demo memo

Bugün ve dün ikişer şarkının demosunu yaptık. Dün yaptıklarımızdan biri başka bir müzisyene gidecek olan bir şarkı içindi. Diğerleri ise bizim yedinci albüm için. Her geçen gün albümlerle ilgili fikirlerim değişiyor. Eskiden de albümdeki tüm şarkıların güçlü olması gerektiğini düşünüyordum. Ama farklı şarkılar da kaydetmek gerekiyor, bazen kendin için, bazen insanlar farklı bir şey dinlesin diye. Yeni şarkılar içinde de oldukça farklı şarkılar var. Ama eskisi kadar çok vaktim ve enerjim de yok, dolayısıyla çok güçlü olmayan şarkıları kaydetmek eskisi kadar motive edici değil benim için. Yine de bugün kaydettiğimiz şarkılardan biri özellikle, farklı olan ve pek ticari olmayan sınıfa giriyor. Kediköy’de ‘Oyalan’ gibi birkaç alternatif şarkı vardı. Bunda da olacak muhtemelen. Dün kaydettiğimiz şarkı da yaza çok uygun, her dinleyen ‘hemen yayımlayın’ diyor. Ancak bitirmek için zaman yetmeyecek. Yarın ya da öbür gün tatil için yola çıkacağız. Sonra da yaz konserleri başlayacak. ‘Kendinden Usandırma’nın kemençe versiyonunu yayımladık. Bu şarkıya kemençeyi çok yakıştırıyorum ama şarkının bu hali tam bir Karadenizli turnusolü oldu. Karadenizli olanlar şarkının bu halinin daha güzel olduğunu söylüyor, olmayanlar ise bu halini beğense de beğenmese de piyanolu halinin daha güzel olduğunu düşünüyor. Zaten böyle olacağını da tahmin ediyorduk. İnsanların ne düşüneceğini az çok biliyor olmak, özgün bir iş çıkarmak için kötü bir durum. Benim yerimde birçok kişi kemençeli bir versiyon yapmazdı bu şarkıya, belki ticari olarak biz de yapmamalıydık. Kemençe şarkıya çok yakıştı bana göre, böyle işlerde de duygularla hareket etmek gerekiyor. Zaten duygularla yapılmaması gereken birçok iş var, onlardan birini yapardım yapım müsait olsaydı. Uluslararası bir müzik yapmak için bu dönemde olabildiğince yerel olmak gerekiyor gibi geliyor bana. Son dönemde yazdığım neredeyse tüm şarkılarda yerel unsurlar var, bu beni çok mutlu ediyor. Bu şarkı da ritmiyle kemençeyi çağırıyordu. Yedinci albümün muhtemelen en sevilecek şarkısının henüz demosunu yapmadık, ama bu şarkıda bağlama ve bendir ön planda olacak gibi. Bendir kullanmasak da bendir gibi bir davul çalımına ihtiyaç var. Geçen albümde de en çok sevilen şarkıda sadece bir gitar ve bir bağlama var. Bazen düzenleme yaparken bildiğimiz tüm numaraları bir şarkıya uyguluyoruz ama iyi bir şarkının sadece iyi bir icraya ihtiyacı var. Çok kötü düzenlenmediği sürece güzel bir şarkı güme gitmez. Bugün kaydettiğimiz bir şarkının da perdesiz elektrik gitar ve kaba zurnaya ihtiyacı var gibi geliyor. Bugün onları çalmaya vakit yetmedi, ilk fırsatta denemek lazım.

Farklı besteler demişken, çok fazla farklı beste yapıyorum ve bunların hepsini Pinhani albümlerinde değerlendirmek imkansız. Kediköy için kaydettiğimiz ama sonradan albümden çıkardığımız Kara Kedi, Erdem Akın’ın albümünde dünya yüzü gördü. Hem Erdem sevindi, hem de ben. Kaydı bitmiş bir şarkıydı zaten. Üzülüyordum ne olacak diye. Çıktı işte. Bu işin öyle bir tarafı var, yazınca kaydedeyim, dinleyeyim istiyorsun, sonra da başkaları da dinlesin istiyorsun. yüzyıllar önce bestecilerin eserlerini dinlemek için her defasında bir orkestraya ihtiyacı vardı, Mozart bile kendi eserlerinin bazılarını dinlememiş olabilir, en çok dinlediğini de yüz kez büyük bir orkestradan dinlememiştir. Bunun keyfini çıkarmak lazım. Kaydet kaydet dinle 🙂 Yeni dönemde daha çok kayıt yapabilmek dileğiyle…

sinan (7 temmuz 2018)

Yatmadan birkaç satır

Bugün bir kez daha bir Karadeniz etkinliğine katıldım, her defasında daha çok şey öğreniyorum Karadeniz müziği ile ilgili, iyice içime dolduruyorum. Ancak bu müzik bir tarafıyla da çok yozlaşmış bir müzik. Yani bence özü çok özel, mevcut durumu ise pek iyi durumda olmayan bir müzik. Elbette hala güzel örnekleri var.

Bugün ben de epeyce kemençeyle uğraştım. Geçen gün Onur Şentürk buraya geldi, normalde Yunanistan’da yaşıyor. Onur benim yakından tanıdığım en özel kemençeci. Onunla ‘Kendinden Usandırma’ için kemençe kaydı yaptık. Şarkının yeni halini Karadenizli olmayanlar çok beğenmedi, yani şimdilik ‘bu ne yea’ da demediler ama pek iltifat da etmediler. Karadenizli iki yakınımıza dinlettim, tabii ki onlar yeni halini daha çok sevdi. Muhtemelen dinleyen insanlarda da böyle bir ayrım olacak. Öte yandan ben kemençeli halini gerçekten çok sevdim, hatta son 3 konserde kemençeyle çaldım, piyanoyu da şimdilik pek çalamadığıma göre bu şarkıyı kemençeyle çalmak iyi bir fikir olabilir.

Bugün bana kemençe dersi veren Ceyhun Demir’in eşiyle karşılaştım, kendisi kemençenin sesine hiç dayanamıyormuş. Ceyhun için üzülüyorum, benim çevremde de pek seveni yok kemençenin. Ama özellikle Onur’un çalışı çok hoş, ben de tarz olarak onu örnek alıyorum.

Hayatımda ilk defa araba alacağım. Birkaç aday arasından birini seçeceğim. Çok heyecanlı olduğumu söyleyemem, neticede bundan 20 yıl evvel yaşanması gereken duygular bunlar. Şu anda sadece kim uğraşacak muayenesiyle bilmem nesiyle diye düşünüyorum. Kolay da değil uygun bir şey bulmak. Sağlam olsun, fazla arıza çıkarmasın, ama çok havalı da olmasın deyince zaten fazla aday kalmıyor. Her zaman İstanbul’da olmayacağım için servisi yaygın olmayan arabalardan da uzak duruyorum. İkinci el alacağım. Gitarlarım da hep ikinci el oldu. Gitar piyasasına kısmen hakimim ama bu araba dünyası apayrı bir dünya. Kendi lisanı olan bir şey, en sevdiğim de tabii ki ‘Alana şimdiden hayırlı olsun’. Aynı lafı gitar satıcıları da kullanıyor, muhtemelen araba lisanından geldi bizim tarafa. Bu hafta o iş de bitmiş olacak muhtemelen, hayırlısı…

Sinan (1 temmuz 2018)

2018’in ilk bölümü

Bugün şöyle bir düşündüm de, baya verimli bir 5 ayı geride bıraktık. Aylardır süren türkü albümünü tamamlayıp yayımladık. Yeni iki şarkının birini tamamen, birini de büyük ölçüde tamamladık, yarın ikincinin (şarkının ismi ‘peki madem’) klibi çekilecek. Şarkıyı Melis’le(Danişmend) birlikte söyledik. Yine daha önce hiç çalamadığımız ya da yıllardır çalamadığımız şehirlerde konserler verdik, hepsi olmasa da çoğu güzel ve cesaret verici geçti. Yıllardır öğrenemediğim bağlamayı Erkan Oğur’un amatör/yarı profesyonel katılımcılar için düzenlediği öğretilerde sonunda öğrendim, kendisine olan borcum daha da yükseldi. Bir sürü de yeni şarkı yazdım, o açıdan da verimli bir dönem oldu. Ama bütün bunlara karşılık aşırı yıprandığımı hissediyorum. 1 Temmuz’dan sonra konserlere verilecek olan arada bu konuyu doğru değerlendirmem lazım. Özellikle konser seçimlerinde yaptığımız hatalar, konser organizasyonuyla ilgili eksiklikler(maalesef işler büyüdükçe eksiklikler de değişiyor ve büyüyor) işi çok zor hale getirdi. Aşırı çalışırken ailemi ihmal etmem de bazı durumlarda beni çok zorladı. Bundan sonra daha az ve daha verimli çalışmam gerekiyor. Lise sondayken çok planlı yaşıyordum, sanırım yine öyle bir planlamaya ihtiyacım var. Ama bu sefer temel amacım yaptığım işi ağız tadıyla yapmak olacak. Aksi takdirde işin tadı kaçacak gibi görünüyor. Ama zaten problemleri tesbit etmek işin en önemli kısmı. Öte yandan şarkıları birer birer yayımlamak benim nazarımda işi çok kolaylaştırıyor ve keyfini artırıyor. En önemlisi sanki kaliteyi de artırıyor. Albüm kaydetmek bir süre sonra eziyet gibi. Ama tek şarkı kaydederken tüm detayları rahatlıkla göğüslüyor insan. Eldeki şarkılardan özellikle 2-3 tanesini yayımlamak için de sabırsızlanıyorum. Belki sonbaharda da onları kaydederiz. Sinan (6 haziran 2018)

Yeni siteye ilk günlük yazısını yazarken en eski günlükleri buldum tesadüfen

Bugün Cumhuriyet Gazetesi ve Yekta Kopan’ın Motto Müzik’teki programı Noktalı Virgül’le sohbetimiz vardı. Her ikisi de gayet güzel geçti. Son zamanlarda basından tanımadığımız insanlar röportajlara daha hazır geliyorlar, eskiden çok hazırlıksız oluyorlardı. Gazeteciliğin Türkiye’de ilerlemiş olduğunu umuyorum ama bundan ziyade bize verdikleri değerde bir artış olmuş olmalı. Bugünkü röportajda da bu günlüğün konusu geçti ve öğrendim ki yeni sitede günlüğün sadece son iki yazısı var ve bu yüzden çok azını okuyabilmişler. Neyse az önce düzelttim kendimce. Aslında günlüklerin eski yıllardaki bölümü maalesef kayboldu. Belki en kıymetli kısmı, ama yapacak bir şey yok.

Bahar nedeniyle yoğun bir konser dönemine girdik ve artık son düzlükteyiz. Normalde Haziran başı oldukça yoğun geçer ama Ramazan konser yoğunluğunu düşürdü. Sağlığımız için iyi oldu. Bu yıl yine yüzden fazla konser verdik ve ekipçe aşırı yorulduk. Herkesin Pinhani dışında başka yorgunlukları da var.

Bu arada bu günlük yazısını yazarken ilginç bir şey oldu. Pek kullanmadığım ama kıymetli şeyleri yedeklemek için kullandığım mail adresini açtım ve yıllardır kayıp olan en eski günlük yazılarını buldum, şu anda aşırı bir sevinç içerisindeyim. İlk fırsatta okuyacağım. Esas mail adresim daha önce hacklendiği için onları kaybettiğimi sanıyordum ama tedbirli insanım vesselam. Birden aklıma geldi orda olabileceği, ve buldum. Oley oley oley. Onları da ekleyeceğim siteye.

Şu sıralar en önemli konulardan biri de yeni kaydettiğimiz şarkı ‘Peki Madem’ . Melis Danişmend ile uzun zamandır birlikte kaydımız olsun istiyorduk. Elimizdeki şarkılardan bana en uygun ‘Peki Madem’ gibi gelmişti. O da öyle düşündü. Benim ikinci olarak uygun gördüğüm şarkıyı da sevdi gerçi. Birkaç gündür şarkının düzenlemesiyle ilgili Selim’in evinde deneyler yapıyoruz. Bugün öğlen Melis geldi Selim’lere ve düzenlemeyi epey beğendi, bir iki şüpheli olduğu konu var tabi. Ona da yarın öbür gün bakarız. Ramazan sağolsun vakit çok. Bugün şarkıyı Yekta Kopan ve basın danışmanımız Nurbanu Anter de dinledi. Benim beklediğimden daha fazla beğendiler. Biz dinleye dinleye doyduk galiba şarkıya. Bir de demo olduğu için mevcut eksiklikler canımızı sıkıyor, mesela davul canlı değil vs… Tabi başkaları bizim kadar o konuya takılmıyor. Bu hafta şarkının kaydı ve klibi ile ilgili karara varacağız. Ona göre takvim ilerler. Ama şarkı belli ki sevilecek. Buna sevindim. Özellikle Jehan’la yaptığımız düetten sonra doğru şarkı seçildiğinde düetin şarkıları ne kadar yukarı taşıdığını görmüş oldum. Benim sesim de özellikle tiz karekterli kadın seslerine yakışıyor gibi geliyor, benimki nisbeten kalın olduğu için. Teker teker kaydetmek kavgada teker teker dövüşmeye benziyor. Hiç kavga etmedim gerçi ama aynı anda on kişiyle kavga edince dayak kaçınılmaz oluyor. Kayıt işi de öyle. Tek şarkı kaydetmek maddi manevi çok daha konforlu.

Günlüğü takip eden insanlar için buraya daha çok şey yazmak istiyorum aslında. Aklıma da geliyor. Ama genelde vakit bulamıyorum. Turnelerde zaten bilgisayar olmuyor. Belki turnelerde kısa günlükler tutulabilir bir emanet telefonla…

sinan (30 mayıs 2018)

 

“Şarkı vakti” ~ 24.4.2018

Yeni yayımlanacak olan şarkıya en az bir kıta daha söz yazmak istiyordum, bugün bu saatte oldu. Bunu da buraya not edeyim. Saat 02:30. Çok da geç değilmiş. Daha geç saatlerde yazdığım şarkılar oldu. Mesela Yitirmeden, Bir Damla Gözlerimde, Nehirler Durmaz … Dün de güzel bir şarkı yazdım. Yeni albüm geciktikçe yeni şarkı yazıyorum ve albüm için seçilebilecek şarkılar giderek çoğalıyor. Eskiden demo yapmak için çok vaktim olurdu, 30- 40 tane demo yapardım. Şimdi maalesef o kadar bol zaman yok. Şarkıları demo yapmadan elemek gerekebilir bu yüzden, kısmet. Sinan

“Yaz deftere” ~ 23.4.2018

Kadıköy Gazetesi’nin müdiresine yazıyı ve cevabını günlüğüme yapıştıracağımı yazdım ama cevap vermediler. Muhtemelen bana kızmıştır ve medeni bir tepki olarak cevap vermemeyi tercih etmiştir. Esasında bana en azından bir yazımı gazetede yayımlayıp tepkilere göre karar verileceğini söylemişti. Ya yazıyı beğenmedi, ya verdiği sözü unuttu, ya da birileri engel oldu. Ben de bazen söylemem gereken şeyi çeşitli sebeplerle söyleyemiyorum ve bu çok ağır bir durum. İş hayatında maalesef bu var. İşlerin kötüye gitmemesi için yalan söylemesen bile eksik söylediğin çok oluyor. İnsanlar doğrularla yüzleşemeyecek kadar vahşi. Belki ben de öyleyimdir, inşallah değilimdir de. Yüzüne olumsuz ama doğru bir şey söylediğinizde size alttan alta zarar vermeye başlıyorlar kibirden. Bu yüzden birçok insana söylemek istediğinizi söyleyemiyorsunuz. Ben esasında çoğu zaman söyledim, çok da zarar gördüm. O yüzden son zamanlarda bunu azalttım. Örneğin ünlü bir müzisyen arkadaşımın konserine mi gittim, orada gördüğüm olumsuzlukları ya çok yumuşak söylüyorum, ya da hiç söylemiyorum. Bir keresinde az biraz tanıdığım bir grubun solistine bazı tavsiyelerim olmuştu, gruptaki diğer sesi güzel olan üyelerin kırk yılın başı değil de her konserde söylemesi gerektiğini söylemiştim. Bir daha kendisiyle sadece selamlaşabildim, hiç sohbet edemedim. Esasında gerçek düşüncem ekipteki diğer üyelerin sesinin daha özgün olduğuydu, bunu söylemedim bile. Ama belli ki o da öyle düşünüyordu, o yüzden önce bana tavır aldı, bir süre sonra da sırayla hepsini gruptan ayırdı. Böyle çok adam olduğu için bu yazıdan kim olduğunu bulmak zor tabi. Keşke bizim ekipte herkesin sesi güzel olsa. En güzel yine Hami söylüyor. Zaten davulcuların sesi her zaman güzeldir. Eski grubumda da davulcumuz Olkan’ın sesi baya iyiydi. Bir de Mehmet vardı bizimle davul çalan, o pek konuşmazdı, şarkı söylediğini zaten hiç duymadım. Ama başka davulcular da var sesi çok güzel olan.

Bu konuya girmişken 2000 yılından bir hatıramı da buraya yazayım. O zamanlar internet ilanıyla bulduğum bir grupta davul çalıyordum. Grubun benden önceki davulcusu Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi olduğu için(sadece o) oradaki Taşoda isimli stüdyoda bedava çalışıyorlar. O ayrılıp ben girince hiç sesimizi çıkarmadan 4 Boğaziçili olmayan öğrenci aylarca o stüdyoda prova yaptık. Bu bahaneyle haftada bir gün çok beğendiğim Boğaziçi’ni ve oradaki arkadaşlarımı görüyordum. Hem biraz imreniyordum, hem de en imrendiğim konulardan biri olan stüdyo imkanını zaten oralı gibi kullanıyordum. Neyse, zaman içinde bizimkiler bir barda iş ayarladı, iki gitar, bir bas gitar ve ben de davulcu olmak üzere dört kişiyiz. Beyoğlu’nda Roma diye oldukça düşük ayar bir barda ön grubuz. 45 dakika süremiz var. Benim zilim yok, mekanın yarık zilleriyle idare ediyorum. Gitarcımız Efe’nin de gitarı yok, neyse ki bende gitar var, ona verdim. Amfiydi pedaldı zaten yok. Başladık, iki gitarcı sırayla şarkı söylüyorlar ama herkes benim gibi sabırlı değil, mekancı bizimkilerin sesine dayanamadı ve ‘hadi çocuklar son şarkı’ dedi. Bir provada ben bir iki şarkı söylemiştim. Efe mikrofondan ‘Şimdi de davulcumuz bir şarkı söyleyecek’ dediğinde baya gülen oldu tabi mekanda. Sonra ben bir RHCP şarkısı söyledim, mekancı koşup bu şekilde devam etmemizi istedi, tabi bu şekilde pek prova yapmadığımız için bir şarkı daha çalabildik. Mekancı tekrar yanımıza geldi ve ‘Çocuklar, haftaya yine gelin ama bütün şarkıları davulcu söylesin’ dedi. Esasında ben o gruptan önce kendim küçük mekanlarda gitarla çok çalıp söylemiştim, sadece davula çok heves ediyordum. İşte bu vesileyle her ikisini de yaptığım bir grubum oldu. Sonrasında o ekiple çok devam etmedik ama neredeyse tamamını benim söylediğim 4-5 bar programı yaptık. Mesela o ekipte de çok zor geçinebildiğim bir basçı vardı. Çocuk gerçekten çalamıyordu, yeteneği yoktu ama çok iyi çaldığını zannediyordu ve asla bunu ima eden birşey söylenemezdi. Diğer arkadaşlar ise oldukça yapıcıydı, Efe’yle hala arada görüşürüz. Karakter bu işte yetenekten çok daha önemli. Çünkü aynı minibüsün içinde haftalarca gezmek, aynı odalarda kalmak için müzikten daha fazla ortak noktaya ihtiyaç var. Ahlaklı olmak gibi, farkındalık gibi, makul olmak gibi, anlayışlı olmak gibi, ve tabi tembel olmamak gibi.

Önümüzdeki hafta hem konserler, hem de kayıtlar var. Perşembe Konya’da çalacağımız için çok sevinçliyim, dedemi bir kez daha göreceğim, inşallah iyi olur da konsere gelebilir. Onun hayatındaki en renkli şeyler bizim konserler. Gece aynı odada kimse uyumuyor onunla, horluyor diye. Ben kulağımı tıkıyorum pamukla. Çok seviniyor. Kulak tıkama işini askerde öğrendim. Normalde uykum çok hafiftir ve 84 kişiyle uyumak için neredeyse kulaklarımı kesecektim. Dedemde pamuk yetiyor ama askerde daha profesyonel malzemeyle tıkıyordum kulaklarımı.

Yeni bir şarkı yapacağız. Yıllardır birlikte çalıştığımız Serdar menajerliğimizi bıraktı. Onun yerine Aysun geçti. İlk menajerlik deneyimi ama yıllardır müzik sektörünün içinde. O yüzden iyi okuyor birçok şeyi. Türkü albümünden sonra birçok kişinin kafası karıştı, bundan sonra hep türkü mü söyleyeceğiz diye. Yeni bir şarkı çıkarırsak kafa karışıklığı gider dedi Aysun, ben de hak verdim. Güzel bir demo kaydettik şarkıya, kayıtlar da bu haftasonu, hemen ardından da klip çekeceğiz, yine İmre’yle. Dolu bir hafta bizi bekliyor. Ama ben birkaç gündür biraz rahatsızım. Normalde neyim olduğunu kolay anlarım. Biraz üşüttüm sanırım ama başka bir şey de olabilir, mideyle ilgili filan. Bugün bütün gün yattım. Ama güzel de bir şarkı yazdım yattığım yerden. Aslında bütün gün kafamda melodiler dolaşıp durdu, kalkıp kaydetmeye üşendim. Sonra bu şarkı sözleriyle beraber aklıma geldi, bu sefer kalkıp hep telefonuma kaydettim (Nokia c1-02) hem de defterime yazdım. Şarkılarımın çoğunu yazdığım küçük bir defterim var. Aslında bana çok defter hediye edildi ama ben genelde ona yazdım, hepsini olmasa da çoğunu. Bu defterin de ilginç bir hikayesi var. Lisedeyken bir arkadaşım sıraların altında bir kızın günlüğünü buldu. Biz de okuduk bok var gibi. Tabi bilmememiz gereken bir sürü şey yazıyordu. Öyle olunca geri de veremedik. Defter bende kaldı. Lise bitti. Üniversitede şarkı yazmak için evde defter ararken bunu buldum, zaten henüz birkaç sayfası doluydu. Onları koparıp attım ve yazmaya başladım. Defter neredeyse bitti. Bakalım defterin bana katkısı neymiş, yakında göreceğiz 🙂 O defterde yazılı ve hiç kullanılmamış belki 50 tane , belki daha fazla şarkı da var. Zamanla hepsi çıkar ortaya… Sinan

Kadıköy Gazetesi’nde yazar olamayışım (7.4.2018)

Geçenlerde Kadıköy Gazetesi’ne uğradım ve burada yazdığım günlüğün bir benzerini gazete için yazmayı teklif ettim. Çeşitli sebeplerle ücret veremeyeceklerini belirttiler, yine de bir tane yazdım. Sanırım onu beğenmediler, ben de boşa gitmesin diye o yazıyı ve bana gönderdikleri cevabı (gülmeniz için) buraya iliştiriyorum. Sinan

Bir süredir kendi sitemiz pinhani.com‘da yazdığım günlüğün bir benzerini arada sırada Kadıköy Gazetesi için yazacağım. Tabii bu yazıların bir farkı olacak, bu bir Kadıköy Günlüğü.

Bugün saat 11:00’da Kadıköy Belediyesi’nde Leyla Hanım’la görüşmemiz olacaktı ve ben ancak o saatte kalktım. Bu kadar geç kalkmam normalde, o yüzden saat de kurmamıştım, uyuyakalmışım. Artık kahvaltıyı pas geçtik, hemen atladım bir taksiye, doğru belediyeye. Çok yakın evim aslında, yürüyerek 15 dakika. Taksici genç arkadaş yolu bilmiyor, yaptığı telefon konuşmasından anladım ki birinin yerine çıkmış taksiye bugün. O yüzden diğer taksicilerin aksine son derece kibar ve acemi. Kısa sürede bir iki kaza atlatıp kibarca vardık belediyeye. İki kapı varmış, geç kaldım ya, tabii ki yanlış olana gitmişim. Koşarak öbürüne geçtim, başkanlık kapısıymış girmem gereken. Başkan gibi girdim içeri. Kapıdaki güvenlik beni tanıdı ama daha önce belediyeye gelen biri zannetti. Bu durum çok oluyor, yarı ünlü olmak böyle bir şey. İnsanlar yüzünü hatırlasa da nerden hatırladıklarını çıkaramıyorlar. Ben de bununla çok eğlenirim, ama geç kaldığım için güvenlikteki abiye pek yüklenemedim. Leyla Hanım beni gayet güzel karşıladı, çay ikram etmeyi unuttu ama olsun. Ben de çıkınca farkettim zaten. Yoksa isterdim bir çay, zaten kahvaltı etmemişim. Konuştuk ve bir günlük yazımı gazeteye koymaya karar verdik. Beğenilirse gerisi gelecek. Çıkışta belediyede çalışan bir arkadaşımla rastlaştık. Yürüye yürüye boğaya kadar geldik, beraber bir çorba içtik, böylece açlığım biraz geçti. Devamını getiremedik, malum belediyeye dönüp kart basması gerekiyor. Yalnız bir şekilde Serasker Caddesi’ne daldım. Karnım hala aç. Lahmacun mu yesem börek mi yesem derken Pavlonya Sokak’taki Cemal Abi’ye menemene oturdum. Eşim buranın menemenini çok sevmediği için burada ancak yalnız yiyebiliyorum menemen. Hazır yalnızken oturdum. Havalar ısındıkça menemenler de güzelleşiyor, domatesler kendine gelmiş, ben de zaten çok açım, menemene bayıldım.

Pazartesileri müzisyen takımının en boş günüdür. Mekanlar kapalıdır, müzik mağazaları bile kapalıdır. Herkes boş boş takılır. Ben de biraz keyif yapayım dedim. Eşimi aradım, Kadıköy’deki milyon tane kahveciden birine oturalım diye. Beraber Osman’ın mekanına gidelim dedik. Osman benim Bakırköy’den çocukluk arkadaşım. Bizim mahalledeki top sahasında neredeyse hergün oynardık. Osman bizim ekipten değildi, onun ayrı bir ekibi vardı. O yüzden genelde rakiptik ama rakip olarak centilmenlik dışı bir hareketini hatırlamıyorum. Zaten çok hırslı biri de değildi çocukken. Yıllar sonra Kadıköy’de Penna diye bir müzik mağazası açtı, metalcidir Osman, müzik mağazası çok iş yapmayınca dükkanı önce butiğe, sonra da kahveciye çevirdi. Ben de hep onun dükkanından birşeyler almaya uğraştım, centilmen futbolunun hatırına. Özellikle butikte çok zorlandım, eşimi götürdüm, baktırdım. Neyse ki şimdi çay ve kahve gibi sık tüketilen şeyler satıyor dükkanında. Bizim ekibi de alıştırdım, yiyip içiyoruz. Mesela bugün bize ekibin sesçisi Dinçer eşlik etti. Osman da sağolsun, indirim yapıyor benim destek olma çalışmalarımı baltalarcasına. Kadıköy’de çoğu kahvecinin kahvesi zayıf. Benim evde dandik bir makine var, onu tutturabilen bile az. Ama bugünkü kahve güzeldi. Belki de menemenle düzelen ağzımın tadı kahveye de bol not vermiştir.

Öğleden sonrası için Dinçer basketbol oynamayı teklif etti. Önce kabul ettim ama kahveden dönerken çok üşüyünce vazgeçtim. Bir Bakırköylü olarak Kadıköy’ün en sevmediğim tarafı basketbol oynanacak yerlerin çok az ve çok uzak olması. En yakın saha Yoğurtçu Parkı’nda. Terli terli dönmek için çok uzak. Bakırköy’de zaten her parkta basketbol sahası vardı, üstelik okullarda da oynanabiliyordu. Benim odamın penceresinden 2 farklı park ve onların sahaları gözüküyordu. Orada maç olup olmadığına bakar, öyle çıkardım dışarıya. Yarın halısaha maçı yapacağız Moda’da. Hava da galiba daha iyi olacak. Halısahada en azından soyunma odası var. Bu arada bu akşam Alex De Souza tekrar Türkiye’ye geliyormuş. Alex’in eski tercümanı Samet iyi bir arkadaşım, iyi de bir dinleyicimiz. Bu hafta belki Alex’le de ilk defa birlikte oynayacağız. Mahcup olmamak adına yarınki maçı ayarlamamız iyi oldu, antrenman olur. Ama çok da ümitli değilim. Bu kadar güzel bir şey, yani Alex’le top oynamak, gerçekleşmeyecek bir şey gibi geliyor insana. Yine de düşünmesi bile çok zevkli. İnşallah maç olur da Alex’e bir gol attırırım.

Uzun süren turnenin ardından güzel bir Kadıköy günü iyi geldi bana, hava da soğuk ama güneşliydi. Dinçer’le Kadıköy sokaklarında yürüyerek geleceğe dair planlar yaptık. Sokaklar bitti ama planlar bitmedi, umarım hiç de bitmez…

Bu da gelen cevap

Merhaba,

Yazı kurulu toplantımız bugün olduğu için yanıt vermekte biraz geciktik kusura bakmayın.

Elinize sağlık. Sizi “günlük” konusunda ben yönlendirdim ama Gazete Kadıköy haftalık bir yayın olduğu için günlük yazmak pratikte çok uygun olmadı. Gazete Cuma çıkıyor. Günlük bir günü içeriyor vs.

Yine de ilginiz için çok teşekkür ederiz.

Uygun olduğunuz bir vakit Gazete Kadıköy’e çay içmeye bekleriz 🙂

Sevgiler selamlar

Leyla Alp

Yazar : admin

 

Yılın en uzun turnesinin ardından (1.4.2018)

Geçen yıl bir rekor denemesi yapmıştık, 20 konser üstüste, ve bir daha bu kadar uzun turne yapmamaya karar vermiştik. Bu sene 9-10 konser arka arkaya yaparız dedik en fazla. Ama yine de 12 tane yaptık. Bu da çok uzundu, sonlara doğru herkesin pili bitti. Geçen yılki deneyim sayesinde yine de daha kolay atlattık. Bu turnede Adana’daki sesçi arkadaşımız Mahir’in gelmesi de işi epey kolaylaştırdı. Konserlerin bazıları çok ümit vericiydi. Trabzon’da ve Ordu’da geçen yıldan biraz daha fazla seyirci gelmesi çok olumlu bir gelişmeydi, galiba biz de daha güzel çaldık. Kayseri’de yıllar sonra ilk defa dolu bir salona konser verdik, Kayseri ve çevresindeki iller de dolu bir konser vermek için en zor bölgelerden biri. Türkiye’nin birçok şehrinde yerel müzik ulusal müzikten daha fazla ilgi görüyor. Kayseri ve Trabzon bunlardan ikisi. Trabzon’da üniversitede çalıyor olmak işi kolaylaştırıyor ama Kayseri’de daha çok Kayseri halkı geldi konsere ve güzel vakit geçirdiler. Bunca konserden sonra artık Anadolu insanıyla ortak bir dil oluşturduk. Malatya’da geçen yıl ülke gündeminden bir hayli etkilenen bir konser yapmıştık. Bu defa ortalık daha sakindi, daha doğru bir organizasyonla Malatya’da da şu ana kadarki en kalabalık konserimizi verdik. Merzifon’da ise ikinci defa Köşk Cafe’de çaldık. Köşk Cafe’deki deneyimimiz bize şunu anlatıyor, aslında iyi ağırlandığımızda mekanın eksiklikleri ya da konserin çok kalabalık olmaması moralimizi bozmuyor. Köşk Cafe’de çok iyi ağırlandık yine, bu yüzden çok keyifle yaptık işimizi. Her ne kadar dış etkenlerden etkilenmemeye çalışsak da kötü bir ortamda yüzümüz düşüyor. Bu turnede kötü geçen konserler de oldu ama sadece gelen seyirci sayısı bakımından. Hepsi çok zevkliydi. Çünkü en vefalı dinleyiciler hepsinde yerlerini almıştı, çok azı bile bizim moralimizi yükseltiyor. En ilginç olaylardan biri de kısa süre sonra tekrar Ağrı’ya gidip daha kalabalık bir kitleye çalmış olmamız. Üstelik Ağrı gibi küçük bir şehirde aynı gün ve saatte o bölgede bizden daha çok sevilen Cem Adrian konseri vardı. Ufak tefek olumsuz deneyimlerin dışında güzel hatıralarla dolu bir turneydi. Melis Danişmend ile de ilk defa Anadolu yollarında birlikte müzik yaptık. İyi tanıdığım bir insan olmasına rağmen bizim zorlu şartlara uyumu beni şaşırttı, ne yalan söyleyeyim. Onun şarkılarını çalmak da hep aynı şarkıları çalan bizler için de büyük bir değişiklik oldu, her ne kadar çok hakkını veremesek de. Onun için çok fazla yeni şey vardı, o bizi inceledi turne boyunca, biz de onu. Konser öncesi hazırlıklarımız ve hallerimiz farklılık gösterse de karşılıklı saygı herşeyi kolaya çevirdi. Onun da katkısıyla Denizli ve Antalya konseri de her zamankinden daha kalabalıktı. O iki konserde biraz hastaydım ve Melis’in gelmesi işimi kolaylaştırdı.

Önümüzdeki sonbaharda yapacağımız konserlerle ilgili ilginç planlarımız var. Bugünlerdeki gündemimiz bu. Son zamanlarda özellikle büyük şehirlerde çaldığımız yerlerde biletler önceden bitmeye başladı. Artık daha az ve daha büyük konserler vermemiz gerekiyor. Konser sayısı azalınca da daha güzel hazırlanmamız mümkün olacak. En büyük üzüntüm çok konser verdiğimizde özel olarak hazırlanamamak. Son yıllarda konser öncesi yaptığımız kısa provaların dışında prova yapamadık. Herşeyden önemlisi de ülke gündemi. Neler olduğunu anlamaya çalışıyorum ama tam olarak anlayamıyorum. Kimsenin de yüzde yüz anladığını sanmıyorum. Ama maşallah benden başka herkes herşeyi anlıyor, tabi işine geldiği gibi. Umarım herşey bundan daha kötü olmaz… Sinan

Yazar : admin

 

Şırnak var, değil? (9.3.2018)

Adını sadece haberlerde duyduğumuz yerler vardır, Cizre, Nusaybin, Uludere, Beytüşşebap, Silopi, Şırnak, İdil… İşte buralardan geldi Şırnak konserinin dinleyicileri, bazıları öğretmen ya da başka bir mecburi hizmet görevlisiydi, bazıları oranın yerlisiydi. Ama hepsinin ortak sorunu, yıllardır oralarda hiç konser olmamıştı. Nasıl olsun, Şırnak diye bir şehir yoktu ki aslında. Çoğu yıkılmış, henüz inşaat aşamasında olan bir şehir Şırnak. Yıkımının haklı ya da haksız olduğu bu günlüğün konusu değil. Ama yıkılmış olması, bundan sonra çıkacak bir çok sorunun habercisi. Orada yaşayan insanlar adına çok ama çok üzüldük. Günlerdir biz hazmedemedik bir şehrin, hatta birkaç şehrin insanların kişisel eşyalarıyla beraber yıkılmasını ve yerine tekdüze ruhsuz binalar yapılmasını. Devletin gücünü gösterirken oluşturduğu tablo korku verici. İnsan aynı şeyin kendine yapılmasından çekiniyor. Orada ben de öğretmen olabilirdim, bugünden itibaren oraya kimse gönüllü gitmez. Kim garanti edebilir oturduğu eve bir daha geri dönebileceğini, ben iki fotoğraf için bile üzülebilecekken, insanlar doğduğu evin yıkıldığına nasıl katlanır? İçlerinde suçlular olabilir, hepsi suçlu dahi olsa bu ceza bana çok ağır geldi.  Ancak şu dönemde korkuyla yaratılmış güvenli bir ortam var. Herhangi bir tehlike görmedik, operasyon öncesinde de böyle bir konseri yapmak mümkün değildi. Bu yüzden terörün bitirilmesinin gerekliliği de ortada. Sadece insan kendi kendine soruyor, başka türlüsü olamaz mıydı diye… Dışarıdan atıp tutmak kolay, o yüzden yapılan şeyin ne kadar hatalı olup olmadığını zamana bırakıyorum. Umarım oralarda tekrar konser verebiliriz, bugün o taraftan bir teklif de aldık. Kim bilir, belki yakında yine gideriz…Yazar : admin

 

Mart Mart Mart (25.2.2018)

Bu çarşamba sonunda turneye çıkıyoruz. Çay termosuma baka baka geçen 2 ay sonunda yeniden yollara baka baka çay içeceğim, belki de turnelerle ilgili en sevdiğim şey. 30-40 liralık bir termos aldım, içine poşet çay atıyorum, sıcak suyla dolduruyorum, demleme çay gibi oluyor. Sallama çayın tadını hiç sevmiyorum. Bir diğer zevkimde evde dinlemeye fırsat bulamadığım CDleri dinlemek ama bu turnede kullanacağımız araçta CDçalar yok maalesef. Bu 5 günlük ilk bölümde daha önce çalmadığımız 2 şehir var, Batman ve Şırnak. Batman’ı daha önce gördüm. Özellikle rafineriden dolayı büyük ve gelişmiş bir şehir, konserin iyi geçeceğini düşünüyorum. Şırnak’ta çalmak ise bizim için güzel bir deneyim olacak. Oraları askerlik ya da doğu hizmeti dışında gören yok çevremde. Biz de bir nevi gönüllü doğu hizmeti yapıyoruz. Doğuya giden çok, ama önemli olan gönüllü gitmek. O zaman buralarda yapılan işler anlamlı olur. Belki de doğu hizmetini mecburi olmaktan çıkarmak lazım. Burdaki insanlara mutlaka faydası vardır mecburen orada olanların. Ama bu mecburiyetlerin o insanlar üzerinde yarattığı olumsuz etki, sanki durumu daha kötü hale getiriyor. Hani oraların bu vatanın ayrılmaz bir parçası olduğunu her konuşmada dile getirenler var ya, belki de en çok o insanlar ayrılığı körüklüyor. Gönüllü olarak oraya giden ve önyargısı olmayan insanlar ise ordaki halka aynı ülkenin bir parçası olduğunu ve yalnız olmadıklarını hatırlatıyor. Elbette mecburi hizmet için oraya gidenlerin önemli bir bölümü de sorumluluklarının farkında, zaten burdan giden 3-5 gönüllüyle maalesef bu iş olmaz. Her şehrini sevdiğim, her insanında kendimi bulduğum bu güzel ülkenin başına birşey gelmesinden çok korkuyorum ve elimden gelseydi ırkçı düşünceye sahip herkesi Mars’a yollardım, biraz kalıp gelsinler yine:)
Mart’ın ikinci yarısında daha önce hiç çalmadığımız ya da yıllar önce bir kez çaldığımız şehirler var, o yüzden çok heyecanlıyım. Umarım ekipte kimsenin sağlık sorunu olmaz, güle oynaya çalar çalar bitiririz Mart’ı…  sinanYazar : admin

 

Türkülü günler (13.2.2018)

Bu albümle ilgili olumlu düşüncelerim vardı zaten, ama beni bile şaşırtan şeyler oluyor. Türkü albümü daha çıkmadan, sadece çıkacağı haberi üzerine bir çok teklif aldık, belli ki türkü konusunda kendimizi geliştirirsek bu konuda önemli bir boşluk olduğu belli. Bu Türkiye’deki durum tabi. Albümle ilgili olumlu ve olumsuz eleştirileri zaman zaman görüyorum. Diğer albümlerden daha sert, beklediğimiz gibi. Ya süper diyorlar, ya rezalet. Bence ikisi de değil. Tecrübeli olmadığımız bir konu olduğu için süper bir iş çıkaramadık. Ama bu konuda eskisi kadar az şey bilmediğimiz kesin. Bu albümle ilgili olumsuz şeyler genelde türküleri çok seven kişiler tarafından yazılıyor, türkü seven kişiler türküleri bizim gibi şehir çocuklarının yorumlamasına karşılar, eminim onların gördüğü ve bizim göremediğimiz bazı olumsuzluklar vardır bu albümde. Ama bu albüm zaten onların dinlemesi için yapılmıyor, elbette dinleseler çok hoş olur. Ama yıllardır dinledikleri önemli icracıları bırakıp bizi dinlemelerini beklemiyoruz. Bizi dinleyecek olanlar daha önce türkü dinlemeyenler, ve mümkün olursa bu albümü yabancıların dinlemesini istiyorum, o zaman bu albüm amacına ulaşır. Ama zamana ve çalışmaya ihtiyacımız var. sinanYazar : admin

 

Bir albüm daha biterken (29.1.2018)

Demin baya uzun bir günlük yazısı yazmıştım ama bozuk olan bu bilgisayar onu sildi. Olsun, bu da hayatın bir parçası. Mücadele etmeden günlük bile yazılmıyor. Zaten bu sayfanın yazılımı da sorunlu, eğer her yazdığım günlük yazısını kopyalamayı unutursam kaydederken sayfa sapıtıyor ve yazı gidiyor. Sonra sıfırdan sayfaya tekrar girip yapıştırıyorum ve kaydediyorum. Uzun süre günlük yazmadığımda bu detayı atlayıp yazdıklarımı çöpe atıyorum. Neyse, şimdi hem bilgisayar hem de sayfa yüzünden mailime kopyalaya kopyalaya gideyim, hatta dur maile yazıp sonra buraya alayım, iyi fikir.

Bir albüm daha sona erdi, demin de böyle başlamıştım yazmaya. Bu albüm neticede altıncı albüm ve her seferinde işin kolaylaşması gerekir ama, insan kendini daha iyiye zorluyor ve daha zor şeyler deniyor, zorluk hep aynı kalıyor, o an yapabileceğinin en iyisini yapmanın zorluğu. Şartlar değişiyor, konserler, aile durumları, sağlık sorunları, bir de bu albümün türkü albümü olması hepimizi tedirgin etti, çok iyi tanımadığımız sularda yüzmek…

Bu arada bilgisayar yine kapandı, mail sayesinde son cümle hariç yeniden yazmama gerek kalmadı. Tecrübe önemli ??

Bugün bu yazıyı özellikle yazmak istedim, bugün önemli bir gün. Bugün yedinci albümümüzün demo kayıtlarına başladık. Bazı dinleyicilerimiz zaten bu türkü albümünü (derken bilgisayar yine kapandı ama bu defa kayıp yok) , ne diyorduk türkü albümünü bazı dinleyiciler çok dinlemez. Ben de bu ara çok şarkı yazdım (maşallah). Onları yayımlamak istiyorum bir an önce. Bugün Selim’le iki şarkının demosuna başladık, akustik gitar ve vokal kaydı yaptık, yarın da devam ederiz heralde. Yaklaşık 15 şarkının demosunu kaydedeceğiz, belki eskiden yazdığım ve yayımlanmayan şarkılardan da 4-5 demo yaparız. Bunları hem kendimiz dinleyip düşünürüz, hem de çevremizdekilere dinletiriz. Bazen eldeki şarkıları seçerken doğru değerlendiremiyorum, duygusal bakabiliyorum şarkılara. İnsanlar daha farklı şeylere takılıyorlar. Bu konuda çok da uç zevklerim olmadığı için çok sorun yaşamıyorum ama yine de bu sefer insanların hangi şarkılarımı daha çok sevdiğini görmek istiyorum, muhtemelen benim seçtiklerimden bazılarını beğenmeyecekler. İlk albümde de Zeynep’in ısrarıyla Yıldızlar albüme girmişti, kaydı da güzel oldu ve albümün önemli şarkılarından biri oldu. O olmasaydı kim bilir hangi şarkı girecekti albüme.

Bugün yeni albüme başladığımızı kime söylediysem güldü. Biraz yavaş çalışıyoruz, ancak oluyor işte. Süreyi kısaltmanın da yolları vardır mutlaka, ben de rahatsızım bu kadar uzun süre bir albüm üzerinde çalışmaktan.

Turnemiz de belli oluyor, aşağı yukarı istediğimiz her şehri ayarladık, şu an için Tunceli ve Batman  olmadı ama özellikle Tunceli için her türlü formülü denedik, yine olmadı. Hala olma ihtimali var, kısmet. Yakında tüm turneyi birlikte duyuracağız, çoğunu yazdık zaten siteye. Mart ve ekim aylarında öğrencilerin pek sınavı olmuyor ve daha çok katılım gösteriyorlar konserlere, yollar da kışa göre daha iyi oluyor. Ama bu aylarda diğer müzisyenler de çok konser veriyor ve en küçük şehirde bile ardarda konserler oluyor, konser organizatörleri bu durumdan çok memnun değil tabi. Biz nisbeten daha az etkileniyoruz bu çakışmalardan. Hem dinleyicimiz belli, hem de bilet fiyatları konusunda organizatörlere baskı yapıyoruz olabildiğince, ucuz olsun, millet kolay gelsin diye. Böyle durumlarda da bizim biletler ucuz kalıyor. Kasıtsız olarak piyasayı kırıyoruz diyelim. Bu turnedeki çoğu konserde ses sistemini yine kendimiz kuracağız. Bu durum işimizi zorlaştırıyor gibi düşünülebilir ama her gün aynı sistemle çalmak büyük bir lüks. Şimdilik gücümüz yerindeyken bu lüksü yaşamaya devam edelim. İleride bakalım ne yapacağız? Bu durumun en önemli katkısı kendi sistemimiz sayesinde istediğimiz her yerde çalabilmek. Yoksa nasıl diyeceğiz, Pinhani her yerde… Sinan

Yazar : admin

 

İnsanlar şehirler şarkılar türküler (17.1.2018)

Sabah sabah gökkuşağı gördük evin penceresinden. Böyle şeyler insanı iyi hissettiriyor. Gerçi şu sıralar morale ihtiyacım yok. Ne zamandır tamamlamaya çalıştığımız albümde tünelin ucu göründü. Şarkıların kayıtları bitti, belki bir şarkıda ufak tefek şeyleri tekrar yapmamız gerekebilir. Şarkıların çoğunun miksi de bitti. Albümün ön kapağı hazır, iç tarafı da aşağı yukarı belli, bu hafta onunla biraz uğraşırız. Bir yandan konser takvimi belli oluyor. Tam gönlüme göre bir turne olacak bu sefer. Hiç görmediğim şehirlere gideceğiz, Türkiye’de görmediğim yerlerin çoğunu göreceğim için epey merak ediyorum, başta Tunceli olmak üzere. Türkü albümü büyük bir tecrübe oldu benim için. Bizim diğer albümlerde bazı konularda bu kadar zorlanmıyordum. Türküleri söylemek zaten kolay değil, çok çalışmam ve defalarca kaydetmem gerekti, kendi yazdığım şarkılarda birkaç sefer söylesem yetiyor. Bir de bu türküleri yorumlayan insanlarla ister istemez kıyaslıyorsun kendini, ben yapmasam bile her dinleyen yapıyor. Bir şarkının sana ait olmasıyla hiç benzemeyen bir durum bu. Düşününce ‘iyi ki kendim şarkı yazabiliyorum’ dedim, baya konforlu bir durum bu. Hep anonim türküler söylüyor olsam bu kıyaslama durumundan çıkamazdım. Türküleri insanlar sahipleniyor da. Bu bir yere kadar güzel bir şey. Ama en son Neşet Ertaş eseri söylediğimde yapılan yorumlar için hakaret demek az kalır. Bu da benim gibi Neşet Ertaş söyleyende bir stres yaratıyor. Gerçi çoğu Neşet Ertaş dinleyicisi başkasının söylemesini istemiyor. Keşke hayatta olsaydı diyorum, o onaylamadan söyleyemeseydi kimse. O zaman belki hayranları da daha anlayışlı olurdu. Bu kadar güzel şarkıları insan evde söyleye en sonunda başkalarıyla paylaşıyor. Şimdi bu albümdeki Neşet Ertaş kaydımızı dinliyorum. Diğerlerinden çok farklı oldu, albüme çok şey kattı. Hatta muhtemelen en beğenilen kayıt olacak bu albümdeki. Diğerlerinden bir farkı da sadece bizim ekibin çalması, diğer tüm türkülerde bol miktarda misafir var. Birşeyi kendin çalabiliyorsan bu büyük bir imkan, başkalarına muhtaç olunca işler çok karışıyor. Ne çalınması gerektiğiyle ilgili bir tartışma başlıyor. Herkesin kafasında bir müzik var, ancak fikirler uymadı mı işler çok karışıyor. Bu defa uymayan fikirlerden oluşan bir kaydı toparlamayla uğraşıyorsun. Çalacak olan kişinin uygun zamanını yakalamak, düzenlemeyi ve kayıt ortamını ona beğendirmek, ortak noktalarda buluşmak, eğer istenilen sonuç çıkmazsa tekrar tekrar çalmasını istemek zor işler. İşin ekonomik kısmı da zor ama şu sıralar bu konu biraz daha önemsizleşti, bir çok müzisyen bize çok olumlu bakıyor ve bu konuda çok zorlamıyor, üstelik artık konserlerden kazandığımız parayla albümü finanse edebiliyoruz rahatlıkla. İlk albümde rahmetli Tanju Abi’ye baya borçlanmıştım. Sonra ödedim ama defalarca rüyamda ona borçlu olduğumu gördüm. Gerçekten ilk albümlerde yaşanan ekonomik sorunlar o zaman beni çok bunaltmıştı, bu dertten kurtulmak güzel. Albümde farklı çaldığımız bir türküyü insanlara dinlettiğimiz zaman o yörenin insanları daha olumsuz tepki veriyor, diğer insanların ise hoşuna gidiyor. Tabi tutuculuk konusunda belli bölgelerin eline kimse su dökemez ama bu albümde test ettik ki, insanımızın tamamı tutucu, her yaş, her memleket, her kültürden insan bu albümü dinlerken bunun sinyalini verdi. Dolayısıyla olumsuz eleştirilere kendimizi hazırladık, bakalım neler okuyacağız önümüzdeki günlerde. Bu yorumları çok önemsememekle beraber, ister istemez görüyoruz. Dolayısıyla çok fazla olduğunda etkilenmemek mümkün değil. Ama demirden korkan trene binmez zaten. Bu albümü sadece Türkiye’deki insanların değil, bir kelime Türkçe bilmeyen insanların bile dinlemesini istiyorum, inşallah öyle olur… SinanYazar : admin

 

On Türkü (8.1.2018)

Bugünlerde albümle yatıp albümle kalkıyoruz. Artık sonuna geldik. Sanırım 15 farklı türkünün kaydına başladık ve bunlardan 10 tanesi içimize sindi, onları yayımlayacağız. Bir yandan kaydı biten şarkıların miksi yapılıyor, bir yandan da kalan kayıtları yapıyoruz. Albüm kapağı hazırlanıyor. 19 şubatta da albüm lansman konseri var. Çok zamanımız yok. Ama şu anda herşey istenilen zamanda yetişiyormuş gibi görünüyor. Bu albümün Türkiye’de, sahip olduğumuzdan daha büyük bir şöhret getirmesini beklemiyorum, ama farklı yönlerimizi göstermiş olduk. Yurt dışında daha çok çalma hedefimize ise önemli katkılar yapacağını düşünüyorum, inşallah yanılmam. Zaten o yönde attığımız ilk adım bu. Başarısız olsak bile önemli değil, başka adımlar atarız, eninde sonunda başarırız… SinanYazar : admin

 

2018’den beklentiler (27.12.2017)

Çok kötü 2015 ve 2016’dan sonra nisbeten daha iyi ama pek de iyi olmayan bir 2017 geride kaldı. Belki insan burada yaşarken çok farketmiyor ama bir günlük Almanya yolculuğunda anladık ki, dövizin artmasıyla bir anda aşırı fakirleştik. Artık bir genç için yurtdışında okumak ya da tatil yapmak eskisinden çok daha zor. Neyse ki gençlik bizden geçti, heves de kalmadı, zaman da. 2018’de yurtdışında geçtiğimiz yıllara göre daha çok konser yapacağımız şimdiden belli. Yeni çıkaracağımız albümün ardından daha çok ülkede ve şehirde çalarız diye umuyorum, zaten eskisinden daha çok teklif geliyor şu an bile. Son zamanlarda o kadar çok yerde konser verdik ki Türkiye içinde, haritaya bakınca vicdanımı sızlatan çok az yer kaldı. Onlara da bu baharda gitmeye çalışacağız.
Yeni albüm de konserlerden dolayı bir türlü bitmedi, ocak ayında konser olmayacağı için çabucak bitecektir. Ama arada derede ilerleme kaydettik yine de. Dün bir şarkının kayıtlarını (Drama Köprüsü) Dinçer’e miks yapması için teslim ettik. O bitirene kadar muhtemelen başka şarkıların kaydı da bitecektir. Şubat ayında bir işimiz kalacağını sanmıyorum. Sonra da hemen bir sonraki albümün işlerine başlayacağız, yani yedinci albüme. O albüm için de çok fazla yeni şarkı var, ama bazen eskiden yazıp kaydedemediğimiz şarkılara bakıyorum da, onların tarzı ayrı ve onlardan da albüme bir iki tane koymak lazım. Kediköy’de eski şarkılardan yine var ve onlar sevildi, mesela ‘Nehirler Durmaz’. Bu albümde de farklı dönemlerde yazılmış şarkılardan koymak lazım, daha renkli olur albüm. Şarkılar bir kişinin elinden çıkınca ne kadar uğraşsak da birbirini andırıyor. Türkü albümü yapmanın öyle bir güzelliği var, çok fazla ve çok farklı seçeneklerin var. Muhtemelen ilerleyen yıllarda tekrar bu tarz bir albüm yaparız. Ayrı bir keyfi var kendine ait olmayan şarkıları kaydetmenin.
Doğu Anadolu’da daha önce çalmadığımız bazı şehirlerde konser ayarlamaya çalışıyoruz. Ancak kültür merkezlerini konserlere vermiyorlar çoğu yerde, verseler de çok yüksek maliyetleri var. Örneğin bir şehirde iki kültür merkezi var, biri belediyenin, biri üniversitenin. Daha önce konserler olmuş ama anladığım kadarıyla insanlar zarar vermiş salona, şimdi vermiyorlar konsere. Alternatif de spor salonları, ki onlar da çok maliyetli ve yankılı. Esasında konser olmasına kimse sıcak bakmıyor, olmasa daha iyi onlar için. Müzisyenler doğuya gelmedikleri için çok da suçlu değiller, çok kolay değil gerçekten.
Ocak ve şubat ayında çok konser olmayacak, bu yüzden spor yapmaya da vakit kalır gibi görünüyor…SinanYazar : admin

 

11 yıl sonra Balıkesir (13.11.2017)

Karaman, Konya ve Ankara’da 3 günlük bir İç Anadolu turnemiz oldu. Bana İç Anadolu’nun havası çok iyi geliyor, turneye çıkarken hastaydım, hemen iyileştim. Sonra İstanbul’a döndüm ve bir süre sonra tekrar hastalandım. Konserler çok kalabalık değildi. Bizim konserlere en çok üniversite öğrencileri geliyor, konserler de onların sınav dönemlerine denk gelince katılım epey düşüyor. Bunu biz çok önemsemesek bile, bize epey tepki mesajı geliyor konserin tarihiyle ilgili. Ekim ayında her konser kalabalık geçiyor, mart da uygun bir ay. En doğrusu belki de bu aylarda sürekli çalmak ve diğer aylarda fazla konser yapmamak. Konya konserine yine dedem geldi. Konya’daki her konsere geliyor, onunla fotoğraf çektirenler ya da elini öpenler bir hayli çoğaldı. Aslında sesi de güzeldir ama 92 yaşında, sahne onun için zor. Daha önce onun sesini kaydettim, 9 tane Türk Sanat Müziği şarkısı söylettim. Olağanüstü bir durum yok tabi ama güzel söylüyor. Bana ve tüm aileye güzel bir hatıra oldu. Aynı şeyi annemle babama da yapmam lazım ama fırsat bulup kendimi kaydedemiyorum, onlara da sıra gelmiyor. Türkü kayıtlarını biraz daha ilerlettik. Bugün saydım, sahnede şu ana kadar çaldığımız türkü sayısı 27 tane olmuş. Türkü konserleri yaptığımızda bu sayı 12-13 civarındaydı, bizim şarkıların türküye benzeyenleriyle takviye ediyorduk. Bizim albümlerde de yaklaşık 50 şarkı var. Demek ki konserde çalabileceğimiz 75-80 şarkı var. Bu durum hem bizi çok rahatlatıyor, hem de dinleyicinin istediği tüm şarkıları çalmayı imkansız hale getiriyor. Aynı zamanda bütün bu şarkıları aklımızda tutmak her gün daha zor hale geliyor. Konserler çok olduğu için her konsere bunları yayarak canlı tutmaya çalışıyorum, bazen uzun bir zamandır çalmadığımız bir şey çaldığımızda herkes baya zorlanıyor, ben de dahil olmak üzere. Kendi yazdığım sözleri hatırlayamıyorum bazen.
Balıkesir’de 2006 yılında bir konser vermiştik. Orada öğretim görevlisi olan bir arkadaşım sayesinde sembolik bir ücret karşılığında ilk üniversite konserlerimizden birini vermiştik, yanlış hatırlamıyorsam ilki Zonguldak’tı, o da bir arkadaşım sayesinde olmuştu. Balıkesir de ikinci olmuştu. Ama o günden sonra bir daha Balıkesir merkezde konser veremedik. Bu süre içinde Balıkesir’in birçok ilçesinde bir sürü konser verdik. Balıkesir için hem ben, hem de orada yaşayan askerden bir arkadaşım baya uğraştık. Çeşitli mekanlarla görüştük, pek ciddiye almadılar. Dinleyicilerin konser isteklerine cevap verirken bu durumu anlatmaya çalıştık tabi. Neyse, en sonunda orada açılan yeni bir mekan bizden konser istedi, sonunda bu cuma Balıkesir’e gidiyoruz, tam 11 yıl sonra. Türkiye’nin en uzak yerlerinde bile daha sık çalıyoruz, nedense Balıkesir olmadı bir türlü, kısmet. İnşallah güzel geçer… SinanYazar : admin

 

Kayıt kuyut konser monser (30.10.2017)

Geçen kış başladığımız türkülerden oluşan albümün kayıtlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz bu hafta, en son ilkbaharda kayıt yapabilmiştik, sonra turneye çıktık, çıkış o çıkış. Yazın da grup dört bir yana dağılınca kayıt yapamamıştık. Toplanır toplanmaz yine turneye çıktık, kayıtlar ancak başladı. Bu yaz epey yeni şarkı da yazdım, ama türkü albümünü bitirip sonra başlamak daha mantıklı görünüyor. Çünkü iki albümü beraber götürmek kafa karıştırabilir. Yeni yazdığım şarkıların ufak tefek eksikleri var, ama sayıca epey çoklar. Normalde eski yazdığım şarkılardan birkaç tane yeni albüme koymak istiyordum, ama yeni yazılan şeyler insana daha güzel geliyor. Çok doğru değerlendiremiyor olabilirim. O yüzden bu albümde demo olarak epey bir şarkı kaydedip onları dinleyip ve dinletip bir karara varmak en doğrusu, bu konuda kendi kararlarıma da pek güvenmiyorum. Albümdeki şarkılar ne kadar iyi olursa sonrası o kadar kolay oluyor. Türkü albümünde de 8 türkünün kaydı yapıldı, onların hala ufak eksikleri var, bazı şeyleri kayıtta idareten çalmıştık, onların değişmesi lazım. Bazı aletleri ben yalandan çaldım, onun yerine daha iyi çalan kişilerin çalması gerek. İşimiz var daha. Bir de başka türküler ekleyeceğiz, 5-6 tane adayımız var , onlardan 2-3 tanesini daha kaydedeceğiz.
Bir süredir çok konser verdik. Sosyal medya sayesinde herkes herkesin ne yaptığını biliyor, biz Türkiye’nin öbür ucunda çalarken burda herkes herşeyden haberdar olabiliyor. Tabii biz de sevdiğimiz müzisyenleri takip ediyoruz. Esasında müzik kariyerinde başarıya ulaşmanın yollarını bu hesapları takip ederek bulabilirsiniz. Müzisyenlerin konser takvimi üzerinden kendinize turne çizebilirsiniz. Gidilen yerler hep aynı, İstanbul, Ankara, Eskişehir, İzmir, Antalya, İzmit, Bursa, Çanakkale, Bodrum… Bunlar olmazsa Adana, Mersin, Kıbrıs, Alanya, Marmaris, Kuşadası, Çeşme, Ayvalık, Kaş… Buralara tüm müzisyenler gidiyor, geri kalanlara da biz gidiyoruz, bir kaç kişi daha var buralara uğrayan. Bakalım ne zaman buraların dışına çıkacaklar? Aslında bizim için çok olumlu şu anki durum. Ama insanlar çaresizlikten diğer şehirlerde ne gelirse o konsere gidiyorlar. Artık kim denk gelirse, çok da güzel destek veriyorlar. Aynı şehre tekrar gittiğimizde daha da çok insan geliyor. Yeni albüm çıktıktan sonra yine uzun bir turne yapacağız, zaten gittiğimiz her yerden tekrar gelmemiz için mesajlar geliyor. Başkalarının gelmesinden o kadar ümitsizler ki… Son turnemizde de çok iyi geçen konserler oldu, başta Adıyaman, Urfa, Niğde. Diğer konserler de güzel geçti ama bunlar daha öne geçti. Yine gideriz inşallah…Yazar : admin

 

Uzun ve yorucu bir kışın başındayız (26.9.2017)

Yaz bitti, yazın pek konserimiz olmaz ama bu yaz nisbeten daha fazla çaldık, zaten kışın da normale göre daha fazla çalmıştık. Kediköy albümü sevildi demek ki. Bu aralar kış için planlama yapıyoruz, yeni bir albüm kaydedeceğiz. Bunun dışında da normal bir kışa göre çok konserimiz olacak gibi görünüyor. Daha önce hiç çalmadığımız ya da bir kere çaldığımız bir çok şehirde konserimiz olacak ve bu çok sevindirici bir haber. Ben bu şehirlere ‘unutulmuş şehirler’ diyorum. Bunlar hiç kimsenin uğramadığı şehirler ve buralarda yaşayan insanların müziğe, tiyatroya , spora daha çok ihtiyacı var. Bu yaz tatilde nisbeten küçük bir şehirdeydim. Burada bile İstanbul ile kıyaslandığında çok fazla yokluk var. Yazın birkaç ekip buraya uğruyor yine de, ama kışın derin bir sessizliğe bürünüyor buralar. Ekimde güzel bir turnemiz olacak ve bir sürü büyük/küçük şehirde konserimiz olacak. Geçen yıl verdiğimiz konserler de bize bu yıl için rehber olacak, çünkü çok yeni şeyler denedik geçen yıl ve biraz zorlandık. Ama artık konuya daha hakimiz, hangi ay hangi yolların kapandığını, hangi şehirde hangi gün çalmak gerektiğini, Anadolu’da bize lazım olabilecek şeyleri iyice öğrendik. Bu sene umarım daha rahat geçer konserlerimiz. Geçen yıl rekorlar kırması çok zevkliydi, 20 konser üst üste çaldık. Ama bu sene yeni rekor denemeleri olmayacak, belki bir sonraki yıl olabilir. Yeni albümün şarkıları da büyük ölçüde şekillendi. Ama böyle albüm kaydı öncesinde daha çok şarkı yazıyorum, muhtemelen motivasyonum yükseliyor. Bu ara da her zamankinden çok şarkı yazdım, bir sürü de tamamlanmayı bekleyen şarkım var. Bunların en güzellerini seçip üzerinde çalışacağım. Türkülerle ilgili albüm daha sonraya kaldı gibi görünüyor. Ama belki bu kış onu da tamamlarız. Umarım güzel bir kış olur, iyice yoruluruz, yazın da boş geçen günlerde zevkle dinleniriz… SinanYazar : admin

 

Yaylalar (31.7.2017)

Bu kış, en çok konser verdiğimiz kış olacak muhtemelen. Bir daha bu kadar çok çalabileceğimizi sanmıyorum. Ama umarım bir daha hiç az konserimiz olan bir yıl da yaşamayız. Özellikle bu yıl hem çalmaya çok alıştık, hem de bizi dinleyen herkesi alıştırdık. Artık her şehirde insanlar bizim gelebileceğimizi biliyor, tam olarak yaratmak istediğimiz düşünce. Bu sonbahardan itibaren ilk defa nerelerde çalmışız, bir düşüneyim ; Fethiye, Datça, Didim, Uşak, Çorum, Merzifon, Ağrı, Iğdır, Bayburt, Adıyaman, Osmaniye, Aksaray, Karadeniz Ereğli, Konya Ereğli, Bartın, Amasya, Kastamonu, Ordu, Ünye, Lüleburgaz, Akşehir, Isparta, Yozgat (unuttuklarım olabilir), yurtdışında da Almanya’da Essen’da, A.B.D’de de New York, Washington ve Boston’da ilk defa çaldık.
E bir de nadiren gidebildiğimiz bir çok yerde de çaldık bu kış, çok güzel ve unutulmaz bir yıldı bizim için. Geçen Eylül’ün başından beri 133 konser vermişiz, konserlerin haricinde de çok şey yaptık, bir anlamda bütün yılı beraber geçirmişiz. Bu yıl da 100’e yakın konser veririz muhtemelen. Ama ülkenin durumu çok belirsiz, o yüzden geleceğe çok umutlu bakamıyorum. Yeni albüm de kaydetmeye başlıyoruz bu kış. Sağlığımız yerindeyken geleceğe güzel şeyler bırakalım. Bu aralar aklıma çok fazla yeni melodi geliyor, bunları son teknoloji telefonuma kaydediyorum, epey birikti. Albüm için şarkı seçmekte zorlanacağımız kesin, derdimiz bu olsun. Bu ay çok fazla konser yok, o yüzden ilk defa akşamları bu kadar boşum. Böyle zamanlarda en güzel şey dondurma yemek ve soğuk şeyler içmek, çünkü konser dönemlerinde bunu pek yapamıyorum. Bu ayki en önemli olay ise Kaçkar Dağları’nda çalacak olmamız. Karadeniz Yaylaları Türkiye’de görmediğim çok az yerden biri. Tulum çalmam sayesinde böyle bir davet aldığımızı tahmin ediyorum, iyi ki öğrenmişim tulumi… SinanYazar : admin

 

Mayıs Haziran ayları (7.6.2017)

Bu yıl ramazan Mayıs sonunda başladığı için Haziran’da olması gereken konserlerin önemli bir bölümü Mayıs ayına kaydı. Bu da hem bizde, hem de bizim gibi bu sektöre hizmet veren herkeste yoğunluğa ve yorgunluğa sebep verdi. Herkes aynı iki hafta içinde sürekli çalıştı. Şoförler, organizatörler, ses sistemi şirketleri, menajerler, müzisyenler 2 hafta boyunca insanlıktan çıktı. Kimisi işini düzgün yapmadı, kimisi lüzumsuz agresif tavırlar sergiledi, kimisi şımardı. Bu da konserlerdeki tansiyonu epey artırdı. Ben de bir kaç sefer zıvanadan çıktım, ne kadar haklı olduğum tartışılır. Bu sene boyunca verdiğimiz çok sayıda konser de bu döneme yorgun girmeme sebep oldu, onun da etkisi olmuştur. Şimdi haftada 1-2 konser oluyor, okullar kapanınca o da kalmayacak. Ama bu haftaki tempo bana gerçekten iyi geldi, hem kafamı hem de bedenimi dinlendirme şansı buldum. Ekipte sağlık sorunu yaşayanlar var. Ben iyiyim ama herkesin iyi olmasını isterdim iyi olmanın tadını çıkarabilmek için. Kalabalık bir ekipte her dönemde bu tür durumlar olacaktır ama bu sefer hepsi birden oldu.
Bu sezon Türk takımlarının Euroleague’de başarılı olması sanırım ülke genelinde basketbolu yeniden sevdirdi. Gittiğimiz hemen her okulda basketbol maçı yaptık okul takımlarıyla. Biraz yorucu oldu ama konserler bizim için çok daha çekici hale geldi. Kendi aramızda bir takım uyumu da yakaladık, izleyenlerin de dikkatini çekti bu durum. Takım sporunda takım gibi oynamak çok zevkli, müzikteki uzun süreli beraberliğimizin sportif uyumumuza etki ettiğini düşünüyorum ama bu bir araştırma konusu ve üzerinde çalışılabilecek fazla örnek yok 🙂
Akıllı telefon almamış olmam herkesçe bilinir, bu sene özellikle dinleyicilerin instagram üzerinden daha çok mesaj atıyor olması ve bizi en çok instagram üzerinden takip etmesi beni zorladı, sık sık ekipten birinin telefonunu alarak mesajları cevapladım, bu arada instagramı kullanmayı da öğrendim ve sevdim. Ancak yine de olabildiğince uzak durmaya çalışıyorum. Bu aralar sadece akıllı telefon üzerinden yapılan işler çok arttı. Yakında uçağa binemeyeceğim heralde benim mevcut nokia ile. Neyse, internetten ne kadar uzak dursam kardır, çünkü bir çok insan gibi benim de bağımlılık ihtimalim yüksek.
Bu yıl yeni albümdeki şarkıların ve yeni düzenlediğimiz türkülerin eklenmesiyle konserler çok daha güzel geçti. Doğru yoldayız. Çok ağır ilerliyoruz ama önemli olan ilerliyor olmamız. Her yerde oraya özgü müzikler çalmak ve oraya özgü dansları görmek benim için mutluluk vericiydi. Bu sene verdiğimiz konserler genel olarak çok geliştiriciydi her bakımdan. Tecrübeli bir gruba evrildiğimiz yıl olabilir bu sene. Ya da tecrübemizi en iyi kullandığımız sene diyebiliriz. Umarım önümüzdeki dönem, bu yılki deneyimlerimiz sayesinde daha da güzel konserler veririz. SinanYazar : admin

 

Yalova Termal (25.5.2017)

Buraya 1996 senesinde liseden arkadaşlarımla gelmiştim, hayatımdaki adam gibi tek okul gezisiydi, gece de Yalova’da kalmıştık. O akşam arkadaşlarıma ilk defa gitar çalıp şarkı söylemiştim. Alman bir öğretmenimiz sayesinde olmuştu gezi. Zaten Türk öğretmenlerimiz iyi niyetli bile olsalar böyle bir riski almazlardı. Bugün ise Yalova Termal Fen Lisesi’nde çaldık, buraya ikinci gelişim. Şimdi öğretmenler odasındaki bilgisayardan bu yazıyı yazıyorum. Konser çok güzel geçti, zaten çok yorgunuz, kötü geçse nasıl tamamlardık konseri bilmiyorum. Yarın Antep’teyiz, çok sevdiğim bir şehir. Konser kötü geçse de sesimi çıkarmam:) ama inşallah iyi geçer. Mayısta çok yorulduk ama kaldı 3 konser, sonra haziran konserleri var ama onlar çok fazla değil. Şimdi fotoğraf çektirmek isteyen arkadaşların yanına gidiyorum… SinanYazar : admin

 

20 konser (26.3.2017)

Bu işe ilk başladığımız sene 7 günde 7 konser yapmıştık. Konserler bugünkünden daha kısa sürüyordu, çok az eşyamız vardı, şarkımız azdı, zaten az seyirci geliyordu. Çok yorulmuştuk ve zorlanmıştık. Şimdi uğraştığımız birçok detayla uğraşmadan yapıyorduk konserleri, daha rahattık. Bu sene ise aynı o zamanki gibi arka arkaya konserler verdik, aynı o zamanki gibi içimizdeki amatör ruhu canlandırmaya çalıştık. Çok yorulduk ama tecrübeyle amatör ruh bir araya gelince işler kolaylaştı, konserler de eski yıllardan çok daha güzel oldu. 20 konser arka arkaya verdik, bir daha yapmayız böyle bir şey, ama yapılabiliyormuş. Çoğu mekanda ses sistemini kendimiz kurduk. Esasında her gece farklı sistemlerle çalmaktan çok daha rahat bir şey kendi sistemini kullanmak. Kötü sürpriz yok hayatımızda, sadece bir konser için 3 konserlik emek verdik çoğu yerde. Ama başka türlü de bu kadar çok yapamazdık. Ekipte herkes sırayla hasta oldu, bekliyorduk zaten böyle olmasını. Ben ilk günlerde pek iyi değildim ama sonradan bir daha kötüleşmedim. Sanırım vücudum kendini bırakıyor şimdi şimdi, hasta olur muyum bilmiyorum ama kendimi aşırı yorgun hissediyorum. Yirmi günde yirmi konser vermenin iyi tarafları, normalde birkaç ayda ulaşacağın kadar çok dinleyiciye bir aydan kısa sürede ulaşabilmek, bir çok yeni mekanda çaldık. Önümüzdeki yıl bu mekanlardan memnun kaldıklarımıza tekrar gidebiliriz, muhtemelen bu kadar maceraya girmeyiz. Bu yıl Türkiye’nin farklı şehirlerinde binlerce insan bizi canlı dinledi, bunu çok kısa bir zamanda yapmamızı sağlıyor bu üst üste konserler. İlk 10 konserden sonra herkes otomatiğe bağladı zaten. Al kabloyu, ver mikrofonu, tut kolonu derken günler geçti. Bazı olaylar gülmemize, bazıları sinirlenmemize sebep olsa da herkes gülüp geçmeye çalıştı. Lastiklerimizin patlaması, ilk defa instagramdan canlı yayın yapmamız, yeni türküler çalmamız, görülen yeni şehirler, Karadeniz’de ilk defa tulum ve kemençe ile konser yapmamız bu turnenin unutulmazları oldu. İnşallah daha güzellerini de yaparız. Ama daha uzununu yapacağımızı hiç sanmıyorum…Yazar : admin

 

Atarsa 12 (14.3.2017)

en uzun turnemizin içindeyiz, yazacak çok şey var ama bilgisayar yok…12 konser daha. Konserler kötü geçmiyor, bazıları baya iyi
şimdilik idare ediyoruz
ama dünkü sisli havadan dolayı uçaklar kalkmayınca neredeyse iptal oluyordu…
ay ne zor tabletle yazmak
sinanYazar : admin

 

Bakalım ne olacak? (5.3.2017)

En uzun turnemize çıkıyoruz, memleketin ya da bizim başımıza bir şey gelmezse 20 gün üst üste çalacağız. Ondan önceki 5 günde de 3 konserimiz oldu, Mart ayı boyunca galiba 25 konser vereceğiz. Daha önceki birkaç deney olmasa buna cesaret edemezdik ama bana başaracağız gibi geliyor, her türlü hazırlığı yaptık. Bugün bir devlet lisesinde konser vardı, aramızda hep konuşuruz, en güzel konserler devlet okullarında oluyor. Bugünkü de öyle oldu. Öyle olunca biz de çok zevk alıyoruz. Normalde kendi akranlarıma çalmayı tercih edebilirim kendi adıma. Ama çocukların heyecanı insana geçiyor, kendi gençliğimi hatırlıyorum, o konserden beyinlerinde ne kadar çok hatıra kalabileceğini düşünüyorum, sonra da bu motivasyonla elimden geleni yapıyorum. Anadolu’nun küçük şehirlerinde lise çağındaki çocuklar bizim konserden sonra yanımıza geliyorlar, bazıları ilk defa konser seyrettiklerini söylüyor. Bu işin manevi tatmini olmasa zaten bazı zorluklarına da katlanılmaz, ama manevi kısmı tüm sorunları görünmez kılıyor…
Konserlerden kalan zamanda türkülerden oluşan yeni albümümüz ile ilgili epey ilerleme kaydettik. Türküler yavaş yavaş şekilleniyor. Bu turnede de arabada dinleyecek kıvama geldi. Ama hala önemli eksikler var. Albümde önemli misafirlerimiz olacak. Bunlardan en önemlilerinden bazıları henüz çalmadı. Artık turneden döndüğümüzde o konuyu halledeceğiz. Çevremde bize fikir verebilecek insanlara da dinletiyorum kayıtları. Genelde beğeniyorlar ama beğenmedikleri şeyler olmuyor değil. Ayrıca düşüncelerini ne kadar filtrelemeden söylediklerini bilmek zor. Onun için her zaman olduğu gibi değerlendirme işi bize kalıyor. Son zamanlarda kayıtların önemli bir bölümünü Selim’in evinde yaptık. Bazı kayıtlarda stüdyoda olmak gerekiyor ama çoğu için gerekmiyor esasında. Kayıt konusu önemli olmakla beraber çoğu zaman belirleyici olmaktan uzak bir şey. Hangi şarkının, nasıl ve kimin tarafında icra edildiği, nerede icra edildiğinden çok daha önemli şeyler. Ama bunu yaparken kaydı da gözardı etmemek lazım. İyi bir kayıt için gerekli olan en önemli şey havalı bir stüdyo değil. Ekipman ve kayıt tekniği çok daha önemli şeyler. Selim’in kayıtla ilgili yüksek lisans yaparken öğrendiğini söylediği şey konuyu özetliyor: ‘ İyi ekipmanla kötü kayıt yapman zor’ . Konserlerin çoğalmasının bazı olumsuz tarafları da var tabii ki. Yorgunluktan ve mevsim değişikliklerinden dolayı bu kış daha fazla hasta oldum. Daha az spor yapabildim. Ailemi ve evimi daha az gördüm. Daha az enstrüman çalışabildim. Ama turnede özellikle yoldayken müzik dinlemeye çok fazla vakit bulabiliyorum ve bu da benim için çok değerli. Müzisyenin yapması gereken bir numaralı iş müzik dinlemek. Bu aralar eskisi kadar müzik dinlemeye fırsat bulamıyorum, bu yüzden bu yolculuklar çok değerli.
Bir ara sahnede kullandığım ekipmanı epey sadeleştirmiştim, kolaylık olsun diye. Bu sıralar ise hayatımın en karışık ve detaylı ekipmanlarını kullanıyorum. Yakında yine isyan edip bazılarını yok ederim. Bakalım hangileri elenecek? Gelecek yıl için çok önemli planlar var, bu planlar için de bu sene yapacağımız her türlü çalışma çok önemli. Çünkü planlar çok iddialı ve bu yüzden biz de çok çalışmalıyız.
SinanYazar : admin

 

Aylık (20.1.2017)

Günlüğün isminin hakkını veremiyorum(z) bari adını değiştireyim, aylık tam olmasa da daha uygun bir isim bu köşeye. Ekim sonundan bu yana çok fazla konser verdik. Yeni deneyimlerimiz oldu. Çoğu şehirde konser verecek yer bulamıyorduk. Bir yandan şehirlerde cafeler ve barların sayısı arttı, bir yandan da ses tesisatı maaliyeti düşmeye başladı. Elimizde zaten epey ekipman vardı kayıt işiyle uğraştığımız için. Bazı takviyelerle küçük bir ses sistemimiz oldu. Ancak gittiğimiz yerlerde sesten ziyade ışık eksiği oluyor, onu da çok ucuza ilkel yöntemlerle çözdük. Artık çok havalı olmasa da aydınlık bir sahnemiz var her yerde. Artık mekanlardan tek beklentimiz sahne ve elektrik oldu. Ama bu kadarını bile her yerde bulamadık son 2,5 aylık maceralı konser serisinde. Bazı yerlerde sahne çok küçük, bazı yerlerde hiç yok. Neyse, her yerde bir çözüm bulduk. Aslında sadece bu aylarda olan ilginç olaylardan küçük bir kitap çıkar. Çoğu mekanda ilk konseri biz vermiş olduk. Tecrübesizlik kimilerinde mahcubiyet yaratıyor ama bazı insanlar gayet işi biliyormuş gibi bize ciddi zorluklar çıkardı, onca yolu gidip bir de bazı can sıkıcı insanlarla muhatap olduk. Ülkenin her yerinde çok düzgün insanlar da var, çok edepsiz insanlar da. Tabii ki düzgün olanların mekanlarına tekrar tekrar gideceğiz ve bu aylarda çektiğimiz sıkıntının karşılığını alacağız en azından. Kötü olan, Türkiye’de mekanlar sık sık el değiştiriyor. Ama artık olduğu kadar. Ses sistemini araca yüklemekle başladığımız zorlu turne, gittiğimiz yerlerde ses sistemini sıfırdan kurmamızla devam etti. Zaten küçük bir ekibiz, 4 kişi sahnede, toplam 7 kişiyiz, konserler normale göre çok daha yorucu oldu. Ama başka türlü de bu kadar çok konser veremezdik. Ekipte herkes kendince fedakarlık yaptı, elbette kaytaranlar var ama en çok kaytaran bile ortalamanın çok üstünde efor sarfetti, bu yüzden ekip olarak önemli bir sınav verdik ve bu sayede önümüzdeki aylarda da bolca konser vereceğiz gibi görünüyor. Bütün bunlar olurken çaktırmadan yeni bir albüm kaydetmeye de başladık, yıllardır hayal ettiğim türkü albümü. Güzel türküler seçtik, sonra da onları çalması için hayal ettiğimiz insanları belirledik. Bu albümde en beğendiğimiz bütün müzisyenler olsun istiyoruz. Bir çeşit milli takım gibi, farklı disiplinlerden Türkiye’nin en iyi müzisyenlerinin ismi bu albümde olsun istiyoruz. Tabii ki hepsi olamaz ama en beğendiklerimizi koymamız yeterli. Hali hazırda birkaç tanesi albüme eklendi, diğerlerini de yakında ekleriz. Uzun bir zamanımız var bu albümü yayımlamak için, bir yıla yakın bir çalışma gerekecek. Araya konserler de girdiği için zaten kayda az zaman kalıyor. Önümüzde Amerika konserleri var, orada da sanırım bazı aksilikler bizi bekliyor, her şeyden önce yorucu olacak, jet lag denilen şeyi anlamış olacağım. Hava da muhtemelen baya kötü olacak. İnşallah başka bir sorun olmasın. Şimdilik bu kadar sevgili AYLIK… SinanYazar : admin

 

Turp gibi (13.10.2016)

Pazartesi güzel güzel maçımızı yaptık, gece hapşurmaya başladım, sabah kalktığımda griptim. Bu ara biraz kilo da verdim. Sanırım bir grip virüsü kaptım, yorgunluk ve zayıflık yüzünden de hasta oldum. 3 gündür evdeyim, sanırım 1-2 gün daha sürecek, olsun. Bugün bir süredir yazdığım hatıralarımı yazmaya devam ettim, epeydir yazamıyordum. Geçen gün ilk defa bir arkadaşım okudu, beğendi. Gerçi beğenmese söylermiydi bilmiyorum. Yakında bitecek inşallah, zaten çoğunu yazdım. Ama bitince önce ben elden geçiririm, sonra da bir editör elden geçirir, sonra da belki yayımlanır, göreceğiz. İnsan hastayken evde sıkıntıdan hem düşünmeye hem de yazıp çizmeye fırsat buluyor. Yıllar önce ‘Beni Al’ı da böyle bir zamanda yazmıştım, kesin başka şarkılar da vardır böyle yazdığım. Umarım zorlu doğu turnemiz öncesinde turp gibi olurum, neyse ki daha çok var…Yazar : admin

 

Turneler ve CD’ler (4.10.2016)

Yeni albüm daha çok konser vermemizi sağladı. Albümü yaparken çekilen sıkıntıları düşününce, şimdi değdi diyorum. Bu ayın sonunda hayatımızda yaptığımız en uzun turneye çıkacağız, daha önce hiç çalmadığımız ya da 1 kere çalabildiğimiz bir çok şehirde çalacağız, bu durum beni çok mutlu ediyor. Elbette zor olacak ama hem yeni şeyler göreceğiz, hem de insanları mutlu edeceğiz, bizim işin en güzel yönünü yapacağız yani. Yakında duyurmuş oluruz bütün şehirleri. Böyle turneler yapınca şehirleri alt alta yazmak ve ona bakmak güzel, tabii ki turneyi bitirmesi çok kolay değil ama başlayınca bitiyor bir şekilde. Bu hafta sonu İstanbul’daki konserlerde ilk defa kemençe çalacağım sahnede. Yaylı enstrümanın bambaşka bir tadı var, keşke daha önce çalsaymışım diyorum ama bir yandan geç de olsa çalabiliyor olduğum için memnunum. Dün iki maç üst üste yaptık. Yorulmadım pek, mecbur kalsam bir maç daha yapabilirdim. Geçen senelerde maç yapamadığım dönemlerin acısını çıkartıyorum. Kendi aramızda oynadığımız maçlar çok eğlenceli geçiyor. Özellikle turnelerdeki kaptanımız Hayrullah Abi maçlara renk katıyor. Bu ara baya yolculuk yaptık. Yolda müzik dinlemek o kadar zevkli ki yollar bitiveriyor. Yanıma bir sürü CD alıyorum. Bazen telefonu da bağlıyoruz ama aynı ses kalitesi çıkmıyor. Evde müzik dinlerken ister istemez bazı detayları kaçırıyorum. Ama yolda dinlerken bazı şarkıların güzelliğini daha iyi anlıyorum. Bu büyük turneye de bavulla CD almak lazım yanımıza… SinanYazar : admin

 

Oyle boyle (4.8.2016)

Sevgili günlük, bu ara seni daha çok takip eden insan var ama ben daha az yazabiliyorum, özellikle son günlerde pek bilgisayara da oturamıyorum. İnternette vakit geçirmeyi seviyorum ama zaman kaybı gibi geliyor, o yüzden akıllı telefon almadım. Kendi bilgisayarım da yok, bu da internete girmemi biraz olsun engelliyor. Yine de evde bilgisayar var, ortalama 1 saatim yine internette gidiyordur. Ama tatilde bu sayı baya düşüyor. Bazı günler hiç girmiyorum. Ben memnunum, keşke bu kadar bile girmesem. İnsanlar özellikle akıllı telefonu inattan almadığımı düşünüyor, bence öyle değil ama neyse, inattan inattan…
Bugünlerde yeni uğraşları buraya yazalım. Öncelikle yeni albüm için deneme kayıtlarına başladık Eray’ın evinde. 3 günde 3 türkü için deneme kaydı yaptık. Bunlardan biri daha önce hiç çalıp söylemediğim bir kayıt, onunla başladık merakımdan. Güzel oldu. Bugünkü de sahnede söylememiş olduğum bir türküydü yine. Genel olarak faydalı gidiyor ama türküleri kaydetmek kendi şarkılarımızı kaydetmekten daha riskli. Kendi şarkında yanlış diye bir şey yok, yeni bir şey, yaptım oldu diyorsun. Ama herkesin bildiği, sevdiği bir türküye hem bir şeyler katmak, hem de bozmamak zor. Şimdilik en çok zorlayan şey bu. Bu işi iyi bilen arkadaşlarımla bu konuda konuşuyorum bir yandan da, akıl alıyorum. Yarın kayıtlara devam edeceğiz. 12-13 türkü için böyle ev kayıtları yapıp sonra esas kayıtlara geçeceğiz. Bu albümle ilgili ilginç planlarımız var ama bakalım başarabilecek miyiz? Bugün Deniz Türkan’la dertleştik. Bazı konularda çok deneyimli olsa da kendi yolunu yeni çizmeye başlıyor ve kafasında bir sürü kuşku var. Bizim ilk albümümüz zamanında yaşadıklarımızı yaşıyor bir nevi, bizim kadar enayi durumda değil belki yaşı ve tecrübesi gereği. Onu bazı konularda uyarmaya çalıştım ama bu tip şeyler yaşamadan çok anlaşılmıyor, yaşayacak ve görecek. Umarım fazla dert çekmeden istediklerini yapar. Dün halı saha maçı vardı. Maç 1 saat sürüyor, sonra 2-3 saat karpuz yiyoruz, çay kahve içiyoruz, sahanın önündeki masalar özellikle yaz için güzel bir yer. Özellikle dün herkes ailece geldi, baya güzel oldu. İstanbul dışına taşınmayla ilgili düşünceler vardı, hala da var. Çok güzel yerler var Türkiye’de, aslında İstanbul’dan sonra her yer güzel geliyor. Burada kurulu düzeni tekrar kurmak insana zor geliyor ama en kısa zamanda bunu yapmak gerek. İnsanın ömrü kısalıyor burda. Bu aralar film ve dizi müzikleri ile ilgili epey görüşme yaptık, nedense çok talep geldi bu ara. Bu sektörde çalışan insanların büyük bölümüyle anlaşamıyorum, karşısındakine hiç değer vermeyen, sadece kendi işinin görülmesini isteyen, her şeyi parasal olarak değerlendiren insanlar. Dolayısıyla zaman zaman ne demek istediğimi anlamıyorlar. İnsan karşısındakinin emeğine hiç mi değer vermez, bunlar vermiyor. Eminim bir çok sektörde böyledir. Müzikte de en kritik noktalarda böyle adamlar var genelde. Ama eğer insanlar senin yaptığın işe bir değer veriyorsa, bu adamlar da sana karşı daha dikkatli davranıyorlar. Filmciler henüz kasaptan et alan müşteriden farksızlar, belki ileride onlar da biraz yontulur. Aralarında az da olsa naif insan var tabii. Memleketin durumuna hiç değinmeyeceğim, nerden tutsam elimde kalır…
Son not olarak, kemençeye başladım. Yay ile çalındığı için çekiniyordum ama çok korkacak bir şey yokmuş, gayet iyi gidiyor. Henüz 2 ders aldım ama giderek acemiliğimi atıyorum, tulum ve zurnaya göre daha kolay bir alet, en önemlisi de evde çalışabiliyorum, sesi çok yüksek değil. İşte boyle… SinanYazar : admin

 

Zurnanın ilk deliği (3.3.2016)

Buraya bazen bir şeyler yazıyorum, sonra kaydederken bir sorun oluyor ve yazdıklarım yok oluyor. Bugün daha dikkatli olup buna izin vermeyeceğim, zaten bu yazı okunabiliyorsa başarmışım demektir. Bu aralar olup bitenleri yazalım. Dün bir kitapta gerçek günlüğün o gün olanları hiç uyumadan not almak olduğunu okudum. Evet, bence de öyledir. O zaman benim yaptığım haftalık gibi bir şey, ya da dönemlik. Geçtiğimiz perşembe ve cuma Beni Sen İnandır için bir klip çektik. Aklıma gelen fikirleri İmre ile paylaştım, o da beğendi. Gerçi sağolsun benim fikirlerimi çok beğenmese de kibarlıktan söylemez. Ama bu sefer beğendi sanırım. Neyse, klibi çekti, ben de çoğunda bulundum klibin. Bazı yerleri düşündüğümden daha güzel oldu, bazı yerleri de düşündüğümden daha kötü. Hayatın her anında olan şey aslında. Bardağın dolu ve boş tarafı gibi. Ancak yine de hayalimdeki şeyi ifade etmek eskisi kadar zor değil. Tabi bunda İmre’nin beni daha iyi tanıyor olmasının etkisi de var.Yarın DMC’ye göndereceğiz. Sonra artık yayına girer.
Televizyonumuzun kumandası pek iyi çalışmadığı için müzik kanallarına bakmaya üşeniyordum. Dün yeni kumanda aldım, müzik kanallarına bakayım dedim, tesadüfen bizim eski bir klibimize rastladım. Çok nadir oluyor bu, zaten fazla gösterilmiyor. Ben de fazla bakamayınca klipleri sadece youtube’dan görüyorum.
KadıköySahne ile arada yaptığımız halı saha maçlarına çok zayıf kadrolarla çıkıyorduk, biraz da dengelensin diye. Çok havaya girdiler, biz de daha iyi bir kadroyla çıkıp havalarını söndürdük. Şu sıralar Pinhani İdman Yurdu olarak moralliyiz, nasıl olmayalım, son maçımızı 11-2 kazandık. Bir araya geldiğimizde müzikten çok maçı konuşuyoruz.
Bugün Amy Winehouse belgeseline baktım biraz, çok güzel gitar çalıyormuş, bilmiyordum. Belgeseli izleyince öldüğüne daha çok üzüldüm. Bizim şu ülkedeki az buçuk şöhretimizi kaldırmak bile ağır iş. Sorunları olan bir kızın dünyanın en bilinen şarkıcılarından biri olması çok zor bir durum olsa gerek, kaldıramaması normal. Gerçekten bir kez daha üzüldüm. Çevresindekilere de kızmamak elde değil tabi. Ancak bir şeyleri düzeltmeye çalışanların da bir süre sonra vaz geçmek zorunda kaldığını da tahmin ediyorum. Böyle durumlarda etrafınızı dalkavuklar sarıyor ve onları ciddiye alırsanız çöküş kaçınılmaz oluyor zaten.
Önümüzdeki hafta çok konser var. Hepsi güzel yerlerde ama Urfa’nın yeri ayrı. Keşke vaktim olsa da bir süre orada kalabilsem, yine de 1 gece orada geçirmek uzun zaman sonra çok güzel olacak. Maraş’ı da ilk defa göreceğim, görmediğim çok az yerden biri…
Yeni albümden sonra konserler daha dolu geçmeye başladı, en sevindirici şey ise yeni şarkıları çalmamızın istenmesi. Köprü Ortasında tulumla çok daha güzel oluyor, albüme tulumlu versiyonu koysak olurmuş. Bu ara konserlerde yeniden kaba zurna çalmaya başladım, tulum artık oturuyor, umarım zurnada da istediğim minimum seviyeye gelirim bir an önce…SinanYazar : admin

 

Yeni beste (29.1.2016)

Albüm çıktı, işler arttı. İş derken konserden ziyade tanıtım işleri. Zaten mevsim konser için çok uygun değil. Geçen gün İzmir’de bir konser verdik uzun bir aradan sonra. Hava İzmir için çok soğuktu ve beklenenden daha az insan geldi. Çıkışta her zaman oturduğumuz bir yere gittik, orayı boşboş görünce yine bizim konsere epey insan geldiğini idrak ettim. Bu havalarda yollar da riskli zaten. Ama İzmir’deki arkadaşlarımızı görmüş olduk, sevdiğimiz İzmir yiyeceklerini yedik… Akhisar’da ise bizi sürpriz bir açıkhava konseri bekliyordu. Biraz üşüdük ama idare ettik. Güzel bir gömlek getirmiştim konserde giymek için. Ama açıkhavada olduğunu öğrenince gömlek çok altlarda kaldı. O kadar soğuktu ki, çantamdaki her şeyi, pijama dahil, üstüste giyerek ancak çalabildim, tabi elimde eldivenle. Bu ara her gün bir etkinlik var, ya konser, ya prova, ya da bir çekim oluyor. Radyo ve Tv programlarına katılıyoruz. Yarın konserden hemen önce TRT’nin radyo yayınına da katılacağız. Faydası var mı bilmiyorum ama albüm için çekilen sıkıntılar insanı tanıtım yapmaya motive ediyor. Albüm çıkarmış olmanın bir faydası da yeni şarkı yazmaya tekrar başlıyor insan. Elindeki şarkıların önemli bir kısmının bir albüme girmiş olması yeni şarkılara yer açıyor. İlk söylemem gerekeni de son söyleyeyim. Sevgili günlük, meşhur oldun sanırım. Gazetelerde satırlarına yer verildi ve muhtemelen artık seni biraz daha fazla insan okuyacak, hayırlı olsun… sinanYazar : admin

 

Kediköy Kediköy (8.1.2016)

Bugün albüm itunes ve youtube’da yayımlandı. Bu albümde çeşitli sebeplerden çok zorlandım, özellikle psikolojik olarak. O yüzden şimdi youtube’da dinlerken gözlerim doldu, hiç böyle olmamıştı. hatıralarımı yazmaya başladım bir kaç ay evvel. bir kaç aya en azından yazma kısmı biter. sonra yayımlanır mı bilmiyorum ama önemli olan yazılmış olması. hiç kimse okumasa torunlarımın hoşuna gider, eminim.Yazar : admin

 

albüm bittiii (1.12.2015)

Bir süredir şarkılarla ilgili son işlemleri yapıyorduk. bugün hepsi bitti, kapak da bitti, yarın dmc’ye göndereceğiz, sonrası artık onlara kalmış. çarşamba günü ise klibin üzerinde son düzeltmeleri yapacağız, sonra da onu teslim edeceğiz. üzerimden büyük bir yük kalktı. albüm kaydetmek her seferinde eziyete dönüşüyor. yine öyle oldu. her seferinde böyle olduğuna göre bende de bir kusur var belki. bir daha albüm kaydetmek kısmet olur mu bilmiyorum ama her albümde bu duruma düşüyorum, yine öyle oldu. işin bir çok aşaması var, bir çok kişinin desteği de gerekiyor, ancak bu işin organizasyonu insanı yoruyor. esasında işi zor hale getiren şey beklentiler. şarkılarla ilgili kurulan hayaller büyük olunca bunu gerçekleştirmek de zor oluyor. insan tecrübelendikçe hayaller de büyüyor. mesela bu albümde bazı şarkıları bir kaç defa baştan kaydettik, ilk yapılan kayıtlardaki hataları gördükçe öyle bırakmak istemedim, bir daha çaldık. bazı şarkıları yavaş çalmışız, bazılarında başka sorunlar vardı, tekrar kaydettik. ama tamamen içime sindiğini söyleyemem. zaten bu işin kuralı bu. asla bitmeyen, ama bir yerde bitirmekten vaz geçtiğiniz bir iş, bu albüm kaydetme işi. sevgili abimiz serdar ateşer’in hep bahsedilen hiç bitmeyen albümü de bu durumun bir sonucu. bir müzisyen için albüm bitmez, eski kayıtlarımızı bile yeniden yapma isteği hep canlı. neyse bu da bitti işte. ama biz her dinlediğimizde şurası şöyle olsaydı da burası böyle olsaydı diye dinleyeceğiz, asla dinleyicinin aldığı keyifle dinleyemeyeceğiz maalesef… sinanYazar : admin

 

Söz uçar, günlük kalır (18.11.2015)

burada yazdıklarımı bazen aleyhimde delil olarak kullanıyorlar, oysa ki günlük bir senet değil, o anki durumu anlatan bir şey. Burada yapmak istediğim şeyleri yazdığımda ileride başaramadığımı görmek de önemli. Lise yıllıklarında yazılar okul bitmeden yazılırdı. Biz de okulca inek olduğumuz için, herkes boğaziçini cepte görüyordu. Tabi bu durum günlük yazılarına yansımıştı. Girenler oldu ama ben de, bir çok arkadaşım da giremedik, belki düşük puanlı bazı bölümlerine girebilirdik ama zaten eskiden tercihler de sınavdan önce yazılıyordu, sonradan pişman olup düşük puanlı bir boğaziçi bölümü yazma hakkı yoktu. neyse, yalancı çıktık, kazanamadık. ha şimdiki aklım olsa bu kadar bile çalışmazdım ama o zamanlar ara ara asıldım derslere, biraz istikrarsız olsa da… ama yıllığa bakınca orada bana yazılanları ve benim arkadaşlara yazdıklarımı okuyunca o müthiş özgüvenden insan utanıyor. burada da albüm 2 aya biter yazıveriyorum, sonra bitmiyor tabi. Ama bir sorun niye bitmiyor, sorumlusu ne kadar benim? bensem bile daha iyi bir albüm olsun diye işi uzatmışımdır:)
bugün günlük yazma isteğini bende uyandıran şey de oldukça ilginç. Sanırım 2011 başından beri benim adıma bir facebook dinleyici sayfası varmış ve sanırım ben bunu bugün ilk defa gördüm. Sanırım diyorum, daha önce gördüysem de hatırlamıyorum. Baya çok şey birikmiş orada da. Bugün bunu görmeden önce de bazı düşünceler kafamdan geçiyordu, bu olayla da gayet örtüşüyor. Ben kendi kendine yetebilen biri olduğumu düşündüm hep. Yani kendim şarkı yazıp kendim iyi kötü düzenleyip hatta bir çok şeyi çalabiliyorum, üstüne söylüyorum. Ama bundan sonrası bende zayıf. Yaptıklarımı insanlara duyurmak, kendimi anlatmak, bir anlamda üretimimi satmak konusunda yaşıtlarımın çok gerisindeyim. İnsanlar benim yapabildiğim bir çok şeyi yapamasalar da eksik konularda yardım alıyor, sonra da ortaya çıkan şeyi en iyi şekilde tanıtıyorlar, sonuç da gayet iyi oluyor. Ben kendimi tanıtamadığım gibi beni tanıtanların bile farkında değilim. Demek bir de bunu yapabilsem neler olacak? Ama bunca yıldan sonra çok bir şey değişecek gibi değil. Tam müziği hobi olarak yapması gereken adamım ama bir kere bu yola girdik, sonumuz hayır olsun…
bu hafta yoğun geçiyor, konserler başlıyor, klip için koşuşturma devam ediyor. Albümün miksleri de aksamalara rağmen devam ediyor, bazen hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor albüm, ama diğerleri bitti, bu da bitecek. Bugün uzun zamandır rahatsız olduğum konularla ilgili konuştum epey. İnsanlara bir şeyler vermek istiyorum, ama bazen benim almaya ihtiyacım olunca sorun çıkıyor, ya vermemeliyim, ya da alamayınca takmamalıyım, başka yol yok…sinan (18.11.2015)Yazar : admin

 

Yaşa Tulum! (24.10.2015)

Dün uzun zamandan sonra konser verdik, bu ara zaten çok fazla konser vermiyoruz, veremiyoruz, ülkede benim gördüğüm en kötü dönem yaşanıyor, daha kötüsü de geliyor gibi. Konser dediysem, hayal kahvesinde küçük bir konser, ama bizim için büyük, hem çok çalmadığımız için şu anda bize iyi geliyor, hem de maddi açıdan bütün ekibe nefes aldırıyor. geçen yıl bu zamanlar sağlık sorunlarım vardı ve ameliyat olmam gerekiyordu, o kadar çok konserimiz vardı ki ameliyatı kasımda olabilmiştim, ekimin geçmesini beklemiştim. bu sene de böyle işte. bizim çalışma yerinde ise hareketli günler devam ediyor. bizim albümün miksi başka bir stüdyoda olacaktı ancak miksi yapan erim dün itibariyle bizim stüdyoya geçti, ben arkadaki küçük odada kaba zurna ve tulum çalışmaya devam ediyorum. kaba zurna çok zevkli, ileride konserlerde mutlaka kullanmak istiyorum ama hangi şarkılara yakışır daha düşünmedim. yıllardır çalmayı hayal ettiğim ama bir türlü girişemediğim bir enstrümandı, galiba o da halloldu, biraz işi kaldı. tulumla ilgili ise dün itibariyle çok önemli bir eşiği geçtim. uzun zamandır tulum dersi alıyorum, çalışıyorum, daha önce 2 konserde de kullanmıştım, ama sorun çıkmıştı, mikrofonla ilgiliymiş. dün başka bir tip mikrofon kullandık ve sorun çıkmadı, bundan sonraki konserlerde artık korkmadan tulum çalabilirim. tulum da çok zevkli, çok farklı diğer enstrümanlardan, ancak herşey çalınmıyor, sadece o yörenin şarkılarına yakışıyor, tek handikapı bu, ama zamanla belki başka fikirler gelir aklıma.
dün hava berbattı ama yine de epey insan geldi konsere, hepimiz için çok sevindiriciydi, sanırım herkesin morale ihtiyacı var bu günlerde, şimdi sıra 5 kasımdaki türkü konserinde, ama seçimler de var öncesinde, bakalım bundan sonraki günlerde ne gibi kötü sürprizler hazırladılar bize, daha kaç kişi ölecek, göreceğiz…
sinanYazar : admin

 

Ne diyeyim.. (11.10.2015)

Ne zamandır buraya olan biteni yazmak istiyordum. Dün gece Ankara’da konserimiz vardı, kalmayıp geceden döndük. Sabahına Ankara’da bomba patladı. Elbette kalsaydık bile bize rast gelecek diye bir şey yok, zaten İstanbul da çok tehlikeli bir yer. Bugün de Kadıköy’de bir konser vardı, doğal olarak ertelendi. Geçtiğimiz günlerde 90’lı yıllarda olan bu tip olaylarla ilgili bazı belgeseller seyretmiştim. Zaman içinde bazı şeyler tam olarak olmasa da kısmen ortaya çıkıyor, ya da çıkarılıyor. Bugün olanların detaylarını da çok uzun yıllar sonra doğru-yanlış öğreneceğiz. Elbette tahminler var. Ama hiç bir zaman da herşeyi bilemeyeceğiz. Olan her zaman sıradan insanlara ve onların yakınlarına oluyor. Bugün de öyle oldu, Suruç’ta olan, Reyhanlı’da olan, daha bir çok yerde olan şeyler bu ülkedeki huzurun ne kadar yalan olduğunu gösteriyor. Hiç bir şeyin bizim kontrolümüzde olmadığını, yaşama hakkımızın birileri tarafından ele geçirildiğini, Truman Show filminde yaşanana benzer bir hayat yaşadığımızı herhalde aklı başında herkes görmüştür. Çok üzücü…

Şimdi biraz da bu yalan dünyadan bahsedeyim. Malum ortamdan dolayı çok konser veremiyoruz. Kayıtlara ve enstrüman çalışmalarına odaklandık. Albümün miksi devam ediyor, Erim yapıyor yine. Neler yaptığını haftaya dinleyeceğiz. Albüm güzel oldu olmasına, ama mevcut müzik endüstrisi ve dinleyicinin beğenileri düşünüldüğünde çok geniş bir kitlenin albüme ilgi göstereceğini sanmıyorum. Belki de doğru yolda olduğumuzun işaretidir bu. Geçen yıl çeşitli sebeplerden çok fazla gidememiştik şehir dışına. Bu sene gitmeyi düşünüyorduk. Ama ülkenin durumu çok da uygun değil. Seçime kadar zaten zor, seçimden sonrası da çok parlak görünmüyor.
Bizden bir TV programı sunmamız istendi, aslında tam da yapmayı istediğimiz tip bir program, ama olur mu bilmiyorum. Daha konuşulması, anlaşılması gereken bir çok detay var, çok da umutlu değilim.
Yaklaşık 1 yıldır tulum çalmaya uğraştım, iki farklı tulumcudan ders aldım, iki konserdir de sahnede çalmaya başladım. Çok iyi geçmedi, kendi kendime gayet sorunsuz çalabilmeme rağmen sahnede tulum hep sorun çıkardı ve moralimi bozdu. Ama sanırım zamanla hallederim. Başta çok zorlandım tulum çalmak konusunda, eskiden olsa vaz geçerdim. Ama artık biliyorum, enstrüman işi hep böyle, inatçı olmak lazım, sabır lazım. Tulum halloldu diye kaba zurna dersi almaya başladım bile, daha 3 ders oldu, baya iyi gidiyor. Zurna çok sevdiğim bir enstrüman. İnşallah hakkını veririm. Ama sesi o kadar yüksek ki stüdyodaki ses yalıtımlı odaların dışında çalınmıyor, tulum zurnadan sonra ninni gibi geldi. Ben de çalarken kulaklarımı tıkıyorum, yoksa çok çınlıyor.
Bu arada gitar çalışmayı da iyice ihmal ettim. Ama herşey bir arada olmuyor.
Gelecekle ilgili ilginç planlarım var. Ama birini seçmek lazım. Bu ara hep bunu düşünüyorum.
Türkü çalmak bambaşka bir iş, çok zor ama geliştirici, bu yüzden vaz geçmek istemiyorum. Her gün de bu konuda beni motive eden gelişmeler oluyor, insanlar bizim çaldığımız türküleri çok sevdiğini dile getiriyor. Zaten amaç da daha çok insanın türkü dinlemesini sağlamak. Deniz’le yaptığımız konserlerde bazı sorunlar oldu, grupça yaptıklarımızda da başka sorunlar oldu. Bu sorunları zamanla çözebilmeyi umuyorum. Bir yandan da her şeye rağmen türkü dinlemeye ve çalmaya devam edip kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Örnek aldığım bazı müzisyenleri düşününce çok eksiğim varmış gibi geliyor. Bazen de istediğim düzeye hiç ulaşamayacakmışım gibi geliyor. Ama yine de ilerleme var, bu da işin umut veren tarafı.
Müziğe dair fikirlerim her gün farklılaşıyor, bunu düşündükçe 10 yıl sonra neler yapıyor olacağımı hayal edemiyorum. Bir zamanlar kesinlikle doğru olduğunu düşündüğüm bir çok şey bugün yanlış geliyor, ya da tam tersi. Neredeyse yaptığım her şey yanlış gelecek, neyse ki o kadar da değil. Ama bu değişim şaşırtıcı. Bir de insan geçmişe bakarken bazı hataları için ‘Ben bu hatayı nasıl yapmışım?’ demekten kendini alamıyor. Kendimi akıllı zannederim, ama o hataları düşününce insan kendini çok aptal hissediyor. Belki akıllıyla aptalı ayıran şey, aptalın hatalarını hiç görmemesidir. Tek tesellim bu.
Çok sevdiğim bu güzel ülkenin ve onun güzel insanlarının sonu hayır olsun…
SinanYazar : admin

 

Günlük Süt (20.8.2015)

Günlük deyince aklıma günlük süt geliyor. Reklamcı bir arkadaşım süt firmalarının günlük süt reklamı yaparken çok överlerse uzun ömürlü sütler satmaz diye korktuklarını söylemişti. Ben çok zorunlu durumlar dışında uzun ömürlü süt içmiyorum. Zaten güzel bir sütün yerini günlük süt bile tam tutmazken o tatsız kokusuz sütleri içmiyorum. Bu ara yaşadığım yerdeki her duvarda ‘Et yeme, vegan ol’ yazısı görüyorum. Olur da bir gün et yemeyi bırakırsam bile peynir yemeyi nasıl bırakırım bilmiyorum, peynirden sonra yoğurt, yumurta ve süt var veganlıkla aramı açan. Bu yaştan sonra bunlardan vazgeçemem:)
Albüm kaydının sonuna geldik. Bundan sonra artık küçük düzeltmeleri yaparız. Albüm kaydı hayli zahmetli bir iş. Geçtiğimiz günlerde yeni bir grup daha albüm çıkardı. Aslında Pinhani’den eski bir grup, Ars Longa. Ben Pinhani’den önce o grupta davul çalıyordum. O zaman bile bir çok şarkıları hazırdı. Ama ancak albüm çıkardılar. Demek ki bizim de bu kadar zorlanmamız normal. Bir yandan özenmek istiyorsun, özendikçe de iş içinden çıkılmaz hal alıyor. Özenmeyeceksen zaten albüme ne gerek var? Dolayısıyla özeniliyor, ta ki enerjin bitene kadar. Bu albümde de öyle oldu. Daha enerjimiz bitmedi ama azalmaya başladı. Genelde son aşamalarda zorlanılıyor bu yüzden, miks ya da kapak, veya albümün tanıtımı zor geçebiliyor kimsenin motivasyonu kalmadığı için. O yüzden doğru bir yerde bırakmak gerekiyor özenmeyi. Bu sorunlardan dolayı çıkamamış olan albümler de olmuyor değil.
Bizim televizyonda bir müzik programı yapmamızı istiyor bir yapım şirketi. Güzel şeyler konuştuk. Bakalım ne olacak?
Karşıki bakkal karpuz satıyor, hepsi çok güzel çıkıyor. Bu yaz karpuza doydum. Halı saha maçlarında da her maçtan sonra karpuz kesmeye başladık. Karpuz seçmeyi çok iyi bildiğimi sanıyorlar ama bizim bakkalın bütün karpuzları iyi çıkıyor, önüme geleni alıyorum.
Yarın Zeytinli Rock Festivali’nde çalacağız. İnşallah iyi geçer. Zaten uzun zamandır konser vermiyorduk. Akın abi de olacak bu sefer.
Bu ara her gün kötü haberler geliyor doğudan, çok can sıkıcı bir durum. Çözümü de hiç kolay değil, insanların internette yazdıklarını görünce imkansız bile diyebiliriz… sinanYazar : admin

 

Yıllar önceden aklımda kalan bir olay (9.11.2014)

6 yıl önce Diyarbakır’da Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu’nun konserine gitmiştim. Salon tıklım tıklım. Merdivende oturuyoruz. Bülbülüm Altın Kafeste çalmadan önce Erkan Oğur bu türküyü Atatürk’ün çok sevdiğini söylemişti. Salonun ta öbür ucundan birisi ters bir şeyler söyleyip çıkmıştı konserden. Açıkçası tek kelimesini duymamıştım söylenenin ve merak da ediyordum. Aradan yıllar geçti. Şimdi düşünüyorum, aşağı yukarı ne söylemiş olabileceğine dair ciddi bir fikrim oluştu. Kesinlikle haklı ya da haksız bulmuyorum. Aradan geçen zaman bana, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, bu kadar çok şeyin bizden saklandığı bir ülkede hiç bir konuda ahkam kesmemem gerektiğini öğretti. Ama ne konserdi, şimdi Diyarbakır’da olmak vardı…
sinan
Yazar : admin

 

Ciguli (8.11.2014)

Bulgaristan göçmenlerinin müziğini sıkı takip eden biri olarak, elbette Ciguli’nin ölümüne çok üzüldüm. Kolektif İstanbul’un onlarla çalışmasından sonra birlikte bir şeyler yapmayı hayal ediyordum. Gerçi Kolektif’ten Richard, Ciguli’nin çok hasta olduğunu ve güçlükle yaşadığını söylemişti. Allah ailesine sabır versin. Benim de bazı sağlık sorunlarım oldu bu ara. Bir süre fazla kendimi yormamam gerek. Birkaç konserimiz de bu yüzden iptal oldu. Ama inşallah en geç Aralık sonunda tekrar sahneye çıkmaya başlayabilirim kendi adıma. O zamana kadar da albümle ilgili yavaş yavaş kafa yorarız. Zaten çoğu fikir belli oldu. Bazı kayıtlar, sonra miksler ve kapak derken albüm biter şubat gibi inşallah. Ondan sonra yayımlanması kalır. Albümde yer alacak şarkıların önemli bir bölümü kesinleşti. Onların isimlerini buraya not edeyim. Kesin olmayan bir kaç şarkıyı da kaydettiklerimizin arasından seçeceğiz. Mevcut kayıtları dinlemek ise büyük bir keyif… sinan
şimdilik albüme gireceği kesinleşen 10 şarkı

Beni sen inandır
Düşmanmışız gibi
Zor günler
Nehirler durmaz
Sen olmayınca
Benim yüzümden
Geri dönemem
Kara kedi
Kurtar
Dur söyleme
Yazar : admin

 

işler güçler (31.10.2014)

Bu ara her gün stüdyodayız. Albüm kayıtları resmen başladı. Hatta epey ilerledik. Bu defa o kadar hızlı gittik ki, ben bile inanamadım. Tecrübe ve motivasyon birleşince işler kolaylaşıyor. Kısmen tecrübelendiğimizi biliyordum ama demek ki esas sorun motivasyonmuş. Neyse ki şimdi var. Bu aralar hazır stüdyoda kayda girmişken sevdiğim türküleri de en azından gitarla çalıp söylüyorum. İleride düzenlemek istersek bir kenarda dursun. Bugün de bir kaç Karadeniz türküsünü söyledim. 2 gün önce de bizim albümde yer alacak kendi yazdığımız Karadeniz türküsünün kaydı vardı. Ayşenur’un ekibinde kemençe çalan Onur kayda geldi ve çok güzel çaldı. Kayıtlar güzel olunca müthiş bir moral oluyor. Geçen hafta sonu da 4 dinleyicimiz organize olup kayıtlara misafir geldiler. Onlar varken bir şarkının kaydına başladık. Aslında kayıt kötü başladı, eminim onlar da izlerken pek bir şey anlamamışlardır. Sonra beraber çiğköfte yedik, tam o sıralar benim beynime kan gitmeye başladı, o arada dinleyiciler gitti, sonra güzel bir kayıt yaptık, şarkı da çok güzel oldu. O kısmını kaçırmalarına üzüldüm. Bu kayıtlarda yeni yazılan şarkıların yanı sıra çok eski şarkıları da albüme koyduk, aslında 2. albümden beri hep böyle bir karma oluyor. Beni en mutlu eden şey, o şarkılar yıllar içinde kafamda iyice oturmuş oluyor ve düzenlemeleri daha güzel oluyor. Yeni şarkılar düzenleme anlamında güme gidebiliyor. Bu kadar uzun süre çalışınca yemek işi önem kazanıyor. O anlamda Kadıköy en iyi yerlerden biri, çok seçenek var yemek için. Konserlere de bir süre ara verdik. Biraz özleriz canlı çalmayı hem. İnşallah daha sonra çok daha güzel çalarız… sinanYazar : admin

 

5. albümün demoları… (4.10.2014)

Dün Hami, bugün Selim ve Eray’la 5. albümün demo kayıtlarına devam ettik. Çok eskiden yazmış olduğum bir şarkı vardı, bugün onu kaydettik. Çok da güzel oldu, hatta dinleyen herkesin albümdeki favorisi haline geldi. Bu durumda da şarkının albüme girmesi kesinleşti. Diğer şarkılara da epey şey ekledik ama hepsi bitmedi. Bundan sonra bazı şarkıların nihai kayıtlarına geçeriz, albüm kaydına da resmen başlamış oluruz. Kemençe kullanmayı düşündüğümüz bir şarkıda demo için saksofon çalmıştım, onu Niyazi Koyuncu’ya dinlettik, o da kemençeden bıkmış olsa gerek, bu böyle de güzel dedi. Ama kemençe bizim albümlere ilk defa girecek. Yarın ve öbür gün konserler var, pazar günkü konserde Niyazi ile beraber bir kaç şarkı söyleyeceğiz, inşallah iyi geçer…Yazar : admin

 

Kedili günler (17.9.2014)

Bu aralar hastayım, genelde evdeyim. Bundan en mutlu olan da evin kedisi. Zaman zaman yalnız kalıyor ve tabii ki sıkılıyor. Ben evdeyken devamlı oynayacak biri oluyor. Evde olunca 5. albüm şarkılarına bakmaya da çok fırsat oluyor. Sözleri tam olmayan şarkılar var. Ufak ufak bitiriyorum. Bir yandan da şarkıları nasıl kaydederiz diye kafa yoruyorum. Bu ara epey iş de yaptık, Dur Söyleme’yi tekli olarak çıkaracağız, onun miksleri, klip çekimi ve kapağı yapıldı. Bu işlere normalde çok fazla müdahil olmamam gerekiyor, hele hastayken, ama öbür türlü de içime sinmiyor. Epey iğne oldum bu ara, evimin yakınındaki hastanede oldum iğnelerimi. İlginç istatistikler var. Erkeklerin yaptığı iğneler genelde daha az yakıyor, sebebini anlayamadım. Bir de bazı hemşireler beni tanıyor, onlar da sanırım daha dikkatli yapıyorlar enjeksiyonu. Ama tanımayanlar hiç affetmiyor:)
Sevduğum Yanımda Uyusun’u tekrar kaydettik. Kalan Müzik’in Karadeniz’e Kalan albümünün ikincisine girecek. Yoğun istek üzerine bu sefer tulum da koyduk şarkıya. Ayşenur Kolivar yine var.
Evde çok kalınca müzik dinleme fırsatım da daha çok oldu. Her durumun iyi yanları var.
Bu ara aklıma hep değişik değişik melodiler geliyor. Bir grubun bir tarzı olur ama bizim albümlerde tarzımızın dışında zaten çok şarkı var. Sanırım giderek de çoğalacak bu şarkılar, öyle görünüyor. Eskiden yaptığım şeylere benzeyen şeyler bulduğum zaman hiç canım üzerinde uğraşmak istemiyor.
Önümüzdeki günlerde yapacak çok iş var. Heyecanlıyız…sinan
Yazar : admin

 

5. albümle ilgili (10.7.2014)

Yaz geldi, genelde en çok bir şeyler karalayabildiğim aylar yaz ayları. Yeni albümün şarkıları belli, 5. albümümüzde tahminen 12 şarkı olacak. Bu şarkıların 5-6 tanesinin sözlerini tamamlamadım ya da tamamlasam da içime sinmedi. Ama giderek bunların sayıları azalıyor. Aslında son zamanlarda konserlerde çaldığımız değişik şarkılardan da albüme koymak isterdim. Ama büyük ihtimalle kendi yazdıklarım olacak sadece, bir sürpriz olmazsa. Akın Abi’nin bir bestesi üzerine yazdığım bir şarkı var. İki tane de bestesi bize ait olmayan, sadece sözlerini yazdığım şarkılar var. Geri kalanlar benden. Şarkıları düzenlerken kendimdeki değişiklikleri de farkedebiliyorum. Çok davul odaklı düşünürdüm. Davul yine önemli ama bazen bazı şarkıları dinlerken davul olmasa da olur gibi gelmeye başladı. Aynı şeyler diğer enstrümanlar için de geçerli, daha esnek düşünmeye başladım. Bu albüm tam bir stüdyo albümü olacak, tamamı canlı kayıt olmayacak, stüdyoda epey bir deney yaparız üstüne. Onun da zevki ayrı. Albüm kaydetme işi oldukça zahmetli ve insanın sabrını zorlayan bir şey. Bu sefer olabildiğince psikolojimi korumaya çalışacağım. Sakin sakin çalışacağım. Öbür türlü eziyete dönüşüyor. Yeni albümde daha önce hiç denemediğimiz türlerde şarkılar var. Dolayısıyla yeni enstrümanlar işin içine girecek. En zor olan kısmı bu. Ama zora girmeden de yeni bir şey öğrenilmiyor. Neticede dünyayı kurtarmıyoruz. Olur bir şekilde. SinanYazar : admin

 

Ömür’ün ardından 12 Haziran 2014 (12.6.2014)

Bu tip şeyleri aslında ölen birinin ardından yazmak çok saçma, bu yüzden sadece buraya not düşmek üzere yazıyorum ve düşündüklerimin önemli kısmını kendime saklıyorum. Ömür Kılıçarslan bugün bir kaza sonucu vefat etti. Müziğe ve dünyaya bakış açısı bakımından kendime en yakın bulduğum insanlardan biriydi. Ömrü bu kadarmış, yaptıkları, ürettikleriyle yaşasın.
Uzun bir konser dönemini neredeyse geride bıraktık. Soma’da yaşananlar yerine yağmur nedeniyle konserler iptal olsaydı daha hoş hatırlardım bu seneyi. Bir kez daha bir çok kesimin müziğe nasıl baktığını da görmüş olduk. Olay geçeli bir ay olmasına rağmen konserler iptal edilmeye devam ediyor, zaten toplumun bir kesimi de iptal edilmesi gerektiğini düşünüyor. Bütün bunlar olurken üzerine bahis oynanan ve devlete gelir olarak dönen futbol maçları ve at yarışları hız kesmedi. Futbolculara baret giydirdiler, bir de siyah bant taktılar, her şey halloldu. Olayı zaten unuttular.
Son zamanlarda bizim de sosyal medyada gördüğümüz tepkilerden belli oldu ki, artık sanatın herhangi bir dalıyla uğraşmak toplum tarafından ön yargıyla bakılan bir iş haline geldi. Bu duruma sebep olanlar belli. Amaçlarına da maalesef ulaştılar. Artık kendimizi anlatmak her zamankinden daha zor. Daha da kötüsü, bazı korkular yüzünden, insanlar artık farklı düşüncelerini dile getirmekten imtina edecek. Ülkesini sevmenin ve değerlerini korumaya çalışmanın en zor olduğu günleri yaşıyoruz. Yanı başımızda bir iç savaş var ve biz yokmuş gibi davranıyoruz. Umarım daha kötü günler görmeyiz.
Müzikle ilgili güzel şeyler de oluyor. Yalnız Türküler belli bir ilerleme kaydetti, ilk konser kaydımızı yaptık, yakında da yayımlarız. Pinhani’nin yeni çıkaracağı single için gereken her şey hazır, o da her an yayımlanabilir. Albüm için şarkı seçmeye devam ediyoruz. Seçilen şarkılar elden geçiyor. Sonra da düzenleyip kaydedeceğiz bakalım ne zaman?  Jehan Barbur ile ilginç bir deney yaptık, birlikte onun bir şarkısını söyledik. Sonra da klibini çektik. Aslında böyle deneylerin en büyük kazancı daha çok insan tanımak. O kadar gökten iner gibi piyasaya daldık ki, kimseyi tanıyamadan meşhur olduk gitti. O yüzden yeni müzisyenler ve yeni fikirlerle tanışmamız için grubun dışında bir şeyler yapmak gerekiyor. Bu kapsamda ilginç bir proje daha bizi bekliyor ama kesinleşmeden buraya yazmayayım şimdilik.
Pinhani İdman Yurdu ile maçlar son hız devam ediyor. Kadromuz muhteşem, özellikle Hayrullah Abi’nin (uzun yol kaptanımız) geldiği maçlar çok zevkli geçiyor. Arada çift pota basketbol da oynuyoruz çaldığımız okulların takımlarına karşı. En zevklisi de bu. Çift pota basketbolun verdiği zevki hiç bir şey vermiyor. Bugün Selim’le tek pota oynadık gençlerle, sanki başka bir oyun gibiydi çift potadan sonra. İki hobimden biri olan müziği meslek olarak seçince, diğeri olan spor benim için çok kıymetli hale geldi. Umarım uzun yıllar devam ettirebilirim. Geçen gün çaldığımız bir yerde epey aradan sonra tenis oynama fırsatım da oldu, keşke arada onu da oynayabilsem. Bir okuldaki konserden sonra da 12 yaşındaki 3 kız bana kaykay yapmayı öğretti. Çok öğrenmek istediğim bir şeydi. İlk fırsatta tekrar etmek istiyorum. O gün düşmeden hallettim ama ne olur ne olmaz, kask mask bir şeyler takacağım bir dahakine. Benden görüp gaza gelen ekipten 2 kişi de maalesef düştü ama morluktan başka sorun yok…
Şimdilik bu kadar, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp her an ölecekmiş gibi yazdıklarımı kaydetmeye devam…
SinanYazar : admin

 

Ömür dediğin… 5 mayıs 2014 (5.5.2014)

Başarı çok göreceli bir kavram, hedefin ne olduğuna bağlı. Benimle ilgili insanların ne düşündüğü çok da önemli olmamalı diye düşünürüm.(bazen takıyorum tabi bazı eleştirileri) Önemli olan yaptığım işlerin benim içime sinmesi. Hepsi sinmedi, uğraşmaya devam ediyorum.
Ekşisözlük’te rast gele bir şeyler okumak çok eğlenceli. Mizah, sosyoloji, edebiyat iç içe. Sol sütunda Ömür Gedik ismini gördüm, okudukça okudum. Bir insan hakkında bu kadar olumsuz şey yazıldığına pek şahit olmadım, Ajdar gibi bir kaç özel örneğin dışında. Çok mu önemli, bence değil. O insanın ne amaçladığı önemli. Benden daha ünlü biri, bu ününü zaman zaman hayvanlar için kullanıyor (samimi bulmak zorunda değiliz) , şarkı söylemek de bence her isteyenin yapabileceği bir şey. Benim de bir eğitimim yok, herkes beğenmiyor ama yine de devam ediyorum. Ama onu ekranlara çıkaranlar, konser yaptıranlar, ona para ödeyenler varsa zaten, tartışılacak şey insanların müzikten, konserden, sanattan ne anladığıdır. Tabi onun müzik kariyerine destek veren radyo ve TV’lerin yayıncılık anlayışı, o yayınları izleyenlerin neyi neden izlediği düşünülmelidir. Buradan ders çıkarmak da benim işim. Bir çok iş yapıyor, yaptığınız tüm işleri herkese duyuruyor, hepsinden para kazanıyorsanız, hele de tam olarak bunu amaçladıysanız(varsayım), ekşisözlükte yazılanların hiç bir önemi kalmaz. Orada o kadar detaylı eleştirilerin var olması da, bu kişinin aslında ne kadar sıkı takip edildiğinin, yaptığı şeylerin ne kadar bilindiğinin kanıtı. Biz 4 albüm yaptık, tek albümümüz olduğunu zanneden fanatik dinleyicilerimiz var. Bu kimin ayıbı, karar veremem. Daha ismimizin doğru telaffuzunu öğretemedik, hatta grup olduğumuz bilinmiyor, bizi Kavak Yelleri’ndeki Efe zanneden milyonlar var. Tüm bu kusurlar bazı konularda işimizi zorlaştırıyor. Tek teselli ise müzikle aramıza bunların giremeyecek oluşu.
Çok sevdiğim bir anımla bu yazıya nokta koyuyorum. Yıllar önce Kompela adlı futbolcunun sunduğu magazin programında Trabzonsporlu Şota (daha sonra Avrupa’da çok başarılı oldu) konuktu. Kompela, sevimli türkçesi ile şovu adeta sürüklüyor ve alkışı alıyordu. İşi abartıp Şota’nın zayıf türkçesi ile alay etti ve seyirciye şu soruyu sordu:
Kompela: Benim türkçem daha iyi, değil mi? (seyirci alkışlar)
Şota: Ama ben daha iyi top oynuyor… (içimin yağlarının eridiği an)

sinan (bu yazıyı Beypazarı’ndan yazdım, güzel bir yermiş)Yazar : admin

 

Özledim be günlük – 30 Nisan 2014 (30.4.2014)

Çok özlediğim şeyler var, bunlardan biri günlüğe yazmak. Bu vesile ile özlediğim şeyleri, bu saatte (sabahın dördü) aklıma geldiği kadarıyla buraya yazayım…
Sabaha kadar oturmak, ama harbiden sabaha kadar (birazdan yatmak zorundayım)
Çift pota basket oynamak
Yağmurda denize girmek
Trene binmek, ama en yavaşından
Lisedeki ortam
Diyarbakır ve Urfa, hatta Viranşehir
Elvan gazozu
Sorumsuzluk
Analiz etmeden müzik dinlediğim günler
Bisikleti ulaşım aracı olarak kullanabilmek
Arkadaşlarla bakkalın önünde her akşam toplanıp fındık fıstık çekirdek
Sessizlik
Uzaklara taşınan, ya da öbür tarafa giden tüm sevdiklerim, bir daha göremeyeceklerim…
Bu kadarı geldi aklıma, ama daha çok var
SinanYazar : admin

 

Canlı Yayın’a dair (28.6.2012)

En güzeli buraya yazmak değil, daha sonra yazdığımız şeyleri okumak. Öyleyse bugün binbir eziyetle kaydettiğimiz albümleri, çektiğimiz görüntüleri de ilerde güzel güzel dinleriz/izleriz inşallah. Canlı Yayın neredeyse hazır. Her albümden sonra olduğu gibi yaşama sevincimi kaybettim, şimdi konserler başlayınca belki müzik iyi gelir. Sonra da yaz gelir… Geçen gün bir prova yaptık mesela, epey iyi geldi bana, yeni şeyler denedim. Albüm kaydında o kadar detayla uğraşıyoruz ki, müziği unutuyoruz.  Bu albümde çok şey öğrendim, ancak cevapladığım sorudan daha fazla yeni soru oluştu kafamda. Bir şeyler yanlış gittiğinde çabuk umutsuzluğa kapılıyorum. Ya ben çok abartıyorum, ya da bazı şeylerin gerçekten çözümü yok. Her şeyi çözmek gerekmiyor neyse ki, ancak çözümü olmayan şeylerle yaşamak zor, buna ya alışacağım ya da yılmadan çözüm arayacağım. Ne zaman bazı şeylerden şikayet etsem, karşıma öyle bir insan çıkıyor ki, şikayet ettiğim şeyler bir anda boş geliyor. Hayatın canlı yayınında her şey mükemmel gitmiyor insan hayatında. Yine benimki karlı kumlu kesintisiz devam ediyor, çok kanallı bir şekilde. Sağlığımız iyi olsun da, geri kalan her şey boş. Bunu ben de göremezsem kim görecek? sinan

Yazar : admin

 

t.s. (twitter’dan sonra) – Sinan Kaynakçı | Günlük (27.5.2012)

Sevgili günlüğü bir süredir ihmal ediyorum. twitter’ın bunda etkisi var ancak motivasyonumu düşüren başka şeyler de vardı, pinhani.com un bir ara pratikliğini kaybetmesi gibi. neyse, şimdilik hem sitemiz daha iyi, hem de twitter cazip gelmiyor artık. Aylin Aslım tanıdığım bir müzisyen değil, nasıl bir insan olduğunu bilmiyorum, bir kere tanışmıştım sadece. ancak kendisine twitterda yapılan saldırıyı görünce buna kendi adıma bir tepki koymayı düşündüm. tam da o sırada benzer şeyler bize de olmaya başladı, tabi çok ufak şeylerden bahsediyorum, ama içerik aynı. özür dilemek… çok erdemli bir davranış, çok kolay olmamalı bir insan için. özür beklemek de çok basit bir şey olmamalı. twitter gösterdi ki, ünlü-ünsüz bir çoğumuz yazı diliyle kendimizi ifade ettiğimizde ciddi gaflar yapıyoruz, iletişim kurmakta zorlanıyoruz. twitter’da yazılanları okumak, insanları tanımak için faydalı, mevcut türk basını yüzünden gerçekleri öğrenmek de ancak sosyal medyayı takip ederek mümkün. ama bir yanıyla da çok yıpratıcı bir alan ve burada dolaşmak beni yoruyor. günlük ise sadece bizi yakından takip edenler için olan ve ileride çok daha değerli olabilecek içerikler barındıran, yolculuğumuzu anlatan bir yer. geçen gün twitter’da çok takip edilen bazı insanların twit depoladıklarını duydum. yeri geldiğinde kullanmak için önceden farklı konularda twit hazırlama fikri, bana ünlü ama ölmesi yakın görünen insanlarla ilgili hazırlanan yazıları hatırlattı. gazetelerde böyle insanlarla ilgili yazılar hazırlanırmış, öldüklerinde hazır olması için. bazı sosyal olayları hemen şarkılandıran müzisyenler de benzer bir şey yapıyor. bunun tam bir ölçütü yok, bazıları bundan nemalanmak için, bazıları altını çizmek için yapıyor ama bu iki grubu çok keskin bir çizgi ayırmıyor. U2 ile ilgili tartışmalar da bu çizginin olmayışından. geçtiğimiz dönemde bizimle ilgili de bir çok konu konuşuldu. pinhani’nin çizgisi de tartışmaya açık. bu konuda her ekibin olduğu gibi bizim de tutarsız yaklaşımlarımız olmuştur mutlaka. ama dışarıdan görünen çok farklı. grubun ilk günlerinde bize destek olan çok az yayın kuruluşu varken (bu durum bizim bağımsız olmamızdan kaynaklanıyor) ulusal bir kanalın bir dizisinin müziklerini yaptığımız için, bu dizinin de başarısı için
Pinhani daha önemli bir konuma getirildi. Getirilme kısmı önemli. Bu dönemde bütün ödüllerden payımıza düşeni almamız da bu yüzden. Şimdi tekrar eski günlerimizdeki gibi huzurlu, sessiz bir döneme girdik. Albümümüz yine ilkinde olduğu gibi ses getirmedi çok fazla.  Önemli olan, bu tecrübelerden ders çıkarabilmek. Her şeyi daha çok kontrolümüze alabilmeliyiz. Bu ülkede bu çok zor ama önemli olan içimize sinen şeyler üretmek ve bunları usulca bizi takip edenlerle paylaşmak ise, bu o kadar da zor değil.
Bu yıl olan bazı güzel şeyleri de buraya iliştirmekte fayda var. her gün bu dünya için, bu ülke için kötü şeyler olduğunu düşünmeden edemiyor insan. ama güzel şeyler de oluyor. bu yıl beni en çok umutlandıran şey gapgenç festivaliydi. siirt’te konser vermek güzel, ama bu kadar olumlu şartlarda.. o pırıl pırıl insanların çalışmaları gerçekten umut vericiydi. belki seneye adıyaman’dakine yine katılırız. emniyet görevlileri siirt’te bizi yalnız bırakmadılar, ancak bir ara mecburen ektim kendilerini. çarşıya inip siirt fıstığı bakmak istiyordum. polis arkadaşlara gruptan olmadığımı, teknik ekipten olduğumu söyleyerek müsaade aldım, çarşıya indim, alış-verişimi yaptım. konserden sonra kamp alanına ikinci gelişimizde çaktırmadan alana girip top oynayanlara karıştık ve gece boyu onlarla top oynadık, en son giderken bizi tanıdılar. bunları hala yapabiliyor olmak büyük imkan.
yeni albümden şarkılar çalmak, uzun zamandır aynı şarkıları çalan bir grup olarak bizi epey heyecanlandırdı. değişik şeyler çalmak güzel. geçen gün bir konsere gittik, konserdeki insanların büyük çoğunluğu sarhoş olduğu için taşkınlıklarını bir türlü kontrol edemiyorduk. en sonunda arka arkaya yavaş şarkılar çalarak kalabalığın gazını aldık. zaten sarhoş olan bu insanlar açık arazide sağa sola dağıldılar. önemli bir tecrübe daha kazandık. her kalabalığa güzel vakit geçirtmek mümkün değil. tonmeisterliğimizi yapan Evren Arkman ve teknisyenimiz Evrim Kaya’nın düğünleri aynı hafta sonuna denk geldi. Evren ve Deniz cuma günü, Evrim ve Dilek de pazar günü evleniyor. aradaki cumartesi de bizim konser var maalesef, her ikisi de sağ olsunlar yine iş başında olacaklar. Deniz ve Dilek de anlayışlı insanlarmış. Geçen gün Evren’le sahnede birlikte söylediğimiz türküyü bu cumartesi de söyleriz sanırım.
türkü demişken bu yılın benim için en önemli olayı bağlama çalmaya başlamam olabilir. annemin 90 yaşındaki halası Kevser Yanbay bu konuda güzel bir tesbitte bulundu: ‘herkes bağlamayla başlar, sonra diğer sazları öğrenir. sen tersini yapıyorsun’ . öyle oldu gerçekten. ocak ayında bir tesadüf eseri elime aldım bağlamayı. çok da sevdim. şimdilik kendim çalışıyorum. ama belki ileride ders de alırım.
bu sene çok hasta oldum, şimdi de biraz hastayım. umarım bu yaz iyi geçer ve bu hastalıklarım tekrar etmez. çünkü çok ilaç kullanmak zorunda kaldım ve limiti fazlasıyla doldurdum. önümüzdeki kış daha az hasta olmayı dileyerek bu yazıyı sonlandırıyorum…sinan

Yazar : admin

Sevgili günlük…

Sunday, 26. April 2009, 15:13:15

“Yarın yazarım” diye diye siftahı bugüne bıraktım. Geçen Cuma yine Balans’ta çaldık. Ağabeyim uzun süredir gelmiyordu konsere, eşinden izin alıp geldi bu sefer. Eve dönerken sohbet ettik biraz. Bugüne kadarki en iyi konserlerimizden biri olduğunu söyledi, belki de en iyisi. Ağabeyim de olsa iyiye gittiğimizi dışarıdan birinin söylemesi güzel bir şey.

Selim

divane aşık gibi

Monday, 20. April 2009, 15:31:03

askerde Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu’nun albümlerine iyice sardım. merak edip Erkan Abi ile ilgili yazılan şeyleri okumaya kalktım. çok güzel yorumlar var tabi ki. ama her zamanki gibi birkaç tane hakaret içeren yorum da var. Akın Abi sayesinde samimi olabildiğim yaşça ve tecrübece büyük çok önemli müzisyenler var Türkiye’de . Bunların en önemlilerinden biri de Erkan Abi. Akın Abi gibi o da kendini enstrümanına vermiş , bunu her yapan insan da o seviyelere gelemiyor, yetenek meselesi. gördüğüm kadarıyla o da Akın Abi gibi yeteneğini insanlarla paylaşan, asla kibirli olmayan ve Türkiye’de üretilen müziği yükselten çok önemli bir insan. türküleri severdim, şimdi daha da çok seviyorum. çok farklı tarzlarda harika albümlerde yer almış. umarım ben de, gruptaki diğer arkadaşlarım da onlar gibi derin izler bırakabiliriz. yarın yine yoldayız, ankara…

sinan

diyarbakır’daki ilk konser !!

Monday, 16. March 2009, 22:48:00

Tekrar başladık konserlere, çok iyi bir başlangıç olmadı. İlk konserimize ben ve zeynep hasta hasta çıktık, daha da dağıldık, kütahya konserini ertelemek zorunda kaldık… şimdi önümüzde 4 konser var arka arkaya. ben iğneleri yiyince kendime geldim , zeynep de daha iyi. neyse , bundan sonra baya konser var . konserler işin en zevkli ama stresli tarafı . sadece enstrüman çalsam yine sorun olmaz, en azından bilirim ki hasta olursam yerime idareten biri çalar. zaten grubumuz maşallah bu konuda sorun yaşamıyor. herkes geçici olarak birbirinin yerini alabiliyor. ama söyleme işi sakat , hasta hasta tıngırdatabiliyorsun ama insanın sesi çıkmıyor. ben de sık hasta oluyorum. neyse ki hep ufak tefek şeyler…
geçen hafta viranşehir’e gittim . askerlik yaptığım yerde genelde uzun dönemler olduğu için çoğu hala orda, ben de hepsini bir daha bir araya getiremem diye ziyaretlerine gittim. beraber öğlen yemeği yedik , yediğim en güzel karavanaydı. onlar da sevindi, ben de çok mutlu oldum. ya bana çok iyi insanlar denk geldi askerde , ya da ben çok safım herkesi iyi sanıyorum. viranşehir’den sonra mardin’e uğradım , ordan da diyarbakır’a gittim. mardin’e giderken kızıltepe’ye kadar otostopla gittik. zaten o yolda o kadar çok tır çalışıyor ki biri mutlaka yol arkadaşı olarak alıyor . seneler evvel de o yolda kızıltepe’den urfa’ya kadar bir tırla gitmiştim. burdan bakınca oralar başkalarına nasıl görünüyor bilmiyorum. ama kızıltepe de viranşehir de batıdaki birçok ilden büyük , kızıltepe daha gelişmiş bir yer. ikisi de 100.000in üzerinde nüfusa sahip. mardin ise insanın içini açan olağanüstü güzellikte bir yer. mardin’den diyarbakıra akşam 9’da bir otobüs bulduk. arkadaşımı aradım, “aman abi dikkat et” dedi. halbuki istanbul oralardan daha tehlikeli. ama oraları görmeyen birine bunu anlatamıyorum. keşke herkes görse. diyarbakır’a gittiğimde memlekete gitmiş gibi oldum. diyarbakır anadolu’daki hemen hemen her şehirden daha güzel ve cazip bir yer benim için. insanı iyi, yemekler güzel. hemen bi ciger patlattık, ohh. bundan sonra da her fırsatta oralara giderim. bu sene kısmet olursa diyarbakır’da bir konser de vereceğiz. gerçi ordaki bir rock barda (diyarbakır’da çok güzel 4-5 tane rock bar var) mini bir konser yaptık geçen hafta ordaki müzisyenlerle. bu gidişimde urfayı göremedim. orda da çok zamanım geçti. inşallah o da bir dahaki sefere. hem oranın cigeri bir başka:) yemeyen bilmez…
sinan

yine yeniden…

Monday, 16. February 2009, 17:02:23

sinan’ın ayağının tozu, ömer’in boynunda künyesi ile çıktığımız konser; beklediğimiz gibi vefalı seyircimizle, samimiyeti bol ve beklemediğimiz kadar da stressiz geçti… sinanınki daha zor olsa da; o orda biz burda nöbet tuttuk ve bu konserle de şafakları tükettik

seslerle ilgili aksaklıklar dolayısıyla başlangıçta bir iki parçamız heba olsa da mekanın ses tesisatının eskisine nazaran alana daha uygun olması, ileride bize daha az yorularak, seyirciyi de daha az yormuş olarak gecenin sonunu getirtir diye bir düşünceyle ayrıldım bu sefer.içerdeki sesler için de “bir dahaki sefere artık” dedik bu konserin o masa ve o tesisatla ilk temas olduğunu düşünerekten tabii…

ve tabi yine ve yeniden derim ki ;

GRETSCHsiz prova/konser olmaz olsun…

efenim saygılar…

hami

ilk konsere dair

Monday, 16. February 2009, 12:27:11

askerden dönmemle beraber kendimi istanbul trafiğinde buldum, giderken sanki daha fazlaydı, ekonomik kriz sanırım trafiği biraz traşlamış. cumartesi günü ilk konserimizi verdik. uzun aralardan sonra verilen ilk konserlerden korkuyorum. grup uyumumuzu bir miktar kaybetmiş oluyoruz genelde. bu sefer pek de öyle olmadı ve çok mutlu oldum. bu konsere çok kişinin geleceği belliydi, kötü geçmesini istemiyordum. bu aralar bazı grupların barlarda çalmama kararı aldığını duydum. bazı açılardan haksız sayılmazlar. genelde barlarda kapı açılışı 9’da oluyor , sonra grup 12:30 ‘ta çıkıyor. arada da iyi bir içki cirosu yakalanıyor. burda seyirci faturayı gruba kesse de sanırım hiçbir grup 12:30 sahneye çıkmak istemez. bizim konserin olduğu gün saat 10 gibi barın epeyce dolduğunu gördüm. bir an önce çıkmak için baya bi yalvardık. yine insaflılarmış da bizi kırmadılar, tabi 11’den sonra çıkabildik. çoğu insan bir saatten fazla ayakta beklemiş oldu. barda çalmanın iyi tarafları da var, bazı insanlar da evden dışarıya çıkınca mutlaka birşeyler içmek istiyorlar. neyse, tam bir çözüm yok sanırım . en kötü konserimiz böyle olsun… askerlikle ilgili buraya yazmak istediğim çok şey var. askerde sanırım en kötü şeylerden birisi beraber askerlik yaptığın kişilerle birlikte ordan ayrılamamak. özellikle benim yaptığım yerde fazla kısa dönem yoktu ve bana orda birçok şey öğreten, bana yardımcı olan uzun dönem arkadaşlarım benden aylarca önce gelmelerine rağmen yine beni uğurladılar.askerlik süresiyle ilgili bu durumun kalkacağını duydum, umarım bir an önce kalkar. üniversiteyi bitirmek birçok imkana ve duruma bağlı, bu imkanı olmayanlara ikinci bir ceza verilmiş gibi oluyor, bu da kısa dönemlerle uzun dönemlerin arasında husumet yaratıyor.
bu durum bizim hangi saatte çıkacağımıza bar işletmecilerinin karar vermesiyle benziyor sanki

sinan

sonunda…

Tuesday, 10. February 2009, 17:37:30

sonunda sinan askerden geldi.
askerlik anılarını dinlemek çok keyifli.
ilk konserimiz 14 şubatta, uzun zamandır sahneye çıkmadık.
balansta hep beraber sahneye çıkmak çok güzel olacak.
özlemişim…

zeynep

asker, çello, klasik kemençe …

Saturday, 27. December 2008, 11:52:32

uzun zaman oldu yazamadım günlüğe,
okulda birinci sınıfa geçmem sebebiyle biraz rahatlamış durumdayım. hazırlıkta okuldan atılma durumu olduğundan biraz stresliydi çünkü. sürekli müzikle iç içe olmak çok faydalı bişey merak ettiğim bir şeyi hemen birisinden öğrenebiliyorum buda beni oldukça geliştiriyor. 1geçtiğimiz hafta okulda doğaçlamanın analizi ile ilgili bir konser verildi. büyük bir kısmını izledim çello dersim olmasaydı sonuna kadar izleyebilecektim ama izlediğim kadarı bile çok faydalı oldu. çello çalmaya başladım. okulda biryaylı entruman çalmam gerekiyordu bende çelloyu seçtim. önceleri çok sinir bozucu geliyordu hatta çok karamsardım çello hakkında ben bunu yapamam heralde diyordum ama artık çok hoşuma gidiyor bişeyler çalmaya başlayınca daha iyi anladım durumu. yaylı enstrumanlar diğer enstrumanlar gibi değil zor! perdesiz oluşu, tutuş şekli, yayı vs… teyzemin kemanla anlaşamamasının nedenini şimdi daha iyi anlıyorum. insanın kendi yaşayınca durumu daha iyi anlayabiliyor. çelloyu ilerlettiğimde pinhani için faydalı bir durum ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum.
yeni bir enstruman yapıyorum bu dönem; klasik kemençe. sesi daha çıkmadı bu hafta içi tel takacağım ve yaptığım bir müzik aletinden ilk defa ses çıkartacağım. heyecanlıyım. daha çalmasını bilmiyorum çalablen birine götürüp sesini duymak istiyorum. kemençenin sesiyle ilgili fikirleri çok merak ediyorum. yeni ağaçlarla yeni estrumanlar yapmak beni çok heyecanladırıyor.
sinanımız askerde onu dört gözle bekliyoruz. doğum gününde yanında değildik asker arkadaşlarıyla beraberdi. onu yanlız bırakmamışlar sağolsunlar. şubatta burda olacak gün sayıyoruz. bekliyoruz. çalışıyoruz.
daha sık yazacağım günlüğe artık.

zeynep

baklava

Monday, 22. December 2008, 12:15:22

dün viranşehir’de askerliğimi yaptığım tabura benim için bir kutu baklava gelmiş. müzisyen bir dinleyicimiz getirmiş. tatlı sevdiğim heralde dış görünüşümden çok belli oluyor:) tanışamadık ama bir haftasonu tanışacağız artık. tatlıları taburdaki arkadaşlarımla anında tükettik. az evvel de attığı maili okudum. burdayken dinleyicilerin attığı mailleri okumak daha da keyifli oluyor. bazılarını okurken gözlerim doluyor, boğazım düğümleniyor. kendimi uzun zaman sonra tekrar ilk albüm çıkmadan önceki gibi hissediyorum. yine o zamanki gibi sabırsız ve heyecanlıyım. burda zaman zaman müzik yaptığımda o zamanki duygularla çalıyorum, acı ve mutluluk bir arada…
sinan

urfa-diyarbakır-urfa-diyarbakır-urfa

Wednesday, 17. December 2008, 12:53:23

Askerliğe başladığım Viranşehir’de bana değişik bir görev verdiler; Viranşehir’e bağlı sınır karakollarındaki ve bizim taburdaki hastaneye sevk almış hastaların başında Diyarbakır’a gidip gelmek . Haftada iki kere Urfa’dan Diyarbakır’a gidiyorum. Özellikle hudutta nöbet tutan çoğunluğu doğu anadolu kökenli askerler geliyor benimle birlikte. Neyse ki bu işi bana vermişler, çünkü nedense insanlar askere gelince ırkçı yönleri kabarıyor. Neyse , bu vesileyle askerliğimin önemli bir bölümü yolda geçmeye başladı. Ancak benimle gelen hastaların bitmek bilmeyen soruları nedeniyle çok rahat bir görev olduğu söylenemez. En sevdiğim bölüm Urfa’dan Diyarbakır’a giderken 3 saat süren yolculuk. Herkes uyuyor, huzur içinde bir 3 saat, yol bitmesin istiyor insan. Diyarbakır Asker Hastanesi’nde ise çok iç açıcı bir durum yok, çoğunluğu psikiyatri polikliniğine gelmiş bir sürü hasta… Uzun süredir erkek erkeğe bir ortamda yaşayan askerler hastanedeki hemşireleri bıktırmış olmalılar, hepsi diken üstünde . Doktorlar rütbeli askerlerden oluştuğu için genelde askerler onlardan çekiniyor. Şifa bulmak için çok uygun bir ortam yok yani. Yine de en azından ciddi rahatsızlığı olan bazı askerler burdan rapor alıyor ve istirahat ediyor. Bazıları evinin yolunu tutuyor. Benimle gelen askerlerden okuma yazma bilmeyenler de var, çoğu bana dertlerini anlatıyor. Tıbbi bir bilgim olmadığını söylesem de yine de bana ” Sinan abi , ameliyat olayım mı sence?” , ” Bu ilacı kullansam bana iyi gelir mi?” , “Bana çürük verirler mi?” gibi sorular soruyorlar. Nerdeyse her hafta sünnetsiz bir asker getiriyorum hastaneye . Aslında anlatacak o kadar çok şey var ki … Ama burda herkesin konuştuğu tek bir konu var; ŞAFAK Bana sorduklarında biraz çekinerek söylüyorum, çünkü bulunduğum yerde çok az kısa dönem var. Arkadaşlarımın tamamı uzun dönem. Yine de buraya bir şafak atayım. 12’den sonra 51
Nerdeyse unutuyordum, bundan 5 yıl önce geldiğim Diyarbakır’ı çok gelişmiş buldum. Burayı görmeyen insanlar burayı nasıl hayal ediyorlar bilmiyorum ama burda İstanbul’daki nerdeyse herşey var. Türkiye’yi yurt dışında hep kötü yüzüyle gösterenlere kızıyoruz ama , Diyarbakır’ı ve daha birçok şehri televizyonda hep kötü yönüyle gösteren de biziz . Heralde bu şekilde bakınca ” ah ne kadar şanslıyız ” demek mi hoşumuza gidiyor bilmiyorum ama kimse fazla sevinmesin , burda insanlar istanbuldakilerden daha güvenli ve sosyal bir hayat yaşıyor. amma mesaj verdik yahu. Ayça Şen’in yazılarını okuya okuya sanırım benim günlük yazıları da onunkilere benzedi:)

sinan

asker oldum piyade

Sunday, 2. November 2008, 12:34:06

20 ağustosta evimde otururken nerden aklıma geldiyse askerlik şubesini arayıp durumumu sordum. 2 eylülde askerdim. urfanın viranşehir ilçesinde piyadeyim.acemiliğimi de burda yaptım. viranşehir suriye hududunu kontrol ediyor. biz de zaman zaman sınırdaki çeşitli işlere yardımcı ediyoruz. önce yazıcı olarak başladım. sonra revire geçtim. hasta olan askerleri burdaki doktorumuza dosyalarıyla birlikte getiriyordum. sonra askerliği bitecek bir arkadaşımın yerine geçtim. hastaneye sevk olan askerleri diş için urfaya, diğer işler için de diyarbakıra götürüyorum. pinhani ile de çok seyahat ettiğim için bu iş bana zor gelmedi ama genelde yol diğer askerlere çok zor geliyor. askerde olduğumun bilinmesini başta çok fazla istemedim. ama artık bilen biliyor. 100 günden daha az zaman kaldı bitmesine. üniversite mezunlarına sağlanan abartılı ayrıcalıktan dolayı kısa dönem askerlik yapıyorum. marttaki konserlere kadar fazla paslanmamaya çalışıyorum. nadiren de olsa burda çalıyorum. çok eğlence olan bir yer değil askerlik yaptığım yer. dolayısıyla müzik ihtiyacı fazla yok. gitar çalan bir arkadaş var, bir tane de ankara havaları çalan arkadaşımız var. inşallah kazasız belasız bitirir ve alıştığım hayata bir an önce dönerim. burdan döndüğümde birkaç iyi arkadaş ve çok fazla hatıram olacak. faydalı geçirmeye çalışıyorum. burda yaşadığım birçok olumsuzluğun ne kadar önemsiz olduğunu malesef çok acı bir olayla anladım. bizim ekibin en önemli parçalarından biri olan tanju abinin vefatı burdaki günlerimin dönüm noktası oldu. ailem çok üzülürüm diye benden saklamak istedi. ama gazetede tanju abinin resmini görünce ben de öğrenmiş oldum. döndüğümde bu olayı sanırım daha iyi kavrayacağım . şu anda kendi dertlerimle uğraşmaktan kafam biraz karışık… arada girip günlüğe şafak atacağım
sinan

 

mostar

Saturday, 2. August 2008, 09:44:20

mostardayim . her yerde mezarlik var. genelde genc insanlarin mezarlari. her binada onlarca kursun izi. bircok binaya bomba dusmus ya da ciddi zarar gormus. aradan 10 15 yil gecmis ama ne olup bittigini anlamak cok kolay. buralari cok gormek istiyordum. manzaranin kotu oldugunu tahmin ediyordum ama yine de bu kadarini tahmin etmemistim. sehrin eski bir bolumunu onarmislar ve cok guzel olmus. insanlar cok sicak. nejat abinin bahsettigi mostar koprusu de onarilmis. burayla ilgili yorum yapmak cok zor. dondugumde burayla ilgili daha cok sey okuyacagim. bu aksam da saraybosnayi gorecegim.
sinan

2 ay sonra

Monday, 16. June 2008, 15:51:56

albüm çıkalı neredeyse iki ay oldu. albümün ilk klibi bugün yayına başladı. oysa bize göre klip aceleye geldi. bu işleri planlı yapanlar nasıl yapıyor çok merak ediyorum. yine şanslıyız, güzel bir iş çıktı ortaya, herkesin fedakarlıklarıyla…

konser , kayıt ve klip

Thursday, 12. June 2008, 13:19:27

Mayıs turnesinden sonra ikinci zorlu bölüm hepimizi zorlamaya başladı. Geçen cuma studio live’daki konser çok güzel geçti. Arka arkaya çalmanın verdiği uyum ve birkaç günlük aranın verdiği enerjiyle sanırım en güzel konserlerimizden birini verdik. Pazar günü bir lisede yaptığımız konser çok yorucu geçmedi. Pazartesi benim basçı olarak yer aldığım Akın Eldes projesinin Kadıköy Gitar Cafe’deki iki konserlik canlı kayıt deneyinin ilki vardı. Gitarda Tanju Duru ve vurmalı çalgılarda Yinon Muallem’le çaldım. Öğlen tüm ekip birlikte tüm parçaları ayrıntılı olarak bir veya iki kez çaldık. Kayıt için deneyler yaptık. Gece ise aynı parçaları arka arkaya iki kez çalıp kaydettik. Çeşitli aksaklıklar oldu. Herşeyden önce bir önceki konserde yakaladığımız havayı yakalayamadık. Canlı kaydediliyor olması herkeste stres yarattı. Üstelik konserin ilk bölümü de büyük ölçüde kaydedilemedi kayıt sistemindeki bir aksaklıktan dolayı. Akın abinin Cango albümünde kontrbas çalan İlkin Deniz de konserdeydi. Kaydolmayan bölümde o da bir parça çaldı.(tabi bunun kaydolmadığından haberimiz yoktu o sırada) Arada İlkin abiyle konuştuk ve ertesi günkü konserde daha çok çalması için onu ikna ettik. O da kendi aletlerini getirdi, ilk bölümde o çaldı. Benim parmaklarım zaten bir gün önceki 3 setlik konserde iflas etmişti, normalde çok sık bas gitar çalmadığım için. İlkin abinin çalacak olması bana yaradı. Zaten hem İlkin abi böyle bir iş için çok daha tecrübeli, hem de onun çaldığı kontrbas çok daha ilginç bir alet. Konserin ikinci bölümünde yine İlkin abi başladı , sonra ben devam ettim. Bas gitarımı İlkin abinin amplisine taktım. O kadar güzel bir ses çıktı ki ampliden, her zamankinden daha fazla keyif alarak çaldım. İki gün üstüste yaptığımız bu kayıt herkesi yordu, ancak dün de “Ağlama”nın klip çekimi vardı. Hep beraber klip çekimine gittik sabah 8:30da Küçükyalı sahiline. Çekimler güzel başladı. Ama Zeynep daha çekimlerin en başında rahatsızlandı. Halbuki bu klipte basketbol oynayacaktık ve bunu en çok arzu eden Zeynep’ti, kısmet olmadı. Rakibimiz eski milli basketbolcular Tamer Oyguç ve Tolga Tekinalp’le beraber gelen 3 genç basketbolcuydu. Rakip takımda da bir bayan oyuncu vardı aynı bizimki gibi. Zeynep rahatsızlanınca devreye Cem Abi girdi. Akın abi ve Cem abi uzun zamandır basketbol oynamadıkları için sanırım güzel vakit geçirdiler. Selim , Hami ve ben de rakibimize olanca gücümüzle direndik ancak yine de bolca smaç yedik:) Tamer abi de Tolga abi de son derece mütevazi tavırlar sergilediler ve herkesi motive ettiler. Hava o kadar sıcaktı ki herkesin sabrına hayran kaldım. Diğer 3 genç oyuncu da bize karşı son derece sıcaktı. Klipte rol almak için gelen 7 dinleyicimiz de güneşten nasibini aldı ancak onlar da başından sonuna bizi yalnız bırakmayarak bize unutulmaz bir destek verdiler. Klipte ilk defa bir oyuncu da oynadı. Hepimize biraz rol kestirdiler, esas oğlan rolünü de bana verdiler. Tabi ki yine pek beceremedim. Hepimizin heryeri yandı güneşten. Ben bile kıpkırmızı oldum. Gece 10’da studio live’daydık. Günün rehaveti ve milli maç nedeniyle çekim ekibi biraz geç başladı , sabah 4’e kadar çekimler sürdü. İçeriyi dolu göstermek için 30 kadar figüran rol aldı. Hepimizin üzerine gece boyunca yaklaşık 30 defa sis makinasıyla duman verildi. Figüran arkadaşlar da son derece iyi niyetliydi. Çekimlere katılan hemen herkesin grup hakkında olumlu düşünceleri vardı ve bu durum herşeyi kolaylaştırdı. Studio Live çalışanları da bize çok yardımcı oldu. Gün bittiğinde kime teşekkür edeceğimi bilemez haldeydim. Klibimizi yöneten Kerem abi herkesten çok yoruldu. Eve geldim sabah 4:30da. Annemler de sabah yola çıkacaklardı, nasılsa ertesi gün uyurum diye biraz da onlarla oturdum. Ama şansımıza üst katın sanırım mutfağı yıkılıyormuş, erkenden dikildik Hami’yle. Hami’nin evi Bulgaristan sınırındaki Mimaroba’da olduğu için bizde kaldı. Bugün de Ataşehir’de bir okulda konserimiz var. Yarın Silivri, sonraki gün Bursa’da Akın Eldes Trio ve ondan sonraki gün Bursa’da Pinhâni var. Bakalım nerde pilimiz bitecek. Zeynep de biz bunları yaparken hastanede serumlarla kendini şarj etti bir miktar. Neyse ki Selim onun yerini konserde doldurabiliyor. Ama yine de böyle maceralı bir klip gününde o da yanımızda olsaydı daha verimli geçmiş olacaktı. Şimdi işin yoksa herkese derdini anlat “Zeynep neden klipte yok…” Bu arada “Ne güzel güldün” için de bazı çekimler yaptık ancak vakitsizlikten çok kısa bir iki görüntü aldık. Anlatacak çok şey birikti ama kabaca olanlar bunlar…
sinan

mayıs turnesi….

Wednesday, 28. May 2008, 17:27:17

ben de yeniden keşfettim şifreyi sevgili günlük kusura kalma…

zorlu bir turneyi atlattık…bol bol gezdik, yedik içtik, aralarda da biraz çaldık…bu turneden edindiğim en büyük tecrübe şudur ki; bundan sonra turneye çıkarken yanımda bir adet sub monitör ve bir tane de kolay taşınır cinsten tuvalet bulunduracağım.
konserlere gelince; ilk kez bu kadar kalabalık seyircilere, üst üste çaldık ve konser bitimlerinde o üçbin beşbin kişinin pof diye ortadan kayboluşuyla bir kez daha anladık ki insanlar bizim kara kaşımıza gözümüze gelmiyorlar…

bana göre turneye damgasını vuran karacaoğlanın dizeleriyle noktalamak istiyorum fakat siteye kapatma cezası gelebilir.

yine de içimden söylüyorum:

gül ……. … … olmuş …….. ……..

hami

V.Ö. V.S. ve muadil ilaç

Wednesday, 28. May 2008, 17:21:40

Akın abinin de günlükte belirttiği gibi Van konseri oldukça zorlu geçti . Yıllar önce Selim’le Van Basten grubunda çalarken edindiğim tecrübeleri epeydir kullanamıyordum , iyi oldu . Yazarken farkettim , Van ili ve Van Basten grubunun hiçbir alakası olmamasına rağmen bana benzer tecrübeler yaşatması da ilginç . Sonrasında Samsun , İstanbul ve Eskişehir’deki konserlerde özellikle sesle ilgili sorunları fazla önemsemediğimi farkettim . Demek ki arada böyle konserler vermek gerekiyor , bile bile değilse de yanlışlıkla . Yeni albümle ilgili çok olumlu gelişmeler oluyor , bir öncekinin başına gelen birçok olumsuz şey bu sefer olmuyor . Albümün artık her şehirde olduğuna eminim , bu çok güzel bir duygu . Dün Kütahya’daydım . Albümü arıyorum , şehir merkezinde pek “kasetçi” yok . Derken “Tayyare Müzik” diye bir dükkana girdim . “Pinhaaaani var mı ? ” dedim . “Oricinal mi?” diye sordular . Bir soru da benden : “Sahtesi de mi var ? ” . Boş CD pahalı gelmiş olacak ki “Hazırı yok ama isterseniz yaparız tabi” dedi . “Yok bana oricinal lazım” dedim , hediye edicez albümü , bulamıyoruz . “Abla pinani var mı?” dedi yalandan da olsa , karşımdaki bayan korsan. Tabi ki yok . Neyse sorduk soruşturduk , baya aradık . Meğersem Kütahya’da bizim ilacımızı bulsak bulsak “Kasetçi Ahmet”te bulurmuşuz . İçeri girdim , baktım oricinal albüm duruyor karşımda . Adamın boynuna sarılacağım nerdeyse kendi albümümüzü alırken . Bana 1 saate ve 12,5 YTL ye mal oldu pinani’nin oricinali , halbuki öbür tarafta 15 dakikada sıcak sıcak basıyorlar daha ucuza , bir nevi “muadil ilaç” …

sinan

24 mayıs-van

Saturday, 24. May 2008, 21:04:44

konseri ses düzeni açısından korkunç idi.sadece ses düzeni değil,bir çok açıdan.tabii bunu en derinden hisseden yükün çoğunu tek başına kaldıran sinan.orada üniversitenin kapalı spor salonunda cem ve demirhan ile çaldık.tecrübemiz ile olumsuz şartların üstesinden geldik.bu açıdan(öğretici) zeynep ve hami nin bu konserde olmasını isterdim.bunu söylediğimde hami hemen böyle bir konser siparişi verdi:-)aman biraz vakit geçsin..:-))
akın.

20 mayıs-turne..

Tuesday, 20. May 2008, 20:57:16

ben akın.uzun bir aradan sonra yazabiliyorum.aranın uzun olmasının belki de en önemli sebebi şifreyi unutmuş olmam :-)aynı şey kendi sitem için de(özellikle içindeki günlük ve forum) geçerli..
-turne epey yorucu ama bir o kadar da zevkli geçiyor.her şehirde mutlaka komik bir şeyler oluyor , gülüyoruz.bunun dışında bol bol yemek yiyoruz.yöresel lezzetlerin-yazmayı düşündüğüm rehber için- özellikle peşindeyiz.bugün sinan ile (van şehrindeyiz)yolda yürürken 8 yaşlarında bir çocuk bize kilolarımızı söyledi ve tartısında tartıldığımızda farklı çıkarsak para almayacağını iddia etti.tartıldığımızda ikimizin de kilosunu doğru tahmin ettiğini görünce şaşırdık.ve bu enteresan vesile ile ikimizin de 4 er kilo almış olduğunu farkettik:-)

sanırım

Tuesday, 6. May 2008, 23:09:49

insan birçok şeyden emin olamıyor . aynı şeyle ilgili tutarsız düşünceleri oluyor . dün bir konser verdik . çok olumlu ve çok olumsuz şeyler okudum bu konserle ilgili . ben de emin değilim . sanırım güzeldi , sanırım güzel değildi … eminim daha güzel olabilirdi
albümle ilgili de farklı düşünceler var . sanırım güzel oldu , ama eminim daha güzel olabilirdi . iki albüm var , kıyaslama yapmak şimdilik kolay gibi duruyor . biri eski , diğeri yeni . aradan yıllar geçtiğinde belki 6 albüm daha yaptıktan sonra onlar “Pinhâni’nin ilk albümleri daha güzeldi be abi” diye anılacaklar belki de . şimdi rakipler , o zaman bir dönemi birlikte temsil edecekler .
albümle ve konserlerle ilgili yorumlar iki kanaldan bize ulaşıyor . biri bize atılan mailler ya da çevremizdekilerin yine sadece bize ulaştırdığı yorumlar . yani bir kısmı sadece bize ulaşan yorumlar . diğerleri de herkesin okuyabileceği , gazete , dergi gibi şeyler (ki bu albümle ilgili neredeyse hiç yazı çıkmadı) ve internetteki forumlar , sözlükler vs . sadece bize ulaşan yorumların %99’u olumlu . herkesin okuyabildiklerinde ise genelde olumsuz eleştiriler var . bunun sebebi konusunda çok iyimser değilim . belki bizim kızacağımızı düşünen bu insanlar bizden korkup yüzümüze hep olumlu şeyler söylüyorlar . ama sanırım bu fark , bize “haddimizi bildirmek” isteyenlerin çokluğundan değil , motivasyonundan kaynaklanıyor . tabi bundan da emin değilim
ilk albümün hatrına , ikinci albüm henüz basında kendine yer bulamamasına rağmen büyük müzik marketlerde en çok talep gören albüm haline geldi . buna şaşırmadım desem yalan olur . belki bir daha hiç yaşamayacağımız birşey bu , bu ikinci albümün beğenilmesine bağlı . bugün günlük yazısı yazarak bu anı da tarihe düşmüş oldum .
bu arada ne kadar dinlemediğim albüm varsa hepsi en çok satılan albümler listesinde tabi araya karışan güzel albümler de var . umarım bizimki de onlardan biridir …
sanırım benden başka da bu günlüğe yazan olmayacak , tamam anladım şarkı sözü yazmak zor geliyor da , şuraya iki satır karalayın be birader ( zevkliymiş ha böyle herkesin okuyacağı şekilde mesaj yollamak , böyle BBG gibin , Ünlüler Çiftliği gibin bişeymiş )

sinan

sonunda

Friday, 25. April 2008, 21:31:48

sonunda hastalandım , beklenen son . 17sinde albümü ve kapağını teslim etmek için haftalardır doğru düzgün uyku uyuyamadım , 18inde de konserler başladı , tüm tedbirlere rağmen vücut iflas etti . yarın ise önemli bir konser var . zaten herşeye verdiğim aşırı önem beni bu duruma getirdi:)
bir şekilde yerimizi alacağız elbet , hep iki solistli bir grubum olmasını istedim ama kısmet olmadı , aslında bir dönem öyle bir grubumuz oldu ama , insanın doğası gereği bu grup çok yaşamadı , yazın tatile gittim ve döndüğümde gruptan atılmıştım . halbuki şimdi iki solistimiz olsa , konsere de bensiz çıkıverirlerdi , en azından kenarda yalandan gitar çalardım . şimdi kolaysa bu vaziyette 20 küsür şarkı çal söyle
sonunda albüm de çıktı . gidişat ilk albümdekinden farklı gibi dursa da , aslında çok benzer şeyler oldu . ilk albümde talep olmadığı için albüm gecikmişti . çıktıktan sonra da uzun süre çoğu şehre gitmemişti . bu defa konser talebinden dolayı kaydı geç tamamladık . tamamladıktan sonra da gecikmeler oldu . bu defa eldeki baskı , talebi karşılamıyor diye albümün çıkışı birkaç gün gecikti . aslında geçen salı – çarşamba çıkabilirdi . normalde bugün de çıkmayacaktı ancak çok ısrar ettim . hasta hasta beni kırmadılar ve albüm çıktı . pazartesiye kalsaydı heralde çok moralim bozulurdu . ticaretin müziğin bu kadar içinde olması ve albümü henüz dinlememiş kişilerin albümle ilgili söz sahibi olabilmesi çok garibime gidiyor . böyle şeyler benim olduğu gibi müzikle uğraşan herkesin müziğe olan ilgisini törpülüyordur sanırım . önümüzde bolca açık hava konseri var ve benim acilen iyileşmem lazım . umarım bu defa uzun sürmez ama hiç kısa sürmedi ki benim hastalığım …

sinan

albüme çeyrek kala

Sunday, 9. March 2008, 21:25:00

albüm son günlerde çok hızlı ilerliyor . şarkıların bazıları hazır , bazılarının biraz işi var . albümün ön kapağı da bugün hazır oldu gibi . nisan ayında konserlere tekrar başlayacağız , inşallah o zamana kadar albüm bitmiş olur , çok zaman da kalmadı . geçen albüm kaydında çok kar yağmıştı ve kayıtlar aksamıştı , zaman zaman fırtına çıkmış ve deniz otobüsleri de iptal olmuştu . bu defa böyle aksilikler fazla olmadı . ilk albüme katkım bu albüme göre çok daha az olmuştu , bu yüzden çok sevinçliyim . ancak katkı yaparken çok ciddi tereddütler yaşıyorum . karar vermek zor bir iş , geri dönülmez kararlar almak çok zor geliyor . yapılan albümün tüm grubun içine sinmesi için çok dikkatli olmak lazım , bu da zor bir görev gerçekten . ama neticede yapılan şey bir albüm , memleketi kurtarmıyoruz , çok da abartmamak ve keyfini çıkarmak lazım …

sinan

 

şapka ve carpe diem

Sunday, 10. February 2008, 02:10:31

buraya yazacak çok şey birikti , geçen ay Akın Abi’yle verdiğimiz Trio konserleri çok hoş bir deneyim oldu , şimdi bir tanesinin kaydını dinliyorum , harika bir hatıra . bu ay arada sırada Murat Çelik’e eşlik ettim ,onun da bana çok faydası oldu . albüm kaydı sürüyor . geçen albüme 12-13 şarkıyla girmiştik , 10 tane kalmıştı , bu sefer 10 taneyle başladık . neyse ki hepsi albüme giriyor , en kritik dönemi atlattık . bazıları şimdiden albümdeki hallerini aldılar . bazılarının biraz daha renge ihtiyacı var , ama temelleri sağlam oldu . sanırım ikinci albüm çıkınca konserimiz renklenecek , çünkü insanlar bilmedikleri şarkıya katlanamıyor ve biz de sürekli insanların bilmediği şeyler çalıyoruz . bu günlük sadece ben yazdığım sürece pinhâni günlüğü olmaktan çıkıyor , ilgi(siz)lere duyurulur:) ayrıca pinhâni yazarken artık ısrarla şapka koyuyorum . bir hata yaptık , yavaş yavaş düzeltelim .
ek: eskişehir’deki tüm konserlerimizi verdiğimiz Carpe Diem bugün kapanıyor . Son zamanlarda Eskişehir’in yaşamak için çok güzel bir yer olduğunu düşünmeye başlamıştım . Carpe Diem kapanınca garip bir şekilde Eskişehir’in cazibesi azaldı gözümde . Umarım başka güzel yerler de vardır Eskişehir’de , ya da açılır . Türkiye’de kendimize en yakın bulduğumuz yerlerden birinin kapanması hepimiz için üzücü oldu . Bundan son anda haberimiz oldu ve bu yüzden orda son bir defa daha çalamadık , kısmet değilmiş …

sinan

gemlik

Wednesday, 9. January 2008, 02:20:38

bizimle ilgisi olmayan kişiler para kazanmak için sahte afişler asmışlar , sahte biletler satmışlar …
çok can sıkıcı . gemlik gibi çok dinleyicimiz olan bir yerde böyle birşeyin olması çok üzücü , henüz gitmemiştik oraya . sanırım bir insanın sadece müzik yapması mümkün değil . garip bir sürü insanla ve olayla uğraşması lazım her zaman için . ne kadar ilginç bir durum , bir ara konserlerimiz olduğunda yolladığımız posterleri asmıyorlardı , ilgilenmiyorlardı . şimdi ise sahte poster basıp her yere asıyorlar . yok mu bunun ortası ? bu insanlar aynı tip insanlar . her durumda olan bize oluyor , bu defa farklı olarak bazı dinleyiciler de mağdur oldu , tabi bu daha da üzücü ve sinir bozucu bir durum …
sinan

hareket

Tuesday, 25. December 2007, 00:06:13

doğum günleri eskiden bu kadar hüzünlü değildi , muhtemelen ilerde daha da hüzünlü olacak . geçtiğimiz yıl hayatımın en hareketli yılıydı , ama önümüzdeki senenin daha hareketli olmasını istemiyorum .
sinan

adana-mersin-antakya-antep turnesi

Thursday, 13. December 2007, 13:40:35

çalma ve uyuma dışında sürekli yemek yeme ile geçti:-)yorgun,çok tok ve epey mutluyum..
akın.

izmirden

Sunday, 2. December 2007, 14:56:34

konserler arka arkaya gelince işin zevki en azından benim için kaçıyor , bir süre sonra boğazım acımaya başlıyor . bu sefer de zorlu konserler arka arkaya geldi , beni en zorlayan balans ve bios konserleri sanırım , uzun çalmaya çalışıyoruz her iki yerde , üstüne de daha kısa bir izmir konseri daha verdik , aslında bu konseri çok büyük bir seyirci kitlesi izliyor ve televizyonda yayınlanıyor , ama biz de bu tip konserlere hep yorgun çıkıyoruz , daha dikkatli olmak lazım sanırım . dün de ufak aksilikler oldu yorgunluktan .

izmirde güzel bir zaman geçirdik her zaman olduğu gibi , van basten’den arkadaşım mehmet ve onun grubu drunk ile her sefer birlikte çalma etkinliğimizi sürdürdük . çaldıkları şarkıların bazılarını sevmiyor olmama rağmen büyük keyif alıyorum .

izmirdeki ikinci konserimizden sonra yüksek sadakat’in konseri vardı , yeni vokalistleri kenan abi , akın abinin arkadaşı olduğu için ilgiyle izledik . gerçekten birlikte ilk konserleri olmasına rağmen müthiş bir uyum vardı . bulutsuzluk özlemi’nden bir şarkı çaldılar , akın abiyi de sahneye davet ettiler , çok hoş oldu . sound baya zengindi . sonra pamela çıktı sahneye , onu da ilk kez seyrettim . bizden çok farklı bir anlayış vardı sahnede , ancak kendi içinde çok tutarlıydı , herşey şova yönelikti , enstrümanlar telsizle ses iletiyordu ve bu yüzden müzisyenler sahnede özgürce hareket ediyordu , aynı örgürlüğü bana verseler pek işime yaramaz ama pamela ile birlikte çalan müzisyenler bu özgürlüğü doyasıya yaşadılar .

konserden sonra mavi bara gittik , sowhat grubu sahnedeydi . bir gün önce de onlar bizi dinlemeye gelmişlerdi . kısa bir süre bize sahnelerini verdiler , akın abinin şarkılarını çaldık , sanırım en güzel performansımızdı , belki kısa olduğu için bana öyle geldi . gecenin sonunda alsancakta elektrik kesintisi manzaraları vardı . toplu halde insanlar barları terketti . bir anda tüm seyyar satıcıların etrafı insan doldu . biz de önce midye dolma , sonra da söğüş yedik ( her zamanki gibi yine zararsız sağlıklı besinler )

günlüğe düşeceğim son not ;
dönüşte thy bankosu önünde kimliklerimizi istediler , ben de bizim ekipten birine espiri olarak ” yahu bizi tanımıyorlar mı , ne kimliği:) ” dedim . güya kendimle dalga geçiyordum , bizi fazla tanıyan çıkmıyor ya , ama bu sefer öyle olmadı , diğer bankodaki görevli beni duydu ve ” biz sizi tanıyoruz , cuma bios’taydık ” dedi , tabi ben de bir uygulamaya daha son verdim , bundan sonra böyle espiriler yapmayacağım

sinan

telli turne

Thursday, 29. November 2007, 02:13:30

turneden aklımda kalanlar ;

çok yedik (gereğinden fazla yani)
çoğu zaman uykumu alamadım
konserler geçen yıla göre daha doluydu ama seyirci sayısı bazı yerlerde beklediğimizden azdı
ilk defa gördüğüm şehirler genelde beklediğim kadar güzel değildi , en çok erzurum’u beğendim , en ilginç yer orasıydı bana göre
trabzon’da gitar amplifikatörlerimizden biri radyo yayını yaptı kendi kendine , kullanamadık , neyse ki yedek bir tane buldular
bu turneden önce tellerimi biraz daha kalınlaştırdım , yeni tellere alışmam zor olacak
küçük yaştaki dinleyicilerimizde ciddi bir artış vardı (dizi müziği yapmanın etkisi olsa gerek)
dedemiz Turan Yanbeğ’in (mahlas olarak Pinhani’yi kullanan) memleketi Bayburt’tan geçtik , ailemizde Bayburt’ta doğmayan ama Bayburt’u gören ilk insan oldum ( Bayburonot denilebilir ) , dedemizin babası olan Mahmut Kemal Yanbeğ’in adının verildiği ilköğretim okulunu ziyaret ettim . ben kendimi tanıtınca okulun öğretmenleri oldukça şaşırdılar , ilk defa çalıştıkları okula ismini veren kişinin bir akrabasıyla tanışıyorlarmış (onların yorumu) yine dedemin uzun yıllar yaşadığı Trabzon’u da ilk defa gördüm

ilk defa yenilen-içilenler ;

gilaburu suyu : kayseri yöresinde yetişen bir meyvanın salamurasından yapılan ilginç bir içecek
sivas köftesi : yayvan yuvarlak az baharatlı bir köfte
cağ kebabı : ben yiyemedim , akın abi yedi galiba , erzurum’un meşhur kebabı , ama çağ değil cağ imiş , bunu öğrendim
tırnak paça çorbası : erzurum’dan , ağır olduğu için içmemize müsade edilmedi:)
akçaabat köfte : trabzonsporlu futbolcuların şehir dışındaki kamplara getirttiği sarımsaklı köfte
sucuk içi : normalde sucuğun içine konulan kıymanın tabaktaki hali
yağlama : kayseri’de midemiz patlamak üzereyken son darbeyi vuran şey , yufkadan yapılıyor galiba , yoğurtla yeniliyordu , sonrasını hatırlamıyorum

sinan

cümbüş

Tuesday, 23. October 2007, 23:31:40

epeydir kimse birşey yazmamış , ben sessizliği bozayım . cumartesi kendime cümbüş aldım . perdesiz aletleri çalmak konusunda fazla deneyimli değilim ama dizi müziğinde cümbüş kullanmak istedim ve o sırada cebimde kalan son parayla cümbüş aldım, tesadüfen zeynel abidin cümbüş’ün dükkanının önünden geçiyordum , hatta biraz param eksik geldi tabi bişey demediler, neyse ki akbilim full+full , eve dönüp hemen başladım çalmaya . dün ve bugün de dizi müziği için kayıt yaptık Tanju abiyle . cümbüşte baya zorlandım ama Tanju abi çaldıklarımı derleyip toparladı her zamanki gibi , bişeye benzedi . şimdi de onları dinliyorum . çocukken basket oynayıp kameraya çekerdik , akşam da izlerdik . babam da ” bütün gün haytalık yapıyorlar , akşam da oturup izliyorlar ” derdi , işte şu anda yaptığım onun gibi bişey:)
sinan

2 in 1

Monday, 10. September 2007, 22:14:35

bugün dizi müziği için kayıt yaptık , bol bol klarnet kaydı yaptık yine . dolayısıyla klarnetim yanımdaydı . akşam taksimde lise ve üniversite arkadaşlarımla toplanıp güzel bir yemek yedik . dönüşte istiklal caddesinde yürürken gitar çalan gençlerin “hele bi gel” çaldıklarını duyduk , tam da şarkının başında denk geldik . sokak müzisyenlerinin bizim şarkıyı çalmasına ilk defa denk geldim , hepimiz çok şaşırdık . hemen klarnetimi çıkardım , solo bölümünde yetiştim ve beraber biraz daha uzatarak çaldık şarkıyı . ilginç olan ” hele bi gel”i 7/8lik yerine 4/4lük çalıyorlardı . beni tanıdıklarını sanmıyorum , iki kişilerdi , birinin beni tanımadığına eminim ama sanırım öbürü de tanımıyordu . bana ve arkadaşlarıma güzel bir hatıra oldu . istiklal caddesinde de ilk defa çaldım , zevkliymiş .
sinan

yorucu 3 günün ardından

Thursday, 6. September 2007, 23:12:52

hasta hasta çalışmak zor iş , hala kendimi fişek gibi hissetmiyorum , bu halime rağmen 3 gündür yoğun bir kayıt dönemi yaşadık . 10 şarkıyı defalarca çaldık canlı olarak , bazılarını 4-5 sefer , bazılarını 10-15 sefer çaldık. çoğu içimize sindi ama sinmeyen şeyler de oldu , önümüzdeki hafta bu kayıtları değerlendirmeye alacağız . ikinci albümün epeyce işi var , acele etmemize rağmen uzun sürebilir ama işin ilginç tarafı ilk albüm aşırı ilgi görmeye başladı , bu durum bizi biraz rahatlattı çünkü şu anda albüm hazır olsaydı bile yayınlanmazdı . dolayısıyla eğrisi doğrusuna gelmiş olacak . kayıt yaptığımız yerde yemek için fazla seçenek yok , küçücük bir dükkan var , rizeli bir hanım kurabiye , börek , yaprak sarma yapıyor . bir de değirmen pastanesi var , orda çeşitli yemekler var ama ben en çok çayeli(tsayeli) kurufasulyesi ve biber turşusu menüsünü tercih ediyorum , üç gündür bu iki menüyü fazlasıyla tükettim , ama zaman içinde insan yaprak sarmadan bıkıyor … zaten bu bağdat caddesinde de hiçbir şey benim alıştığım gibi değil , avrupayla türkiye arasına sıkışmış bir yer , dolmuş var ama her istediğin yerden binilmiyor , yol üstünde bile duraklar var , halbuki “bizim avrupa” yakasında “hoop” dedin mi dururlar
bugün kadıköyde deniz otobüsü beklerken istanbullunun çilesi bir kez daha gözümüze battı ; deniz otobüsü bostancıdan büyük ölçüde dolu geldiği için kadıköyde çok az yolcu binebildi , çok sayıda insan iskelede çırpındı gemiye binmek için , taa avcılar-büyükçekmeceye giden son gemi üstelik , belki de o insanlar hala yoldadır , belki de orda kaldılar , nasılsa ertesi gün yine gelecekler , belki bir ateş yaktılar ordaki parkta , kaynaştılar ve çılgınca eğleniyorlar …
aslında istanbul çok güzel bir şehir , heyecanlı , eve varacağının bir garantisi yok , nerde akşam orda sabah (neden gülüyorsam)

sinan

günün anlam ve önemi

Tuesday, 28. August 2007, 16:53:53

merhaba,

RLRR LLRR RLLL RRRR LLLL

hoşçakal günlük…

hami

 

 

konser(ve) hayat

Sunday, 26. August 2007, 09:03:21

iki kere zatürre geçirmiş biri olarak , sanırım bu sefer zatürre olmadım diyebilirim , ama direkten döndüm , hatta hala pozisyon devam ediyor , evden hiç çıkmadım 3 gündür . Tüm kapı ve pencereler kapalı , herkes benim yüzümden balkonda yaşıyor , ben ise sürekli konserve kavanozunun içindeymişim gibi terliyor ve üstümü değiştiriyorum . giderek daha iyi oluyorum ama daha sürer bu durum .

forumda muhtelif gruplarla ilgili yorumlari okuyorum , doğal olarak pek yorum yapmıyoruz biz başka gruplar hakkında . bir grup hakkında yorum yapabilmek için tüm şarkılarını dinleme gereği hissediyorum . bazen çeşitli festivallerde merak ettiğim grupları dinleme şansım oluyor . çoğu festivalde gruplara tanınan süre o kadar kısa ki , albümlerinin tamamını çalma imkanı bulamıyorlar . ancak bana ilginç gelen şey ise çoğu grubun , kendilerine ayrılan o kısacık sürenin bir kısmını cover çalmaya ayırmaları . bunun için güzel bir sebep göremiyorum . uzun bir konserde cover çalınmasına karşı değilim ama 6 şarkılık hakkımızı 1 hatta 2 cover ile mundar etmemiz için bir neden olamaz . ikinci albümümüzün şarkılarını uzun zamandır çalıyoruz , çok faydası oldu çalmanın , kısa vadede olumsuz bir durum yarattı , bu şarkıları konserlerde çalmak göle yoğurt çalmak gibi bir şey(demek ki bundan dolayı çalmak fiili burda kullanılıyor:P) . ikinci albüm çıktığında sanırım konserlerimiz daha güzel geçecek , artık bilinmeyen şarkılar çalan grup olmayacağız …
sinan

bodrum bodrum bodrum bodrum ….

Wednesday, 22. August 2007, 16:07:14

MFÖ’nün bodrum bodrum şarkısını şu anda ben yazmaya kalksaydım en az arka arkaya 8 kere bodrum derdim , içim dışım bodrum oldu çünkü . Bodrum’a daha önce de gitmiştim , içinde ilk defa kaldım , gerçi tam içi değildi , yürüyerek bodruma 15 dakika , çaldığımız yere yarım saat . güzel olan çok şey vardı , kaldığımız yer beklediğimden güzeldi . 6 günlüğüne gittik , sonra 2 gün daha uzattık . 8 gün arka arkaya şarkı söylemenin sesimi yoracağını düşünüyordum , çok etkilemedi neyse ki . ama bünyem iflas etti . hava çok sıcaktı , arka arkaya içtiğim buz gibi uludağ gazozlar boğazımı şişirdi . Göğsümde de bir yırtık oluşmuş , muhtemelen üşütmeden ya da futbol oynamaktan . Bodrum’da denize giremedim dolayısıyla . Ama yeni parçalar için çok iyi prova imkanı bulduk , çaldığımız yerin ses düzeni gayet iyiydi . Bizden önce ve bizden sonra çok iyi müzisyenler sahne alıyordu , yakındaki Mavi Bar’da da çok iyi müzisyenler çalıyordu , hem onlar geldi “Kedi”ye . Hem de biz gittik Mavi’ye . Çok sayıda arkadaş edinerek döndüm Bodrum’dan . Bugün yazlığa annemin yanına döndüm , bana bakıyor , hastaneden geldik , film çektirdik , sadece yırtık olmasına sevindim . Çünkü bodruma gitmeden önceki gün maçta çok fena düşmüştüm … Neyse , kolum kırılmasın da , zaten sporla uğraşan insanların evlerinden sonra en çok takıldıkları yer hastaneler ve barlar oluyor , ironik bir durum …
sinan

konya

Monday, 18. June 2007, 10:37:09

cağaloğlu konseri sonrası sinanla yaptığımız konya çıkartmasından mideler burunda dönmüş bulunuyoruz.Hacı şükrüde 150şer gram tandır yerken akabinde adam başı 1,5 porsiyon etli ekmekler havada uçuştu, konser günü ise kendimizi toplu bir sünnet düğününün pilav gününde bulduk.Kavurmalı pilav bamya çorbası yayla çorbası irmik helvaları derken şu geçtiğimiz 2 3 gün içinde rahat 4 5 kilo aldığımızdan eminim.Ne içtik diye sorulursa cevabım şudur:sadece ilk gün adam başı bir litreden fazla ayran içtik! gerisini tahmin ediverin artık…
iki üç günlük bir tatilin ardından yine iş bekliyor bizi ama maalesef elimizin altında bu saydıklarım olmayacak…
konser ise…. aman napıcaksınız konseri ben nerde bulurum öyle yemekleri bi daha…
hami

not:kazım abi cok yaşa!!!

daBRuka

Saturday, 5. May 2007, 17:04:16

en son ben yazmışım … dün ilginç bir geceydi . geçen yıl burada 5 ay boyunca sürekli takip ettiğim ve artık aşırı samimi olduğum 3 yunan müzisyen yine burda , aralarından bir tanesinin bu hafta sonu bir işi çıkmış , beni davet ettiler, o kadar çok izledim ki onları , sanırım türkiye’de onların çaldığı şarkıları daha iyi bilen biri yok , bütün gece darbuka çaldım . ne kadar zor birşeymiş . ellerim patladı . gerçekten bir enstrümanı bütün gece çalmak – darbuka bile olsa – antrenman gerektiriyor . maşallah pinhani konserlerinin 2 katı sürdü , bitmek bilmedi . dinleyicimiz olan bir arkadaş da “abi pinhani’den ayrıldınız mı?” dedi … ayrılsam bile darbuka çal(a)mayacağıma eminim ama bu gece yine çalacağım …
sinan

oy eleşkirt

Tuesday, 20. February 2007, 01:23:55

eskiden yakın çevrem tarafından sürekli eleştiriliyordum . genç olan ve bir baltaya sap olamayan her insan gibi ben de eleştirildim . sonra bu durum ortadan kalkmaya başladı , çünkü öyle bir iş seçmişim ki , çevremde beni eleştiren neredeyse kimse kalmadı , ama hiç tanımadığım bir sürü insan kalbimi sıkıştıran eleştiriler getirdiler , yani şimdi eskisinden daha çok eleştirenim var. aslında değişmeyen bir tek annem ve babam oldu , biri hiç eleştirmedi , diğeri hep eleştirdi , işin ilginci her ikisi de iyi olmamı istiyordu . peki daha mı iyi oldum ? sanırım durum şu , ikisi de beni koruyamadı , yağmurdan kaçarken doluya tutuldum …
sinan

KAPI PARASI SÜPER OLDU

Thursday, 15. February 2007, 22:09:26

carpe diem de trio olarak (ben sinan hami) çaldık .kapı parasını çalmayı planlamamıştık,ama istek oldu,iyi ki oldu..
akın

(kapı parası , akın eldes’in 2. albümünden sözlü bir şarkıdır , sinan )

selimi isteriz! selimi isteriz!

Saturday, 27. January 2007, 16:25:37

Dönmelisin,dönmelisin artık bizim olduğunu bilmelisin
Sen çalmalısın,çalmalısın pinhani için bir kez daha çalmalısın!

Söz/müzik:hami ünlü (mü acaba?)

Selimin gelmesine çok az bir zaman kala içimizi tatlı bir heyecan kaplamış bulunuyor.

hami

carpe diem

Sunday, 21. January 2007, 20:54:25

şu an eskişehirde carpe diem barında müdüriyet deki bilgisayarın başındayız.konser arsını değerlendirelim dedik.keyfimiz yerinde.sesler iyi,salon dolu,dolayısı ile moraller yüksek:-))
akın-zeynep-hami-sinan.

tanışma

Thursday, 11. January 2007, 15:04:28

buraya da ara sıra yazacağım artık.ne güzel…
akın.

tekrar istanbul

Wednesday, 3. January 2007, 14:18:29

10 aralıkta antalyaya gittim orda bol bol dinledim çalıştım ve hastalandım. evimde ailemle uzun zaman geçirmeyi gerçekten çok ama çok özlemişim. gitarımla çok fazla haşır neşir olma fırsatı buldum istediğim anda elimin altındaydı. ortada duran gitarla küçük kedimiz -herkesin başka bir isimle çağırdığı ve onun hepsine baktığı pako, pikaçu, koala …vs – gitar çalmaya çok hevesliydi bir ara atladı gitarın üstüne sesler çıkarmaya başladı. o anda annemle benim surat ifadelerimiz çok komikti. o andan itibaren gitar pek ortada durmadı suikast olasılığı yüzünden tabi
ve şimdi istanbuldayım kasvetli bir hava çok özlüyorum antalyayı bide oraya gidince hasta olmasan hava değişikliğinden daha güzel olacak.
5 ocak cuma günü balansta konserimiz var, bu bizim balansta ilk cuma günü konserimiz olacak. umarız herşey çok güzel olacak. akın eldes trio ve pinhani …
cem aksel’inde bizlerle beraber olacağını hesaba katarsak bizim için heyecan bir kaç kat artacak hem akın eldes hem cem aksel …
zeynep

 

27

Tuesday, 26. December 2006, 13:50:10

bir doğum günüm de geride kaldı , aslında dün birşeyler yazacaktım . ama kuzenimin bilgisayarı buna müsade etmedi . ilk defa 25 aralıkta istanbuldan ve ailemden uzaktaydım . ankarada kuzenim gökhan’la nefes barda kebaplar eşliğinde yeni yaşıma girdim . sonradan aramıza pinhanifansite kurucusu arkun da katıldı . zaten geçtiğimiz yılı temsil eden şeyler , gidilen şehirler , yeni tanıdığım insanlar ve yenilen kebaplar .
buraya izmirden geldim , izmirde de 6 günde yüzlerce midye dolma tükettikten sonra sarılık olmadan ankaraya geçtim . bindiğim otobüste walkman dinleyen tek insan muhtemelen bendim. bu yüzden olsa gerek , otobüsün muavini yanıma gelip ” abi fazla kasedin var mı , bizde de teyp var ama kaset yok , burda radyo da çekmiyor” bende de fazla bir kaset vardı , pinhani verdim .
” abi bu pop mu ” dedi muavin kardeş , dedim “pop değil ama sen koy ,merak etme yolcuları rahatsız edecek bişey değil” sonra da kasedi dinlemeye başaladık , dön bak dünyaya hariç diğer şarkıları dinledik , öyle denk geldi . şarkıların yükseldiği yerlerde biraz kalbim sıkıştı yolcular rahatsız oluyordur diye , genelde yaşlılardan oluşan bir yolcu grubuydu . ama çok eğlenceliydi , ilk defa böyle bir ortamda bulundum . tatilim bitiyor , çarşamba gününden itibaren provalara başlayacağız , yeni konserlere yeni şarkılar hazırlayacağız…
sinan( arkun da burda, selamı var )

işin içi

Friday, 15. December 2006, 23:19:01

işin içine girdim , artık tek işim müzik , hep istediğim şey . beklediğimden farklı çıktı bu hayat . eskiden öğrenciyken beste yapmak için az vakit oluyordu , şimdi daha az oluyor , halbuki herşeyin sebebi o besteler . mesela binlerce kilometre yaptık bestelerin sırtında . işin ilginci ben de artık yolda birşeyler yapmayı öğrendim . hatta artık sadece yolda birşeyler yazabiliyorum. konserler bitti , ama ben istanbulda duramıyorum , konserler 8 aralıkta bitti,11inde de Akın Eldes Trio vardı , o arada bi kere ankaraya bi kere de boluya gidip geldim , yarın da izmire gidiyorum . yakında eve otobüs koltuğu yaptıracağım uyumak için. her fırsatta yola çıkıp camdan tarlaları dağları seyretmek bütün stresimi alıyor. istanbul dışındaki arkadaşlarımla daha çok görüşür oldum , ankaradaki kuzenim de doymuştur artık bana , geçen yıl uyarmıştım onu:) istanbulun dışındaki insanlar daha güzel vakit geçiriyorlar , önümüzdeki dönemde istanbul dışında bolca vakit geçireceğim inşallah . 5 ocağa kadar tatil …
sinan

saçlarım

Friday, 24. November 2006, 11:25:20

saçlarım çok uzadı , bugün kestireceğim artık , kesin kararlıyım , iyice çirkinleştiler, saçlarım yıllardır hep aynı olduğu için bazı arkadaşlarım uzatmam konusunda gaz verdiler ama tabi ki her zamanki gibi saçlarım kesilecek , yoksa 17 yaşındaki vesikalığımı hala nasıl kullanırım:)
sinan

yorgun turne geceleri

Monday, 13. November 2006, 00:38:59

bu gece mersindeyiz turne tüm hızıyla devam ediyor. oteller, yollar, kilometre tabelaları … vs
otelde internet var acayip sevindik keşke her otelde olsada her gece yazabilsek. yoruluyoruz ama buna değiyor herşeyden önce. şimdi yatma vakti sabah gaziantep’e yolculuk var erkenden.
zeynep

valiz hazırlamak

Wednesday, 8. November 2006, 18:03:08

1 saat sonra evden çıkacağım ama daha hiçbir şey hazırlamadım . balıkesir ve izmir konserleri güzel geçti . inşallah bu konserler de iyi geçer

sinan

kış gelmiş

Saturday, 4. November 2006, 01:43:52

bugün inandımki kış gelmiş… hiç dinmeyen bir yağmur karanlık bir gökyüzü istanbulda hava sinirli kaşlarını çatmış. dışarı çıkarsanız size gösteririm der gibi… bide üstüne diş ağrısı. günün ilk yarısı evde geçti ikinci yarısı ise içimdeki karamsarlığı alıp götüren iki konserdi. balanstaydık teyzemle beraber yüksek sadakat ve nev konserleri izledik. yüksek sadakati ilk defa izledim performanslarını beğendim. grubun davulcusu deniz alemdarın performansı görülmeye değerdi. nev ise daha evvel izlediğim ve şarkılarına hakim olduğum herkes gibi(nev seven herkes) onunla ağladığım bir müzisyendir. nev’in davulcusu meğer dandadadanın davulcusuymuş son kez çalıyormuş o konserde nev ile, konserin ortasında yeni davulcu sahne aldı. konserler çok güzeldi. eve mutlu bir şekilde döndük ve ben hemen günlüğe sarıldım.
zeynep

Çakma Kafi

Thursday, 2. November 2006, 16:16:33

Günlüğe ilk yazım… Daha doğrusu ezelden beri yazdığım ilk günlük yazısı.Bugün sinanla Akın abinin parçalarını onsuz çalma cesaretini gösterdik.NaKafi ya da diğer adıyla çakma kafi provadan yorgun argın ama alnının akıyla çıktı.Hayatımız saymakla geçecek görünüşe göre.
Pinhami

akılsızlığım

Thursday, 2. November 2006, 01:11:21

bugün yüxexes programına konuk olduk dream tvde , tee bağcılardaki kanalın binasından , kanalın minibüsüne yüklediğimiz eşyalarla yola çıktık , dünyanın yolunu gidip unkapanundaki çalışma yerimize geldiğimizde gitarımın minibüste olmadığını farkettim . akılsız başın cezasını sadece ayaklarım çekmedi , kanalın minibüsüyle dream tv ye geri döndük . neyse ki gitar duruyor . biraz daha bekleyip saat 3:15 teki servise binip evimize döneceğiz .
sinan

bas vs davul

Tuesday, 31. October 2006, 20:01:13

bugün değişik geçen bir gün oldu hem benim için hem hami için. bugün unkapanındaki çalışma yerimizde hami ile bas davul çalışması yaptık bizim için çok faydalı oldu. uzun zamandır yapmak istediğimiz birşeydi. budan sonra her hafta yapacağız. sahne için çok yararlı olacak. değişik şeyler denedik ve başarılı oldu. konserlerde de yaparız sanırım ama önce akın abi ve sinanlada çalışmamız lazım sanırım baya yüklü bir çalışma oldu. ikimizde çok yorulduk.
çalışma yerimize geldiğimizde elektirkler kesikti on dakika bekledikten sonra geldi. ben bu on dakikayı değerlendirerek bir tost yedim. e elektirikler kesik nasıl yaptılar tostu diyeceksiniz tost makinasını jeneratöre bağlamışlar hami’nin davulunu kurarken elektirikler tekrardan gitti ama yılmadık bekledik elektirikler geldi. mutlu olduk
çalışmanın sonunda davulu tekrardan toparladık bu sefer bende yardım ettim. davulu yarın için kılıflarına koyduk artık yarın dreamtv ye gitmek için hazırdı. yüxexes programı için artık davulumuz hazır. sadece taşıması kaldı yarın zorlu bir gün olacak. umarız seyredenlere seyir zevki veririz.
zeynep

çalış çalış çalış…

Friday, 27. October 2006, 15:00:25

üç gündür ortaköydeyim ve bas gitarla baya bir haşır neşir oldum. uzun zamandır bu kadar çalışmamıştım. notalarımı bulamayıp ortaköye geldim ve başka şeyler yapmam gerekitiğini düşündüm bende koydum cd kim olursa çaldım çaldım çaldım baya faydalı okuyor birincisinde olmazsa ikincisinde çalıyorum. arada verdiğim dizi molasıyla biraz rahatladım.
dün cem aksel ile ilk çalışmamızı yaptık. bizim için baya değişik oldu. özelliklede benim için bas gitarın davulla uyumunu herkes bilir. cem abiden çalışmanın ilk dakikalarında biraz çakindim ama sonuna doğru çekinmemem gerektiğini anladım. boşa stres yapmışım. akın abi ve cem abiyle çalmanın tadı bir başka.
herşey daha güzel olacak ileriki günlerde. çalışmaya devam…
zeynep

 

çalışmayı özlemek

Thursday, 26. October 2006, 22:05:22

insan 3-4 gün evde oturunca dışarı çıktığında iyi vakit geçiriyor . kendimi çok sağlıklı hissetmememe rağmen evden çıkıp ağır ağır çalışma yerimize gittim . önceden ayarladığımız bu çalışmayı erteleyemezdim, ilk defa bugün cem aksel de çalışmamıza katıldı . hepimiz için ilginçti . albümden beri ilk defa çaldık birlikte, bol bol güldük . ilk bölümde hami de yer aldı . hepimizin hayran olduğu cem aksel’i o da izlemek istedi . akın eldes de ikinci defa çalışma yerimize geldi , ama onla başka yerlerde çalışma yapmıştık . cem aksel’le yaptığımız çalışma bitince bateriye hami geçti , beraber bir iki yeni şarkı baktık . sonra da akın eldes’in şarkılarını çalıştık ilk defa. evde hasta olarak takıldığım süreyi bu şarkılara çalışarak geçirmiştim . şarkıları layıkıyla çaldığımız (ben ve hami) pek söylenemez . ama gerçekten çok zevk aldım , solistlik çok hikaye bir iş çalmanın yanında . pinhani şarkılarını da enstrümantal olarak çalma fikri oluştu , hatta hele bi gel için bir deney yaptık . tüm enstrümanların verdiği çok farklı zevkler var ve insan hiçbirinden vazgeçemiyor.
sinan

3 öğrenci 1 tam

Tuesday, 24. October 2006, 23:12:52

öğrenci olmak çok ilginç bir psikoloji , epeydir ağırlığını hissetmediğim birşeydi . şimdi yüksek lisans öğrencisi oldum ve yeniden bu psikolojiye girdim . halbuki bitirmek gibi bir zorunluluğum yok. koskoca öğretim görevlisi bana bi ödev veriyor ve mutlaka yapmak zorunda hissediyorum kendimi . neticede seçimle alıyorlar o programa. heralde teoman gidip yüksek lisans yapmak isteseydi(belki de yapmıştır ama) ” sen müziksiyen değil misin , git kitarını çal , başkasının hakkını yeme ” diyebilirlerdi . bana demediler doğal olarak . şimdi öğrenciyim ve yine eskisi gibi “ders çalışmam lazım” dürtüsü beni rahatsız etmeye başladı . bu dürtüden nefret ederim , çünkü eskiden ne zaman gitar çalsam suçluluk hissederdim , ya da derste müzikle ilgili bişey düşünsem kendime kızardım , ama hiç değilse bu defa keyfekeder bir öğrencilik yapıyorum . yine aynı şeyler oluyor , bu sefer kendime kızmıyorum ve gülüyorum daha evvelki yapay duruma , insanın istediği şeyi yapamaması ne fena bişey . öğrencicilik oynuyorum , bu da okulu daha çok sevmeme sebep oluyor , sanki hapishanedeyim ve istersem çıkabilirim
öğrenciliğin en güzel taraflarından biri de öğrenci indirimi , ankaraya tren bileti alırken 3 öğrenci 1 tam bilet alacağız .
sinan

bugun bayram

Monday, 23. October 2006, 18:27:40

usuttugum icin evden cikamadigim bir bayram gunu gecirdim. istanbulun havasi da , kediler de bana dokunuyor galiba . yillardir yapmak istedigim bir projeyi gerceklestirdim . evde davul calabiliyorum artik . davulun uzerine ozel bir deri taktim , misinadan orgu gibi , hic ses cikarmiyor . gec saatlerde bile davul calisilabiliyor .gerci tam akustik davul zevki vermiyor ama ucuz ve pratik bir cozum oldu .insallah bu sayede davulu ilerletirim. insan bazen eline gec gecen seyleri hem mutlulukla hem de uzuntuyle karsiliyor . keske 10 yil once davula ilk basladigimda da evde boyle bir setim olsaydi . ama haminin evinde davul seti olmadigina gore bu is biraz da istek isi .
sinan

sevgili günlük…

Saturday, 21. October 2006, 15:20:23

bugün çok lüzumsuz başladı . bir türlü istediğimiz gibi yürümeyen konser organizasyonu ile ilgili önemli sorunlar yaşadık turne organizatörüyle. belki bu yüzden ilk büyük turnemiz iptal olacak . sabırlı olduğumu düşünürdüm ama daha da sabırlı olmam lazım galiba . konser vermek gerçekten çok zor olabiliyor bazen . şimdiye kadarki tüm konserlerimizde beklenenden fazla seyirci geldiğine göre bir de gelmeselerdi vay halimize …
sinan

günlüğe merhaba

Saturday, 21. October 2006, 10:40:23

merhaba ilk yazıyı yazmak bana kısmet oldu. sinan istemiş günlüğü ne iyi de etmiş. artık bizimde bir günlüğümüz var çok teşekkür ederim kendi adıma ağaçadam senden bize ayırdığın zaman ve içten sevgin için. sinanda yazar sana bişeyler öyle sanıyorum. artık günlükte beraberiz.
zeynep üçer

dinle

Peki Madem'i Spotify'da dinleyin! Kendinden Usandırma'yı Spotify'da dinleyin! On Türkü'yü Spotify'da dinleyin! Kediköy'ü Spotify'da dinleyin! Canlı Yayın'ı Spotify'da dinleyin! Başka Şeyler'i Spotify'da dinleyin! Zaman Beklemez'i Spotify'da dinleyin! İnandığın Masallar'ı Spotify'da dinleyin!