları davulcu söylesin’ dedi. Esasında ben o gruptan önce kendim küçük mekanlarda gitarla çok çalıp söylemiştim, sadece davula çok heves ediyordum. İşte bu vesileyle her ikisini de yaptığım bir grubum oldu. Sonrasında o ekiple çok devam etmedik ama neredeyse tamamını benim söylediğim 4-5 bar programı yaptık. Mesela o ekipte de çok zor geçinebildiğim bir basçı vardı. Çocuk gerçekten çalamıyordu, yeteneği yoktu ama çok iyi çaldığını zannediyordu ve asla bunu ima eden birşey söylenemezdi. Diğer arkadaşlar ise oldukça yapıcıydı, Efe’yle hala arada görüşürüz. Karakter bu işte yetenekten çok daha önemli. Çünkü aynı minibüsün içinde haftalarca gezmek, aynı odalarda kalmak için müzikten daha fazla ortak noktaya ihtiyaç var. Ahlaklı olmak gibi, farkındalık gibi, makul olmak gibi, anlayışlı olmak gibi, ve tabi tembel olmamak gibi.

Önümüzdeki hafta hem konserler, hem de kayıtlar var. Perşembe Konya’da çalacağımız için çok sevinçliyim, dedemi bir kez daha göreceğim, inşallah iyi olur da konsere gelebilir. Onun hayatındaki en renkli şeyler bizim konserler. Gece aynı odada kimse uyumuyor onunla, horluyor diye. Ben kulağımı tıkıyorum pamukla. Çok seviniyor. Kulak tıkama işini askerde öğrendim. Normalde uykum çok hafiftir ve 84 kişiyle uyumak için neredeyse kulaklarımı kesecektim. Dedemde pamuk yetiyor ama askerde daha profesyonel malzemeyle tıkıyordum kulaklarımı.

Yeni bir şarkı yapacağız. Yıllardır birlikte çalıştığımız Serdar menajerliğimizi bıraktı. Onun yerine Aysun geçti. İlk menajerlik deneyimi ama yıllardır müzik sektörünün içinde. O yüzden iyi okuyor birçok şeyi. Türkü albümünden sonra birçok kişinin kafası karıştı, bundan sonra hep türkü mü söyleyeceğiz diye. Yeni bir şarkı çıkarırsak kafa karışıklığı gider dedi Aysun, ben de hak verdim. Güzel bir demo kaydettik şarkıya, kayıtlar da bu haftasonu, hemen ardından da klip çekeceğiz, yine İmre’yle. Dolu bir hafta bizi bekliyor. Ama ben birkaç gündür biraz rahatsızım. Normalde neyim olduğunu kolay anlarım. Biraz üşüttüm sanırım ama başka bir şey de olabilir, mideyle ilgili filan. Bugün bütün gün yattım. Ama güzel de bir şarkı yazdım yattığım yerden. Aslında bütün gün kafamda melodiler dolaşıp durdu, kalkıp kaydetmeye üşendim. Sonra bu şarkı sözleriyle beraber aklıma geldi, bu sefer kalkıp hep telefonuma kaydettim (Nokia c1-02) hem de defterime yazdım. Şarkılarımın çoğunu yazdığım küçük bir defterim var. Aslında bana çok defter hediye edildi ama ben genelde ona yazdım, hepsini olmasa da çoğunu. Bu defterin de ilginç bir hikayesi var. Lisedeyken bir arkadaşım sıraların altında bir kızın günlüğünü buldu. Biz de okuduk bok var gibi. Tabi bilmememiz gereken bir sürü şey yazıyordu. Öyle olunca geri de veremedik. Defter bende kaldı. Lise bitti. Üniversitede şarkı yazmak için evde defter ararken bunu buldum, zaten henüz birkaç sayfası doluydu. Onları koparıp attım ve yazmaya başladım. Defter neredeyse bitti. Bakalım defterin bana katkısı neymiş, yakında göreceğiz 🙂 O defterde yazılı ve hiç kullanılmamış belki 50 tane , belki daha fazla şarkı da var. Zamanla hepsi çıkar ortaya… Sinan

dinle

Kendinden Usandırma'yı Spotify'da dinleyin! On Türkü'yü Spotify'da dinleyin! Kediköy'ü Spotify'da dinleyin! Canlı Yayın'ı Spotify'da dinleyin! Başka Şeyler'i Spotify'da dinleyin! Zaman Beklemez'i Spotify'da dinleyin! İnandığın Masallar'ı Spotify'da dinleyin!